YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
27 Mayıs Darbesi, TSK’ ya Yönelik Bir Operasyon muydu?
02 Ağustos 2016 15:44

27 Mayıs askeri darbesi genellikle Türk siyasi hayatı ve demokratikleşme açısından ele alınıp değerlendirile gelmektedir. Halbuki, bu darbenin bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik boyutu vardı ve belki de en köklü ve kalıcı tesiri Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde olmuştu. Darbeci subayların teşkil ettiği Milli Birlik Komitesi tarafından yayınlanan 2 Ağustos 1960 günlü 42 sayılı kanunla, Türk ordusundan 275 general ve 7.000 subay emekliye sevk edilmişti. Bu emsali az görülen bir tasfiye operasyonuydu. ABD Büyükelçisi Fletcher Warren’in 11 Ağustos tarihli raporuna göre, generallerin % 90’ı, albayların % 55’i, yarbayların % 40’ı, binbaşıların da % 5’i emekliye sevk edilmişti.

Ordu subaylarının gençleştirilmesi, rütbe enflasyonun önlenmesi, kadro fazlalığının giderilmesi ve orduda piramidin yeniden kurulması 42 sayılı kanunun gerekçeleri olarak sıralanıyordu. Emekliye sevk edilen generallerin yerine albaylar atanmış, ordunun üst kademesi şu şekilde düzenlenmişti; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, Genelkurmay İkinci Başkanı Tuğgeneral Şefik İlter, Kara Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral İrfan Tansel, Jandarma Genel Komutanı Tümgeneral Nurettin Onur, Birinci Ordu Kumandan Vekili Tümgeneral Cemal Tural, İkinci Ordu Kumandan Vekili Tümgeneral Ali Keskiner ve Üçüncü Ordu Kumandan Vekili Korgeneral Celal Alkoç.

27 Mayıs darbesinden sonra tasfiyeye uğrayan subaylar, Emekli İnkılâp Subayları Derneği kurarak orduya tekrar dönme mücadelesi verdiler. Ancak, Dernek 6 Eylül 1961 tarihinde süresiz olarak kapatıldı. Bu tasfiye hareketi Emekli İnkılâp Subayları (EMİNSU) olarak tarihte yerini aldı.

Darbeci subaylar, görünüşte anti-amerikancı bir çizgiye sahip olmakla birlikte, bu tasfiye operasyonu, tamamı Amerika Birleşik Devletleri’nden hibe olarak temin edilen para ile gerçekleştirilmişti. Gerek kendileriyle yapılan röportajlarda, gerekse yayınladıkları hatıratlarda pek çok Milli Birlik Komitesi mensubu, 1947’lerden itibaren Amerika ile kurulan aşırı ilişkiden rahatsız olduklarını ifade ediyor, Amerika’ya mesafeli durmaya çalışıyorlardı. 1960 Haziranında yapılan ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Toplantılarında da bu hoşnutsuzluk tespit edilmiş, Milli Birlik Komitesi’nin 38 mensubunun ABD’deki askeri okula gitmiş olmalarına rağmen, ABD’li yetkililerin yeni rejimle yakın ilişkiler kurmada başarılı olamadıkları toplantı notlarında belirtilmişti. (1)

Amerika, Milli Birlik Komitesi ile iyi ilişkileri NATO üzerinden kurmaya çalışmış ve bunda başarılı olmuştur. NATO Başkomutanı Norstad, bu hususta önemli fonksiyonlar icra etmiştir. Norstad 24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye’ye yaptığı bir günlük gezide, 38 kişilik komitenin bütün üyeleri ile tanışmayı başarmış, “Hepsini çok parlak, sadık ve heyecanlı subaylar bulmuştur.” Ziyaretinde, TSK’da yapılacak geniş kapsamlı tasfiye operasyonu da ele alınmış, General Norstad Geçici Hükümet’in emeklilik konusundaki planına ABD’nin yardım edeceği sözünü vermiştir. Norstad ”Planın sorumluluğunu üstlenen genç subayların ABD’ye karşı tavrı iyidir; ABD’de eğitim gördükleri için, çoğu İngilizce bilir. Çoğu bir Amerikan önderliği umduğu, beklediği izlenimini veriyor ve bu aşamada devreye girmek çok önemlidir.” ifadesiyle, darbeci subaylar hakkındaki kanaatini bildirmiştir. (2)

ABD Büyükelçisi Warren, Cemal Gürsel’in daveti üzerine 13 Temmuzda askeri danışmanlarla birlikte MBK üyelerinin ziyaretine gider. Görüşmede emekliye sevk edilecek subayların durumu ve bu hususta Amerikan yardımı ele alınır. Büyükelçi Warren, bu tasfiyenin siyasi amaçlı olduğunu, aynı zamanda Türk Ordusunun savaş gücünü azaltacağını, Amerika’nın bu işe karışmaması gerektiği düşüncesini 13 Temmuz tarihli telgrafıyla Washıngton’a bildirir.(3) Ama Washıngton bu görüşe katılmaz. Bunu bir fırsat olarak değerlendiren Washıngton yönetimi, General Norstad’ın “bu aşamada devreye girilmesi gerektiği” görüşüne katılarak, tasfiye için gerekli parayı sağlar.

1958– - 61 yılları arasında Ankara'da ABD Büyükelçiliği’nde yarbay rütbesiyle askeri ataşelik görevini yapan Fred Haynes’ın, 10 Temmuz 2000 tarihinde Hürriyet’te yayımlanan röportajında, emekliye sevk işlemleri ile ilgili olarak anlattıkları bu tasfiyeye ilişkin ilginç ipuçları veriyordu. Darbenin hemen ertesi günü (28 Mayıs), saat 09.00 sularında MBK Başkanı Cemal Gürsel'in isteği üzerine Haynes ve ABD Büyükleçisi Warren birlikte, MBK Başkanı'nı görmek üzere başbakanlığa gitmişlerdi. Haynes röportajında, kendilerini başbakanlıkta Albay Alparslan Türkeş’in karşıladığını, Türkeş’in Ordu'dan dört bin subayı emekliye ayıracaklarını ve yeterli miktarda paraya gerek duyduklarını söylediğini kaydeder. (Büyükelçi Warren, MBK üyeleriyle yapılan 13 Temmuzlu görüşmede, Cemal Gürsel’in 2.900 civarında albay ve daha üst rütbeli subayın emekliye sevk edileceğini söylediğini belirtir.)

Haynes, ''Türkeş, sonra para talebinde bulunduklarını inkâr etti. Ama istedi. Ve bu para onlara verildi. Hiçbir resmi kayıtta yer almıyor. Paranın hangi kalemden aktarıldığı belli değil. Ama cömert bir para yardımını kesinlikle verdik. Görüşmeden sonra Büyükelçi Washington'u aradı ve resmen para istedi. Para verildi ve subaylar emekliye sevk edildi.'' sözleri ile TSK da yapılan tasfiye operasyonunun finansal boyutunu açıklamıştı. Haynes, röportajın devamında başbakanlıkta yapılan görüşmeyi aşağıdaki gibi anlatmıştı.

“MBK Başkanı Cemal Gürsel ile dörtlü bir görüşme gerçekleşti.

Cemal Gürsel, ABD ile müttefik olunduğunu söyledi ve Ankara'nın Amerikan politikasının kesinlikle değişmeyeceğinin güvencesini verdi. Aynı görüşmede, ABD Büyükelçisi, süvarilerin elçilik çevresinden çekilmesini istedi. Öğleden sonra süvari birliği çekildi.” (4)

Albay Alparslan Türkeş’in ihtilalin hemen ertesi günü, tasfiye operasyonu için Amerikalılardan para istemesi ve tasfiye edilecek subay rakamı telaffuz etmesi, bu konuda ihtilal öncesi ön bir hazırlığın bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, emekliye sevk edilecek subay sayısı 2.900 - –4.000 olarak konuşulurken, daha sonra hangi sebeple bu sayının 275 general ve 7.000 subay olarak gerçekleştirildiği meçhulümüzdür. 13 Temmuzda 2.900 olarak belirlenen sayının hemen 20 gün sonra yedi binin üstüne çıkarılması ya emekliye sevk işleminin bir plana bağlı olmadan keyfi olarak gerçekleştirildiğini, ya da başka bir müdahalenin olduğunu düşündürtmektedir.

Hulusi Turgut'un kaleme aldığı “Şahinlerin Dansı Alparslan Türkeş Anlatıyor” isimli kitapta Alparslan Türkeş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek rütbeli subaylarının çok arttığını, piramidin altının tıkandığını, sağlığı elverişsiz, mesleki bilgileri yetersiz yüksek rütbeli subayları tasfiye ederek, orduyu gençleştirmek ve modernleştirmek istediklerini anlatır.

Kitabın “İhtilalciler de Amerika’dan Para Aldı” başlıklı bölümünde Türkeş, Milli Birlik Komitesinin subayların dosyalarını incelemeye alarak sağlık durumları, askerlik san’atına yeterlilikleri ve ahlaki durumları itibariyle tek tek değerlendirdiğini anlatır. Neticede, 275 general ve amiralle, 7.000 albay, yarbay ve binbaşının ordudan tasfiyesine karar verilir. Türkeş, bu araştırma ve tespit yapılırken, muhtemelen yüzde üç, yüzde beş hata yapılmış olunabileceğini yahut bir takım nefret ve kıskançlıkların da rol oynamış olabileceğini sözlerine ilave eder. Aslında, MBK üyelerinin bir kısmı, bütün generallerin tasfiye edilmesini, orduda komuta kademesinin genç albay ve yarbaylardan oluşmasını istemekteydi. Ancak, Cemal Gürsel’in “Generalsiz ordu mu olur?” itirazı karşısında, 30 general ve amiral hizmette bırakılmıştı.

Alparslan Türkeş tasfiye planının finansman boyutunu aşağıdaki gibi anlatır. Anlattıkları, Fred Haynes’ın açıklamaları ile örtüşmektedir.

“Ordunun, gençleştirme hareketinde de yine paraya ihtiyaç vardı. O sırada, NATO’nun Paris’teki Başkomutanı Hava Orgenerali Norstad, Türkiye’ye gelmişti. Projemizi kendisine anlattık. Bize yardım edin, dedik. Bu iş için 12 milyon dolara ihtiyaç vardı.

Para, Amerika Birleşik Devletleri’nden temin edildi. Bu, NATO parası değildi. Bundan sonra, tasfiye hareketine girişildi. O gün için yüksek sayılan bir ikramiye verildi. Bu arkadaşlar kişi başına 36’şar bin lira ikramiye aldılar. Ayrıca, kendilerini yüksek maaşla emekliye sevk ettik.”

Emekli edilen subayların ikramiyesinin niçin Amerika Birleşik Devletleri’nden geldiği sorusuna Alparslan Türkeş, “Dost ve müttefiktik. Çok yakın münasebet içindeydik.” cevabını vermiştir. Röportajında Amerikalıların bu tasfiyeye karşı olduğunu ifade eden Türkeş, Amerikalıların karşı oldukları bir iş için niçin para gönderdikleri sorusuna karşılık olarak, General Norstad’ın “ Madem böyle düşünüyorsunuz, bu sizin bileceğiniz iştir. Amaç, Silahlı Kuvvetlerinizi güçlendirmek olduğuna göre, biz size her hususta yardımcı olmak isteriz.” dediğini aktarır.

NATO Başkomutanı Norstad’ın 1960 yılının ağustos ayında yaptığı bir değerlendirmede, bu tasfiye operasyonuyla ilgili olarak, “Ruslar, bir atom bombası atsaydı, bir hamlede, bu kadar Türk Generalini saf dışı bırakamazdı.” dediği rivayet edilmektedir.

Milli Birlik Komitesi’nin darbe bildirisinde NATO ve CENTO’ya bağlılıklarını ilan etmesi, diğer taraftan Cemal Gürsel’in darbenin hemen ertesi günü ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede, ABD ile müttefik olunduğunu söylemesi ve Ankara'nın Amerikan politikasının kesinlikle değişmeyeceğinin güvencesini vermesi ABD ve NATO bakımından çok önemli taahhütlerdi. Zira devrilen Menderes hükümeti, ABD ve NATO’nun izni ve bilgisi dışında, Sovyetlerle ilişkilerini geliştirmeye teşebbüs etmekle kalmamış, 15 Temmuzda bir de Moskova ziyareti planlamıştı. NATO, CENTO ve ABD’ye bağlılık açıklamaları, darbecilerin 30 Mayıs 1960 tarihinde ABD tarafından tanınmasıyla ödüllendirilmişti.

Türkiye’nin ABD çizgisi dışına çıkması ve Sovyetlerle bağımsız ilişki geliştirmesi, ABD tarafından kabullenilemeyecek bir durumdu. Nitekim 5 Ekim 1960 tarihli ABD’nin Türkiye Politikası konulu, ABD Ulusal Güvenlik Raporunda bu çizgiler net şekilde belirtilmişti (5). Raporda;

“ABD’nin ekonomik savunma politikasına uygun olarak, Sino-Sovyet bloku için gerekli stratejik mallarının ihracını sınırlandırma ve yasaklama konusunda Türkiye’yi zorlamak ve Türkiye’yi;

a) Belli bazı duyarlı alanlarda Sino-Sovyet blokunun yardımını kabul etmeme,

b) Bu bloka ekonomik bağlılık yaratacak şekilde Sino-Sovyet bloku ile ticari ilişkiler geliştirme ya da ABD çıkarlarını ciddi biçimde tehdide yönelik ilişkiler geliştirmeme konusunda uyarmak.” gerektiği belirtilmişti.

Türkiye’nin NATO inisiyatifi dışına çıkmaması için, ordunun NATO konseptine bağlanması, Amerikan harp doktrinlerine göre biçimlendirilmesi gerekiyordu. 18 Şubat 1952’de resmen NATO’ya üye olan Türkiye’nin ordusu, hem teşkilat yapısı bakımından, hem de tarih ve düşman algısı bakımından NATO standartlarına uygun değildi. NATO Başkomutanı Norstad’ın aracılık etmesiyle ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki tasfiye operasyonunu karşılıksız finanse etmiş, 27 Mayısçılar Türk Ordusu’nun NATO ordusu haline getirilmesi için yapılması gereken her şeyi yapmışlardı.

NATO ordusu olmanın ne demek olduğunu, Emekli Binbaşı İsmail Tansu “Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu?” adlı hatıra kitabında en güzel biçimde anlatıyordu.

“Atatürk’ün “Türkü Koru” anlamında soyadı verdiği Korutürk, bizim açımızdan bu soyadına uygun bir davranışta bulunmamıştır. Kıbrıs milli davamız için örgütlenen gizli teşkilatımızı silahlandırmak için çırpınan T.M.T. (Türk Mukavemet Teşkilatı) mücahitlerini, Akdeniz dalgaları ile boğuşurken ve şehit olurken onları korumamış, yalnız bırakmıştır. T.M.T.’ nin kuruluşunda en önemli konumuz olan silah sevkiyatı operasyonlarında donanması ile uzaktan yakından destek vermemiştir. Hem de; Başbakan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlarının yardım etmesi için telefonla ricada bulunmalarına rağmen Korutürk destekten kaçınmıştır. Korutürk; bağlı olduğu üst makam Genelkurmay Başkanlığı ile kendi hükümetine karşı olan sorumluluklarına duyarlı olmak yerine, NATO başkomutanına karşı olan sorumluluğunda duyarlı olmayı tercih etmiştir. Bu nedenle de, Korutürk bizi hayal kırıklığına uğratmıştır.” (shf. 98)

NATO başkomutanına karşı sorumluluğuna sadık kalan zamanın Donanma Komutanı Fahri Korutürk, 42 sayılı kanunla tasfiye edilen generaller arasından sıyrılmış, bilahare, 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

(1) Cüneyt Akalın, “Askerler ve Dış Güçler-Amerikan Belgeleriyle 27 Mayıs Olayları”, Cumhuriyet Kitapları, 2000, shf.348. (Belge No.35)

(2) A.g.e, shf.349 (Belge No.36)

(3) Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Amerikan Belgelerinde 27 Mayıs Olayı, Belleten Sayı: 227, shf.219-220.

(4) “İdamlar çok büyük hataydı etkileri bugüne dek geldi”, Hürriyet Gazetesi, Kasım CİNDEMİR, Fred Haynes’ la Ropörtaj; http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/07/10/221797.asp

(5) Hulusi Turgut, “Şahinlerin Dansı Alparslan Türkeş Anlatıyor”, ABC Yayınları, 1995.

(6) İsmail Tansu, “Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu?”, 2001.

sinantavukcu@yahoo.com.tr

Yazarın Önceki Yazıları
ABD Irak savaşında istediğini elde etti mi? 19.05.2016Kirli sermaye ve 28 Şubat 16.11.2013Kirli Sermaye ve 28 Şubat III 19.10.2013Kürtler-Şii Araplar: İttifaktan Çatışmaya 07.10.2013Kirli Sermaye ve 28 Şubat 25.09.2013Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.