YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yolun sonu
16 Ocak 2015 15:42

“Calut ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: ‘Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir millete karşı bize yardım et!’ dediler.” (2/Bakara:250)

Artık yolun sonuna gelinmiştir. Sünnetullaha uygun olarak sayıca bir avuç kalmış olan Mü’minler, en ağır sınavı yani “dünya nehrini” de geçtikten sonra yola çıkış amaçları olan durağa gelmişlerdir: Calut ile savaş. Kimdir Calut? 

Calut’un günümüz için iki ayrı şeyin simgesi olduğunu düşünebiliriz. Tek tek İslam ülkelerinin/toplumlarının kendi içlerinde Calut, din karşıtı egemen güçleri temsil eder. Dünya genelinde ise sionist merkezli İslam düşmanlığını. Açıkça ve sırayla sayacak olursak; İsrail, Amerika ve Batı’yı…

Ve günümüz mücahitleri, her iki Calut ile de hesaplaşıp, onları yenmek mecburiyetindedir. Deyim yerindeyse “İç Calut” ile yapılan mücadele, daha önceki makalelerimizde de kısaca temas ettiğimiz üzere, esas olarak şu içinde bulunduğumuz senelerde, bazı İslam ülkelerinde başlamış, bazılarında da başlamak üzeredir. 

Türkiye’yi ele alalım. Yaklaşık seksen sene, Türkiye’nin mücahitleri egemen din düşmanı güçlerin elinde bela, yokluk ve sıkıntının her çeşidini tattıktan sonra nehir kenarına geldiler ve halen de oradalar. Göründüğü kadarıyla, bu nehir kenarı molası daha uzun bir süre de devam edecek. Tabii “su içenler” için. Burada hemen zorunlu gördüğümüz bir paragrafı, bir kez daha açalım. “Su içenler” derken, kategorik olarak hiçbir İslami alt kimliği ima ediyor değilim. Hele son on senedir hükümet etmekte olan siyasi topluluğu kastetmiyorum. Ayrıntı için son iki makaleye tekrar bakılabilir…

Ve bu mesele için Kur’an’dan kendimize model olarak kabul ettiğimiz paradigmaya göre Türkiyeli Mücahitler, yollarının bundan sonrasında nehirden ayrılıp, yola devam edecekler. Bunun nasıl olacağının somut detaylarını ise bilmiyoruz. Ama olacağını biliyor olmamız yeterli zaten. Kendi konumumuzu ve tercihlerimizi ayarlayabilmemiz için… Ve anlıyoruz ki, Türkiye’de İslam’ın tam, kesin, tavizsiz hâkimiyetini kurmadan önce çok ciddi ve son bir mücadele daha yaşanacak. Şimdiden diyelim ve bilenelim: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir topluluğa (Türkiye’yi yaklaşık doksan senedir elinde bulunduran Batı devşirmeleri) karşı bize yardım et!” 

İslam dünyasının geneline baktığımızda ise, Malezya gibi az sayıda ülkenin durumunun Türkiye’ye benzer olduğunu görüyoruz. Büyük kısmı ise şu an Türkiye ve Malezya gibi örneklerin gerisinde bulunuyor. “Arap Baharı” ile birlikte İslam ülkelerinin çoğunda mücahitler daha yeni yeni “nehir kenarı”na yanaşmaya başladılar. Ama buna bakarak “daha çok zaman lazım” gibi bir zanna kapılmak aldatıcı olur. Doğrusunu ALLAH bilir, İslam dünyasının nehir kenarı molası önümüzdeki on sene içinde tamamlanmış olacaktır. 

Yani ister içimizdeki Calut’larla, isterse dünya genelinin Calut’uyla son hesaplaşma için 2020-2030 arasında beklemek gerecek.

Bu noktada Kur’an’a geri döndüğümüzde, bu hesaplaşmanın kolay olmayacağını görüyoruz: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir millete karşı bize yardım et!” Tek başına bu dua metni bile o mücadelenin çok zor ve sıkıntılı olacağını anlatmaya yeter. “Sabır ver!” değil, “Sabır yağdır!” Ayrıca ayetin tertibi yani sıralaması da son derece anlamlı. Üç ihtiyaç vurgulanıyor: Sabır, direnç ve yardım. Üçü de fail olarak ALLAH’a bağlanmış. Sabrı da, direnci de, yardımı da verecek olan O. Kula ait olan ise sadece istemek. Tabii, bu kuru kuruya bir istemek değil, ALLAH’tan istemenin ciddiyetine uyan ve şartlarını yerine getiren bir “isteyiş”. Ayrıca önce sabır, sonra direnç ve ancak bunlardan sonra ve bunların gereğini yerine getirmenin kazandıracağı hak edişe dayanarak, ALLAH’ın yardımı. Fazla söze gerek yok; bu kadarı da bu işin ilgililerine ki hep vurguladık, onlar sayıca az, etkinlik itibariyle dev ve seçkin bir topluluktur, çok şey ifade ediyor.

Müslümanlar! Mücahitler! Önümüzdeki yirmi sene boyunca ALLAH yardımcınız olsun.
Ve hiç ama hiç unutmayın ki:

“Kim ALLAH’ı, Rasulü’nü ve iman edenleri dost edinirse; şüphesiz ki ALLAH’ın taraftarları galip geleceklerdir.” (5/Maide:56)

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
eline ve yüregine saglik
 // gündüzbey
severek ve beyenerek dinledigim ve okudugum müslümanlardan birisisin said bey YÜCE ALLAH (cc) imanini ve ilmini daha,daha arttirsin,lütfen yazmaya ve konusmaya devam edin saglik ve afiyet diliyorum....
19 Ocak 2015 Pazartesi 16:23