YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Oyalanma tehlikesi ya da köpekleri ısıranlar
08 Mart 2015 20:34

“Köpek insanı ısırırsa haber değildir fakat insan köpeği ısırırsa haber olur”, hem de en sansasyonel cinsinden… Ya da, ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’… Daha da uzatılabilir ama bu kadarı yeterli, yerimiz dar. Türkiye Müslümanlarının, hayati önemde olmamakla beraber, belli ölçüde önemli ve hiç eskimeyen sorunlarından biridir: Gündeme atlayıp, kestirmeden şöhret olmak isteyen bazılarının (bu bazılarını nasıl tanımlamak gerekir bilmiyorum, sıkıntılı bir konu, acaba “İslami karizma isteklileri” gibi bir şey nasıl durur!) bir mesele haline getirdikleri, aykırı nitelikli İslami konularla uğraşmak.

Evet işte bu adamlar durup durup insanın köpeği ısırması cinsinden bir şeyler ortaya atıyor. Bu şeyler, örneğin: Efendimiz’in (O’na binler selam!) şefaat etmeyeceği, kandil geceleri kutlamalarının İslam’da yeri bulunmayan bir sapıklık olduğu, ALLAH’ın her şeyi bilemeyeceği, hadislerin sonradan uydurulduğu, aslında kadere imanın iman şartları arasında yer almadığı… türünden konular oluyor. Ve içlerinden bazı tipler, bu yolla bir medya canavarı ya da Batılıların deyimiyle bir toplumsal fenomen haline geldiği hatta gördüğü ilgiden aldığı cesaretle siyasete soyunup, parti kurup, başbakanlığa bile talip olacak umudu kendinde görebildiği ya da en azından bu yolla kocaman bir servet elde ettiği için de, “köpek ısırmanın” cazibesi bir hayli yükselmiş bulunuyor.

Şimdi, kim bu adamlar, ortak ve temel özellikleri neler?

Genellikle belli bir İslami birikime ve/veya karizmaya sahip, dar bir çevre tarafından da tanınan hatta itibar gören insanlar. Orta yaşlarına gelmişler ve hırsları çok büyük. Kendilerini adı konmamış (bazı vakalarda ise konmuş) bir Mehdi, ama en azından İslam ve insanlık tarihinde unutulmaz bir yere sahip olması gereken büyük bir önder olarak görüyorlar. Ve bu görüşlerinde de son derece fanatikler… Ne var ki ömrün ortalarına gelmiş olmalarına rağmen bir türlü keşfedilememişler, değerleri anlaşılamamış! Ve görünen o ki, böyle devam ederse keşfedilemeden de ölüp gidecekler. İşte bu ihtimal onları çıldırtıyor ve olan da sonunda zavallı “köpeklere” oluyor. Bu ‘karizma isteklileri’ tarafından “sırılıyorlar”. Yani öyle bir iddiayla ortaya atılıyorlar ki, yaklaşık bin dört yüz senedir yüz binlerce İslam alimi ve milyarlarca Müslüman aldanmış… Aldananların başını da genellikle Efendimiz Hz. Muhammed (O’na binler selam) ve onun ashabı çekiyor. Ve bu allame-i cihanlar! doğrusunu biliyor! Evet, kısaca durumları bu! Özetlersek, orijinallik yapıp şöhret olma hevesi… Kaprisler ve kompleksler altında ezilmiş, dengesiz ve megalomanik eğilimli, oturmamış bir kişilik yapısı.

İddialarına gelince… Bunları tek tek ele alıp eleştirmek bu yazının sınırlarının çok dışına taşacağı gibi, bize bu yazıyı yazdırtan ana fikre de ters düşer. Yani oyalanıp, tuzaklarına düşmüş onları önemsemiş, reklamlarına alet olmuş oluruz. O nedenle bu “köpek ısırmaların” topu hakkında sadece şu kadarını söylemekle yetiniyorum: Hepsi taklit ve aşırma; hiçbiri yeni değil, orijinal değil. Mutezile’den, 19-20.yy İslam düşmanı oryantalistlerin kin dolu tezlerine kadar geniş bir sahadan aparılmış eski masallar, eskilerin masalları… Buradan da bu allamelerin ilmi yetkinliklerini! görebilirsiniz. Yalanın bile orijinal olanını uydurmaktan acizler. Onu bile çalmaları gerekiyor. Hırsız olduklarını özellikle vurguluyorum, çünkü ileri sürdükleri tezlerin kaynaklarını özenle saklayıp insanlara kendileri tarafından geliştirilmiş gibi takdim ediyorlar ki, bu tam olarak hırsızlık demektir. Bunlar da “yalan hırsızı”…

Bu insanlara çanak tutan medya organlarına gelince… Onların üzerinde de uzun boylu durmaya gerek yok. Çünkü o medyacıların hak, gerçek, doğru, tutarlı olan vb. bir “takıntıları” bulunmuyor. Herhangi bir ahlak anlayışına da sahip değiller. Onlar için tek ölçü reyting savaşında iyi bir yer kapabilmek. Ve tabii bunun için de köpeğin insanı ısırmasına değil, insanın köpeği ısırmasına muhtaçlar. Yani tam olarak bir tencere-kapak ilişkisi… Geçelim…

Ve en önemli gruba gelelim, biz normal Müslümanlara… Bizim, böyleleri karşısında nasıl bir tavır takınmamız gerekiyor?

Doğru olan oyalanmamak, ilgilenmemek, yok muamelesi yapmaktır. Yanlış olan ise kızıp, bu fesadı ortadan kaldırma niyetiyle böyleleriyle tartışmaya, mücadele etmeye kalkışmak. Bu noktada birçok Müslüman bu allamelerin! çıkıntılıklarıyla mücadele edilmediği takdirde dini bilgiden-bilinçten yoksun, ortadaki büyük kitlenin onların etkisinden kalacağından endişe ediyor. Ve böyleleriyle uğraşmaya da bu endişeyi esas alıyor. Yanlış... Çünkü bu allame! taslakları bütün tarih boyunca kalıcı ve önemli bir toplumsal sapmaya sebep olamadıkları gibi bundan sonra da olamayacaklardır. O nedenle bizim yapmamız gereken, Batılı deyimiyle reaksiyoner bir tavır içine girip, inisiyatifi böylelerine bırakmak ve onlar tarafından belirlenecek gündeme uymak olmamalıdır. Çünkü stratejik ölçekte bakılınca, böyle bir tavır mağlubiyeti baştan kabul etmek anlamına gelir. Ya da Din Muhammed hocanın deyimiyle söyleyecek olursak: “Aydın, kendisine gündem dayatılamayandır.” Çünkü gündemi o belirler. Biz normal Müslümanlar da asırlardan beridir devam ede gelen ilmi gündemimizi/geleneğimizi aynen devam ettirmeliyiz. Ama bütün gayret ve himmetimizle yüklenip, toplum içinde en geniş etki alanını oluşturmaya çalışarak. Başta tefsir, hadis, siyer dersleri ve özellikle bunlara ait usül ilimleri olmak üzere Ümmet-i Muhammed’in eğitimi, İslami ilim ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi ilk hedef olmalı, herkes kendi çevresinde, bu nitelikte ve sistematik/sürekli bir ders halkası oluşturmayı kendine temel varoluş gayesi olarak kabul etmelidir. O zaman bu fitne de özel olarak uğraşmaya gerek kalmadan kendiliğinden küçülüp, Batılıların deyimiyle tamamen marjinalize olacaktır.

Son olarak… Düşünün ki bu allamelerin! söylemlerinden etkilenmiş saf fakat cahil biriyle karşılaştık. İşte o zaman ne yapmalı? Buraya kadar yazılanlardan çıkartılacak ilk tavsiye, ‘arkanı dön ve görmezden gel’ olabilir. Ama bu çıkarım yanlış olur. Doğrusu ise şudur: Hasbelkader bu tür bir fiili durumla karşılaştığımızda, münkerle mücadele etme sorumluluğumuz da başlamış olur. Yani arkamızı dönüp görmezden gelemeyiz. Böyle bir durumda, biri yanlış, biri doğru olan iki tavır ihtimali vardır. Ve yanlış tavır şudur: Tam da bu allamelerin! istediği gibi meseleyi ilmi detaylarına inerek ele almak, eskilerin deyimiyle “işi medreseye dökerek” dipsiz bir kuyuya dalmak… Doğru tavır ise, şu argümanı ileri sürmek olacaktır: Yaklaşık bin dört yüz senedir yüz binlerce alim o allamenin! gördüğü gerçeği göremedi, atladı ve bu muhterem yakaladı! Daha da popülarize ederek muhataba şu soruyu sorun: “Bir organın hastalanıp ağrımaya başlasa ve teşhis için bir doktora gitsen… Sonra da bir doktorla yetinmeyip on doktora muayene olsan… Bunların dokuzu aynı teşhisi koysa ve sadece bir tanesi tamamen farklı bir şey söylemiş bulunsa… Hangisini tercih edersin; biri mi, dokuzu mu? Tabii ki dokuzu, çünkü söz konusu olan can… İyi ama burada da söz konusu olan ALLAH’ın dini, insanın kendi ahireti… Daha mı az önemli?” İşte bu yaklaşım, kestirme çıkış yoludur.

Şunu da eklemekte fayda vardır: O aykırı iddianın sahibi olan allameyi! her şeye rağmen yüz binlerce İslam alimine tercih edelim dersek, bize ilmi yetkinliği adına gösterebileceği nesi vardır? Kimdir bu adam? Hangi ilmi başarıya imza atmış, ortaya hangi ilim dalında bir başyapıt koyabilmiştir ki, kendisini İmam Gazali’lere, Ebu Hanife’lere, Bediüzzaman’lara tercih edelim? ‘Onlar yanıldı, bu haklıdır’, diyebilelim. Bu noktada insanın aklına Mehmed Akif’in bir beyti geliyor:

“Garbı bilmez, şarkı tanımaz görgüden yok hissesi;

Bir yaşarmaz göz, bir kızarmaz yüz bütün sermayesi”

Ve en önemlisi, insanların dikkatinin şu noktaya çekilmesi gerekiyor: Ümmet-i Muhammed’in bütün dertleri bitti, bütün ihtiyaçları karşılandı da sıra Efendimiz’in (O’na binler selam) ahirette şefaat edip edemeyeceğine mi geldi? Batmakta olan bir geminin bacasının hangi renge boyanması gerektiği tartışılır mı? Bu halin, İstanbul Müslümanların eline düşmekteyken, Ortodoks ruhanilerin Ayasofya’da toplanıp da meleklerin cinsiyetini tartışmalarından ne farkı var? Bir kişisel şöhret yatırımı olarak ortaya atılan o tartışma konularının tamamında, bu allamelerin! bir an için haklı olduklarını var saysak bile, bu durum Ümmet-i Muhammed’in hangi gerçek derdine çare olacak, bu insanların dünyalarını ihya etmek dışında kime, ne fayda sağlayacaktır?

Bakî selam, ALLAH’a emanet olun…

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
12:54
 // miyase ecemiş
bunlara yapilacak tek sey ilmimizi artirip YAKİNİ(sağlam sarsilmaz inanç)elde etmeliyiz bundan sonra bu zavallilar bize zarar veremez .Allah razi olsun duygularimiza rebber oldugunuz...
11 Mart 2015 12:54
16:35
 // Halil Bıçak
Şefaat etme hakkı Ayet-el kürside bahsedildiği gibi Allah ( cc) nun iznine bağlı olmakla birlikte, Allah ( cc) daha dünya hayatında peygamberler başta olmak üzere dostlarına şefat etme hakkını tanımıştır. Dünya hayatında Allah ve resulüne iman ve sevgi şefaat değilse nedir. Kaldı kı dünya ahiretin tarlasıdır. Yani, dünyada Allah ve resulüne tabi olan zaten ahiretini kazanmıştır. Allah alim ve adildir. Tabii olanlara selam olsun. Yüreğinize sağlık hocam...
10 Mart 2015 16:35
09:23
 // MERAL ÖZERBİL
HOCAM ÇOK HAKLISINIZ ,ŞEFAATE GELİNCEYE KADAR ÖNCE ÜMMETİN ŞEFAAT İSTEYECEK BİR ÜMMET OLMAYA İHTİYACI VARDIR, ALLAH'IN ŞEFAAT YETKİSİ VERDİĞİ ,PEYGAMBERİMİZİNDE ( S.A.V )HOŞNUT OLUP ÜMMETİM DİYE SAHİP ÇIKACAĞI BİR MÜSLÜMAN KİMLİK İNŞASINA ŞİDDETLE İHTİYAÇ VARDIR.BU KONUYA DİKKAT ÇEKEN MAKALENİZ İÇİN ve HAKKI HER DAİM AYAKTA TUTMA VE HAK İÇİN HAK SESLENİŞLERİNİZDE VE DAVANIZDA ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN, SİZE DAVANIZDA FETH'LER NASİP ETSİN. ALLAH SİZDEN HEM DÜNYADA HEM AHİRETTE RAZI OLSUN....
10 Mart 2015 09:23