26 Mayıs 2017 Cuma
  • Altın143,932
  • BIST97.713
  • Dolar3,5669
  • Euro4,0007
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6158
  • İstanbul16 °C
  • Ankara12 °C
  • İzmir14 °C
  • Konya8 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır12 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri12 °C
  • Kocaeli11 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
"Önder Alim" ihtiyacı
08 Mayıs 2015 14:30

Günümüz Müslümanının en önemli ihtiyaçlarından biri… Hatta bazı açılardan birincisi… İslami dirilişin bütün dünyada etkinliğini tam anlamıyla hissettirebilmesi için, sebepler açısından, Ümmet’in önüne düşüp ona yol gösterecek önderlere ihtiyacı var. Tarih boyunca da hep böyle oldu. Ve bu ihtiyacının karşılandığı zamanlarda ve yerlerde büyük işler görüldü. Büyük sıkıntılardan ciddi ve kalıcı bir zarar yaşanmadan çıkıldı. Birkaç örnek verelim:

Mutezile sapkınlığının arkasına devlet gücünü de alarak İslam akaidini kökten tahrip etme hamlesi karşısında Ahmed bin Hanbel’in duruşu… Günümüzde pek çoklarının yaptığı gibi bir köşeye çekilir, sadece ilimle meşgul olur, herkes tarafından sevilip iltifat gören biri olmayı muhafaza edebilmek adına hiçbir şeye karışmayabilirdi. Ve ALLAH bilir o zamanlar kendisine bu türlü akıllar vermeye çalışan ne kadar hain ve sersem olmuştur. Eğer bu hataya düşseydi ne olurdu? İslam tarihinin gelişimi nasıl bir süreç takip ederdi? Tahmin etmeye çalışalım. Senelerce zindanlarda kırbaç yiyeceğine rahat medresesinde, talebelerine ilim tahsil ettirmekle meşgul olurdu. Belki de onca şöhretine rağmen yapılan tahrifat karşısında sessiz kalışının mükâfatını görür, “devletlûlar” katından çeşit çeşit nimete mazhar kılınırdı. Ama bir ihtimal, Mutezili sapkınlığı temel İslam akaidi haline dönüşmez miydi? Bunun karşısında sessiz kalışının hesabı ahiret te kendisine sorulmaz mıydı?

İkinci örnek İmam İbn Teymiye’dir… Moğol istilası karşısında medresesinde uslu uslu millete sadece hadis ve tefsir öğretmeye devam mı etseydi? Bugünden geriye bakarak bu soruya “evet” cevabı verebilecek acaba tek bir tane helal süt emmiş Müslüman evladı var mıdır?

Ya, Bediüzzaman? Kendisine devlet katından çok büyük imkân ve lütuflarla bir arada sunulan, sadece ilimle meşgul olma ve bu arada “güncel”e karışmama teklifini reddederken yanlış mı yapmıştı? 35 sene devam edecek hapis/sürgün/baskı hayatının yükünü omuzlamak yerine herkes tarafından alkışlanıp, sevilen olmayı mı tercih etmeliydi?

İsterseniz Sütçü İmam’ı da düşünebiliriz. 1919 Maraş’ın da Müslüman kadının örtüsüne el uzatılması karşısında, başını çevirip, sütçülük ve imamlık yapmaya devam mı etmeliydi?

Cevaplar açıkça “hayır”dır ama geçmişteki örneklere hayır diyenlerin arasında bir takım gafiller de günümüzde yaşanmakta olan benzerleri karşısında tam 180’lik bir vücut çalımıyla “evet” demektedirler.

Ve bugün biz Müslümanların en büyük ihtiyacı Kur’an ve Sünnet ilmini günümüz sorunlarına ihlasla aktarabilecek, ilim öğretmeye devam ederken, günümüzün iman-küfür mücadelesinde net bir biçimde tavır alabilecek, fiilen önderlik yapabilecek insanların varlığıdır. Yani hem âlim, hem önder olacak insanların varlığı…

Çünkü, İslami hareket çok ciddi bir ilim/tefekkür zeminine oturmuyorsa yoldan çıkıp yozlaşmaması, hatta bir süre sonra ismi itibariyle İslami, içeriği itibariyle gayr-ı İslami bir niteliğe bürünmemesi imkansızdır. O nedenle Müslümanlara önderlik yapan herkes ya çok ciddi bir ilim birikimine sahip olmalı ya da yakın çevresinde birden fazla âlim/danışman bulundurmalıdır.

Aynı şekilde “İslam âlimi” olan/olduğu düşünülen hiç kimsenin kendisini Müslümanların gündeminden soyutlayarak, kristal kulede oturup “safi ilim yapmak” gibi bir lüksü yoktur. Nasıl ki kişisel kulluklarımızda amelsiz ilim tek başına hiçbir anlam taşımıyor hatta sahibinin sorumluluğunu arttırıyorsa aynı şekilde Ümmetin hayatında da amele yansımayan ilim bir şey ifade etmez. Müslümanlara önderlik etmeyen, onların gündemine yabancı duran, kendini müstağni sayıp İslam’ın ve Müslümanların günlük dertleriyle ilgilenmeyen kişi “İslam âlimi” değildir. Olsa olsa bir “âlim simülatörü”dür.

Ve bitirirken şunu da ekleyelim, “Önder Âlim” ihtiyacı derken ne yazık ki bazı hadis rivayetlerinde, bir kıyamet alameti olarak haber verilen ve  “ulemay-ı sû” (kötü âlim) olarak isimlendirilen tiplerle de karşılaşıyoruz. Müslümanlara önderlik yapması beklenirken onları küfre yamamaya çalışan, ya da “fırsat bu fırsattır” deyip kuyruk acılarının hesaplarını görmeye çalışanlar… Bunları da görmezden gelip yola devam deyip, bir Ahmet Kaya şarkısının sözleriyle teselli bulmaya çalışalım. Malum, hikmet Mü’minin yitiği, nerde bulursa oradan…

“Bu yolda dönenler oldu,

Mum gibi sönenler oldu…”

ALLAH’a emanet olun ve süngünüzü dik tutun! Ne olursa olsun,

“Gelecek devrimleri içerisinde en yüksek, gür seda İslam’ın sedası olacaktır!”

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.