YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İslam'ın hakimiyeti
04 Eylül 2015 15:48

2000’lere kadar geçen yaklaşık yüz elli senelik süreç, İslam’ın/İman’ın savunulması ve sonra da dengelerin korunmasına dönük mücadelelerle doluydu. 2000’lerden itibaren bütün dünyada “İslami Hareket”, (yani İslam’ı sadece bir inanç biçimi olarak değil, insana-topluma-hayata dair ne varsa hepsini içine alan bir inanç-düşünce-yaşama biçimi olarak algılayan, deyim yerindeyse “gerçek ve tam Müslümanların” ortaya koyduğu, ALLAH’ın rızasını kazanma amaçlı ve Kur’an-Sünnet ölçüleri içinde gerçekleştirilen, İslam’ın Mutlak Hâkimiyeti’ni hedef alan gayretlerin bütünü) artık savunmadan hamleye geçti ve İslam’ı bütün dünyanın biricik hegemon gücü kılma hedefine kitlendi.

Ve şimdi geldiğimiz bu noktadan sonra neyin nasıl yapılması gerektiği önem kazanıyor. İslam, ALLAH’ın izni ve inayetiyle hâkim kılınacak ama nasıl?

Maddeleyerek sıralayalım:

1-Türkiye gibi Müslüman ülkelerde bu iş olabildiğince kaba kuvvet ve şiddet kullanılmaksızın gerçekleştirilmeye çalışılmalıdır. “Dâhilde kılıç çekilmez” kuralına uyulmalıdır. Ta ki, Müslümanlar, kendilerine engel olmaya çalışacak Batı devşirmesi seküler düzen yandaşları tarafından kılıçla karşı karşıya getirilip, çaresiz bırakılmadıkları sürece…

2-Ama bu zafer ve hâkimiyet, kendine model/örnek olarak, Roma’nın hristiyanlaşmasını değil, Efendimiz’in (Ona Binler Selam) Mekke’yi fethedişini kabul etmelidir. Yani, karşılıklı pazarlığa dayalı bir içiçe geçiş ve dolayısıyla galibin ilk andan itibaren taviz verip, kendi ruhunu zehirlemeye başlaması değil; ciddi bir miktarda kan akmasa ve şiddet uygulanmasa bile yarın-öbürgün hiç kimsenin İslam’a karşı diklenme hakkını kendinde bulamayacağı kesin bir zafer.

3-İslam’ın hâkim kılınmasında başkaları için “ne derler” saplantılarından uzak durup, öncelikle kendisini önemseyen onurlu bir duruş ortaya koyulmalıdır. Yaklaşık iki yüz senedir içimizde birikmekte olan Batı karşısındaki aşağılık kompleksinden hızla kurtulmalıyız. Örneğin, İslami devlet, en baştan itibaren bale, opera, senfoni orkestrası ve benzeri şeylere Müslüman halkın vergilerini peşkeş çekmekten vaz geçmeli, Batı uygarlığının evrensel uygarlık olduğu safsatasını elinin tersiyle itmeli ve bu gibi uğraşları yasaklamadan, “özel sektöre” bırakmalıdır. “Canı isteyen çalsın, canı isteyen de oynasın” diyerek; tabii harama girilmediği takdirde. Kendimizi başkalarına beğendirmeye ve yaranmaya çalışmak gibi bir tavrımız, takıntımız olmamalıdır. Esasen birazcık aklı varsa, İslam’ın hâkimiyet devri başladıktan sonra Batı, kendini bize beğendirmeye çalışacak ve ömrü olan herkes de bunu yaşayarak görecektir.

4-“İslam’ın Mutlak Hâkimiyeti”, kavramının stratejik noktası, Kur’an ve Sünnet hükümlerinin eksiksiz olarak uygulanmasıdır. Yine Kur’an ve Sünnet ruhuna ve bunlar doğrultusunda ortaya konmuş olan on beş asırlık ilim birikimine-geleneğine uygun bir anlayış ve program içinde, fakat eksiksiz bir uygulama… Örneğin, kıtlık senelerinde Hz. Ömer’in yaptığı gibi, insanların aç kalmamak için mecburen hırsızlık yaptıkları İslam ülkelerinde o suçun cezası olan kol kesme haddini uygulamayacak fakat durumun normal olduğu yerlerde Kur’an ve Sünnet’in emirleri tavizsiz, pazarlıksız ve en önemlisi “başkaları ne der?” demeden yerine getirilecektir. Çünkü bizim için önemli olan “ALLAH ne der?” sorusudur.

5-İslam’ın zaferi ve hâkimiyeti bir ülkeyle sınırlı kalmayacaktır. Kendi ülkesinde zafere ulaşmış olan İslamcılar derhal diğer İslam ülkelerindeki kardeş hareketlere ellerindeki bütün imkânlarla yardım edecektir. Bu noktada adına “uluslararası hukuk” denilen şey bizi bağlamamalıdır. Biz, birbirimize “Mü’minler ancak ve sadece kardeştirler” ayetiyle bağlıyız. Ahir zamanda İslam’ın Mutlak Hâkimiyeti önce bütün İslam ülkelerine sonra da bütün dünyaya yaygın bir harekettir. Ama asla tek ülkeyle sınırlı değil… Tabii ideal durum, her bir İslamcı hareket henüz kendi ülkesi içinde hâkimiyeti ele geçirmeye çalışırken, koordine bir faaliyet gerçekleştirebilmektir. Bu sürecin sonu doğal olarak İslam ülkeleri arasında bir siyasi birlik oluşumuna gidecek ve dünyada İslam, “Tek Devlet, Tek Millet” bütünlüğüne kavuşacaktır… ALLAH’ın izni ve yardımıyla…

6-Devletin ve toplumun yeniden inşa edilmesi için yoğun kuramsal çalışmalara ihtiyaç vardır. Bunu da İslam âlim ve aydınları “kendileri” olarak sıfırdan gerçekleştirmek durumundadır. Özellikle Batı’nın seküler birikiminden uzak durup, kendi ihtiyaçlarını kendi ölçü ve birikimleriyle değerlendirip, kendi cevaplarını üreterek. Tıpkı bir zamanlar Devlet-i Aliye’nin, ordunun büyütülmesi ihtiyacı karşısında orijinal bir çözüm olarak Devşirme Sistemi’ni kurgulayıp, uyguladığı gibi.

Önümüzdeki hafta, meselenin bir parça daha ayrıntısına girip, “İslam’ın Mutlak Hâkimiyeti”ne giden yolda ve hâkimiyet kurulduktan sonra “ötekine” nasıl davranılması gerektiği üzerinde durmaya çalışalım.

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015"Önder Alim" ihtiyacı 08.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.