29 Mart 2017 Çarşamba
  • Altın147,016
  • BIST90.182
  • Dolar3,6547
  • Euro3,9459
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5367
  • İstanbul10 °C
  • Ankara2 °C
  • İzmir9 °C
  • Konya9 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya13 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa2 °C
  • Kayseri3 °C
  • Kocaeli7 °C
  • Şanlıurfa11 °C
  • Gaziantep15 °C
  • İçel16 °C
MONARŞİK AVRUPA’YA DEMOKRASİ GÖTÜRECEĞİZ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İslam toplumu, devleti ve medeniyeti hangi araçlarla kurulacak?
28 Kasım 2014 14:50

Sözü edilen hedeflere ulaşmak için İslami hareketin kullanacağı araçlar temelde iki kategoride toplanabilir. 1- Tek tek Müslüman bireyler ve 2- Kitlesel olanlar. Buna toplumsal organizmalar şeklinde örgütlenmiş olanlar da diyebiliriz. Önce ikinci derecede önemli olan ikincisinden başlayalım.

Bunlar, alışılagelmiş isimleriyle cemaatler, partiler vb. alt İslami kimliklerdir. Bunların günümüzde İslam dünyasında yaygın bulunan örnekleri, kendi yapı ve özelliklerini aynen koruyarak geleceğe intikal edemeyecek ve geleceğin İslam medeniyetini kuramayacaktır. Hem hikmet hem de sebepler açısından bu zorunlu bir durumdur. Çünkü onlar İslam Ümmetinin Moğol istilasından sonra en büyük ikinci maddi çöküşünü ve bütün tarihi boyunca da en büyük manevi çöküşünü yaşadığı bir dönemin, yani 19. ve 20. yüzyılların ürünleridir. Şanlı bir geçmiş ile şanlı bir gelecek zaman arasındaki köprülerdir. Görevlerini de hakkıyla yerine getirmişler, tarihimizin bu en zorlu döneminde, sebepler açısından Ümmetin ve Dinin özgünlüğünü koruması, herhangi bir yapısal dejenerasyona uğramamasını sağlamışlardır. Ümmet-i Muhammed onlara sonsuza kadar şükran duyacaktır. Fakat sonuçta hepsi bir geçiş döneminin araçlarıdır, son büyük hamlenin inşa edicileri değil… Düşünce biçimleri, donanımları, duyarlılıkları, öncelikleri, davranış biçimleri, büyük ve yeni bir yapıyı inşadan çok; eldeki mevcudu, dış hücumlardan koruma refleksine göre şekillenmiştir.

Geleceği şekillendirecek İslami yapı ise (ki buna cemaat, parti vb. bir isim verebilmek zordur, çünkü temel özellikleri hepsinden farklıdır) hepsinin özgün bir bileşimi olacaktır. O nedenle bu yapıya şimdilik, “İslami Hareket” diyelim.

İslami Hareket, üç temel ayak üzerine oturacaktır: Siyaset, yardım ve tebliğ.

O, siyasi nitelikli bir oluşumdur ve günümüzdeki benzerleriyle arasındaki en önemli fark da budur. Ama İslami söylemi açık ve belirleyici olan bir siyasi oluşum. Türkiye için konuşacak olursak, bugün Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu böyle bir yapılanmaya izin vermediğine göre demek ki henüz zamanı gelmemiştir. Dolayısıyla şimdilik İslam siyaseti parlamento dışı kalınarak yapılmalı, hedef İslam siyasetinin tam olarak gerçekleştirileceği özgürlüklerin elde edilmesi olmalıdır. İkinci sırada “yardım” ayağıyla kastedilen, her çeşit toplumsal yardım faaliyetidir. Özellikle yoksul ve geniş kitlelerin maddi ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olanlar... Bu, İslami Hareket’in maddi can damarıdır. Bir Batılı düşünürün dediği gibi: “İnsanlar, sizin onları ne kadar önemsediğinizi bilmedikleri sürece, sizin ne bildiğinizi (ya da biz ekleyelim: Kim olduğunuzu, ne yapmak istediğinizi, sizi niçin desteklemeleri gerektiğini) önemsemezler.” Bu yaklaşım, Efendimiz’in (O’na Binler Selam) kendi çağında Zekât’a yüklediği, İslam’ı inşa etme işlevinin yeniden canlandırılmasıdır. O, zekât sayesinde toplumun fakir ve geniş kesimlerinin İslam’a sempati duymalarını sağladı. Sebepler açısından da, İslam’ın dünyaya ait bütün projelerini, zekât ve toplumsal dayanışma/eşitlik sayesinde elde ettiği bu desteği ve gücü kullanarak gerçekleştirdi. Bizim için de aynı şey tekrarlanacaktır. Tabii konunun özü muhafaza edilmekle beraber, çağın gerektirdiği bir takım konjonktürel değişiklikler de göz önünde bulundurularak. Ve üçüncü olarak da İslami Hareket’in özünü oluşturan manevi niteliği, diğer iki ayağın kendisine hizmetle yükümlü oldukları tebliğ faaliyeti. ALLAH’ın bilinmesi, insanların İslam’ın hidayeti sayesinde, bu dünyada Cennet gibi bir hayata, ahirette de doğrudan Cennet’in kendisine dâhil olabilmeleri için İslam’ın anlatılması.

Müslümanlar; köyünde, kentinde, her yerde, bu strateji üzerine örgütlenmeli ve faaliyete geçmelidir. İslam’ın gelecekteki Gül Devri’ni oluşturacak hareketin yapısı budur. Şimdilik özet bir biçimde ifade ettiğimiz bu yeni yapılanma ve strateji, geleceğin İslam dünyasını şekillendirecek ve dünyanın bütününü de etkileyecektir. ALLAH’ın izni ve yardımı sayesinde…

Ama en önemli unsur, Müslümanların bir araya gelerek oluşturacakları toplumsal organizmalar değil, tek tek onların kendileridir. Doğal olarak, o organizmalar tek tek insanlardan oluştuğu için bu böyledir. Zaten tarih boyunca çıkışını bireylere değil de kitlelere dayandıran bütün medeniyet hamleleri, mağlubiyetle sonuçlanmış (20.yy.’ın totaliter rejim denemeleri gibi), bireylere dayananlar ise başarılı ve kalıcı olabilmiştir. (Efendimiz’in başlattığı Asr-ı Saadet tecrübesine dayanan İslam medeniyeti gibi)

Bu en önemli aracı da ALLAH’ın yardımıyla önümüzdeki hafta ele alıp, devam edelim ve hiçbir zaman unutmayalım.

“İstikbal inkılabatı (gelecek devrimleri) içinde en yüksek ve gür seda, İslam’ın sedası olacaktır.”

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
18:32
 // said hocamızdan allah razı olsun bütün ezberleri
dilek ve temenni...
29 Kasım 2014 18:32
18:24
 // Nuray kuşcu
RABBİM sizden razı olsun seçtiğiniz konularda yaptığınız konuşmalarda yazdığınız yazıarda mükemmel...
28 Kasım 2014 18:24