YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gezi'den geriye
15 Mayıs 2015 11:11

Birkaç hafta önce “Tarihe Bakışımız” başlıklı bir makale ile yaklaşık son iki yüzyılın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine değinmiş, ana hatlarıyla bir dönemlendirme yapmaya çalışmıştım.

En doğrusunu ALLAH bilir ama Gezi olayları, ileride, başlattığı süreç itibariyle Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak anılacaktır. Ve dikkatli bir biçimde tahlil edilmeyi hak etmektedir. İşte biz de bu tahlilimize önce Gezi’nin de içinde yer aldığı tarihsel sürece dönüp, bundan önceki belli bazı “dönemeçleri/kırılma noktalarını” hatırlayarak başlayalım.

Türkiye’nin son dönem tarihini karakterize eden unsur, Müslüman halk ile Batıcı seçkinler arasındaki çatışmadır. Ve bu topraklarda, Batı etkisinin hâkimiyeti ele geçirme hamlesinin başladığı 1839 Tanzimat Fermanına kadar uzanır.

Modernleştirmeci/Batıcı seçkinler, 1839-1909 arasında klasik yapıyı zorlamış, hatta darbe sürecinin başlangıcı olan ve ne yazık ki, hak ettiğinin çok altında farkında olunulan 1876 darbesiyle Sultan Aziz’i tahttan indirip, cinayet serilerini de başlatmış fakat 2. Abdülhamid’in dirayeti sayesinde bu başarıları kalıcı olamamıştır.

2. Abdülhamid üzerinden, “Batıcılara teslim olmamış padişah figürü” ile temsil edilen “yerli iktidar”, nihayet 2. Meşrutiyetin ilanını müteakip, 1909 Nisan’ında 31 Mart isyanının bahane edilerek, padişahın tahttan indirilmesiyle ortadan kaldırılmıştır. Ve bu tarih dikkat gerektirir, çünkü son iki yüzyılın en önemli olayı ve kırılma noktasını ifade etmektedir. İnsanımızda öncelikle bu bilincin oluşturulması gerekmektedir ki, Gezi’nin arkası hayırlı gelsin. Devam edelim…

Daha sonra yaşanan İstiklal Harbi, her ne kadar resmi tarih retoriği tarafından bütün bir Batı’ya karşı verilmiş bir mücadele olarak takdim edilip, beyinler hep bu şekilde yıkanıyor ise de gerçek aslında hiç de öyle değildir. Doğrusu, Anadolu, Batı’nın bir kısmının desteğini yanına alarak, Batı’nın bir diğer kısmına karşı savaşmıştır. Ve askeri zafer nasıl gerçekleşmiş olursa olsun, sonuçta galip gelen gene Batı olmuştur. Müslüman isimleri taşıyan devşirmeleri tarafından geçekleştirilen Batıcı/Modern “inkılaplar” sayesinde…

Ama ilginç olan, açık ve maddi nitelikli bir savlet karşısında vatanı koruma refleksiyle bir araya gelen Müslüman halk/Batıcı seçkin ittifakıdır. Acı olan ise… Yukarıda temas ettik, yenmiş olsak da yenilmiş olmamızdır. Yunan silahlarının yapamadığını, içimizden ve bizim isimlerimizi taşıyan devşirmelerin gönüllü olarak yapmış olmaları… Esas konumuz olmadığı için bunu da geçelim.

 Ve sonra Batıcı seçkinlerin altın çağı başlamıştır. 1923’ten 1950’ye kadar…

Dünya konjonktürü, 27 senelik baskı ve zulmün bizimki gibi uysal bir halkta bile neden olduğu patlama birikimi gibi sebeplerle, Batıcı seçkinler arasında bir nöbet değişikliği yaşanmış, 1950’de Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Araya Adnan Menderes’le simgelenen Müslüman halk faktörü karışmamış olsa, bir problem yaşanmayacaktır. İktidar sadece İsmet İnönü’den, en az onun kadar gönüllü bir modernleştirmeci olan Celal Bayar’a devredilmiş olacak ve hepsi de bundan ibaret kalacaktır. Şu, 1936’da Ayyıldızlı bayrak yerine, CHP’nin altı oklu flamasının milli bayrak olmasını teklif edecek kadar “inkılapçı” Celal Bayar’a…

Ama 1950’de halk da Batıcılar da bir gün hâkimiyetin tekrar halka geri dönebileceğinin ilk sinyalini almışlardır. Çünkü artık jandarma canının istediği zaman köy kahvesini basıp “Efendisi!” olan köylüyü dipçikten geçirememektedir. O köylü artık Kızılay’a, günlük kıyafetleriyle girebilmektedir. Ve Batıcılar açısından en önemli sembolik geri adım olarak, artık, minarelerde okunan ezan o köylünün duymak istediği ezandır.

Eh bu durumda Batıcılarımıza düşen de 1876’da öğrendikleri o eski metoda başvurmak olacaktır. Darbe, idam…

İşte size 27 Mayıs…

27 Mayıs’tan 2002 Kasım’ına kadar geçen süreçte, Müslüman haklın alttan alta gücünü arttırması dışında çok önemli bir olay yoktur. 12 Mart ve 12 Eylül, gerçekte çeşitli Batıcı fraksiyonların kendi aralarında yaptıkları post kavgalarıdır. Basitçe söylemek gerekirse, komünistlere karşı kapitalistler…

2002’den itibaren yerli kültürün, yaklaşık 90 sene önce kaybettiği hâkimiyeti eline alıyor oluşu ve bu arada Türkiye tarihinde benzerine hiç rastlanılamayacak olan bir maddi/toplumsal kalkınma yaşanıyor oluşu… Batıcı seçkinleri, Batılı efendileriyle birlikte delirtmeye yetmiştir. Ve sonuç Gezi olayları.

Gezi olaylarından sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, olamayacaktır.

Yerimiz bittiği için, kaldığımız noktadan haftaya devam etmek temennisiyle ALLAH’a emanet olun.

Hiç unutmayın: “ALLAH nurunu tamamlayacaktır, kâfirler istemese de…”

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015"Önder Alim" ihtiyacı 08.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.