YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Devlet ve Medeniyet sorunu
21 Kasım 2014 08:28

Ahir zamanda Ümmet-i Muhammed’i tekrar ayağa kaldırma projesinin, Bediüzzaman’ın deyimiyle, üç ana aşamasından üçüncüsünü ifade eden “Şeriat” bölümünün hayata geçirilmesi, doğal olarak toplumun en üst düzeydeki organlaşmış şekli demek olan “devlet”i de içerecektir. Ama bunu sadece devletle sınırlı görmek, eksik görmek demektir. Şeriat aşamasının tam olarak neyi ya da neleri içerdiğini anlayabilmek için bir anahtar kavrama daha ihtiyacımız bulunmaktadır: Medeniyet.

Sırayla gidelim ve önce devleti ele alalım. Muhtemelen bu satırları okuyan birçok kişinin zihninde yaşanan ilk çağrışım “devletin ele geçirilmesi” olmuştur. Ve bu yanlıştır. İslam’a uygun da değildir. “Ele geçirilmiş” bir devletin arkası, ister istemez dikta rejimi olmak zorundadır. Oysa Cevdet Said’in büyük bir yetkinlikle belirttiği üzere: “Diktatörlük şirktir!” Biz Müslümanlar için siyaseten yanlış olmaktan da önce imani/itikadi açıdan sorunludur. Ve her ne şekilde olursa olsun, İslam ile dikta arasında bir ilişki, yakınlık düşünebilmek mümkün değildir. Ama bu durumda tekrar sorunun başına dönülmüş olur. “Devleti ele geçirmek” İslam’ın onay vermeyeceği yanlış bir metot ise doğrusu nedir ve toplumun Müslümanlaşmasının son aşamasını oluşturacak olan devletin İslamileştirilmesi, nasıl başarılacaktır. Cevap özü itibariyle son derece basit ve kısadır: Genel toplumsal rıza ile…

Ya da isterseniz şöyle diyelim. Bu topraklarda yaşamakta olan insanların çoğunluğu İslam Şeriatını isterlerse; buna kim, hangi gerekçeyle itiraz edebilir? Birilerinin heyecanla atıldıklarını görür gibi oluyorum. Diyorlar ki: “Ya bu isteğe katılmayan azınlığın hakları ne olacak?” Heyecana gerek yok. İslam, zaten en başından beri kendi toplumsal sistemi/devleti içinde yer alan azınlıkların meşru varlıklarını tanımış, onlar için hem de son derece ayrıntılı bir hukuk oluşturmuştur. “Aynı şey günümüz özeli” dikkate alınarak yeniden tekrarlanacaktır. Önemli olan belli bir toprak parçası üzerinde yaşamakta olan insanların çoğunluğunun isteğinin karşılanması değil midir? Doğal olan da, mantıklı olan da bu değil midir?

Böylece devlet İslamileştirilirken, bu İ’la-yı Kelimetullah faaliyetinde yer alacak Müslümanlar için kullanılacak yöntem ve strateji de ortaya çıkmış olmaktadır. Tek tek insanların (ki bunlar bizim insanımızdır, Müslümandır) İslam’ın ruhuna uygun bir merhamet/onur dengesinde ikna edilmeleri.

“Şeriat, İslam Devleti” vb. kavramlar üzerinden, on yıllardan beridir bu insanlara uygulanan beyin yıkama/korkutma faaliyetiyle mücadele edilmeli, Müslümanlarda Şeriat’a (ki İslam demektir) karşı oluşturulan paranoya artık giderilmelidir. Artık insanlar, ALLAH tarafından oluşturulan “rejim”in kendileri için bir korku, baskı ve şiddet sebebi değil, bu dünyada ulaşılabilecek en büyük mutluluk ve refah kaynağı olduğunu anlamak durumundadırlar. Ve İslamcılar olarak da bizler, bundan sonra, yaşadığımız topluma, öncelikle bunu anlatmak durumundayız. Tam bir cesaret, özgüven, onur ve şefkatle…

Gelelim “Şeriat” aşamasıyla işaret edilen ikinci temel kavrama, yani Medeniyet’e… Toplumun dünya hayatının en geniş çerçevesi “devlet” değil, Medeniyet’tir. O, devleti, siyaseti ve rejimi de kapsamına alır fakat sadece bunlarla sınırlı kalmaz, dünyaya ait olan şeylerin bütününü ifade eder. O nedenle biz İslamcılar’ın, bu dünyada ALLAH’ın rızasını kazanabilmek için (tabii kişisel, günlük ibadetlerimiz ve tüm kişisel kulluk görevlerimizin yanısıra) gözümüzü dikmemiz gereken nihai hedef, Medeniyet inşası olmalıdır.

Yeni bir İslam Medeniyeti kurmak ve onu, ALLAH’ın dilediği sürece bütün insanlığın baskın medeniyeti haline getirmek. Benzetmek gibi olmasın! Ama tıpkı arkada bıraktığımız beş yüzyılda Batı Medeniyeti’nin olduğu gibi… Temel kaynaklarımızda sözü edilen Hz. Mehdi dönemi de tam olarak bunu anlatmaktadır.

Zaten İslam’ın bu dünyaya ait işlevi, insanları İslami anlamda medenileştirmek, ahirete ait işlevi de, bir tür Ahiret Medeniyeti demek olan Cennet’e dâhil etmektir.

Görevimiz, İslam Devrimi’ni gerçekleştirmektir. Çünkü İslam Devrimi, İslam Devletini ve o da bu dünyaya ait nihai hedefimiz olan İslam Medeniyeti’ni inşa edecektir. Ama biz İslamcılar, ‘70’li yıllarda Sol’un temsil ettiği tarzda şiddete, zora ve silaha dayalı bir Devrim’in peşinde değiliz. Fiili bir saldırıya uğramadığımız takdirde, bu tür araçları kendi iradelerimizle tercih edip kullanmayacağız. Bizim Devrim’imiz gibi o Devrim’i gerçekleştirme şeklimiz de İslam’a özgü ve kendine özel olacaktır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle söyleyelim: “Hak olan bir gayenin araçları da hak olmak mecburiyetindedir.” Hak… Yani İslami, yani ahlaki, yani başkaları tarafından aksine zorlanmadığımız takdirde, bir tek insanın burnunu bile kanatmadan…

İslam Devrimi’nin bu şekilde gerçekleştirilmesi, o Devrimin bizzat kendisinden de daha değerli ve önemli olacaktır.

Ya da Gandi’nin dediği gibi: “Ne yapmış olursanız olun, yaptığınız bir gün unutulur ama onu yapış biçiminiz hep hatırlanır.”

“İstikbal inkılabatı (gelecek devrimleri) içerisinde en yüksek ve gür seda, İslam’ın sedası olacaktır.”

 

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.