YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Başka bir dünyanın aklı
21 Şubat 2015 17:49

En doğru şekilde “Modernite” olarak isimlendireceğimiz son beş yüzyıllık Batı hâkimiyeti (ya da isterseniz siz buna Batı medeniyeti de diyebilirsiniz) asıl başarısını ülkeleri işgal edip, kaynaklarını sömürerek değil, oralarda yaşamakta olan insanların ruh ve akıllarını dönüştürerek gerçekleştirdi. Esasen Osmanlı’nın devşirme sistemi de dâhil olmak üzere her medeniyet bir “başkalarını dönüştürme” gayret ve hassasiyetine sahiptir. Ve bir medeniyetin sadece bu sebepten kınanması da biraz haksızlık olur. Kötü olan, bu işi gizleyip, insanları kandırarak yapmak, onlara aslında hep aynı kaldıklarını, hiç değişmediklerini hissettirmektir ki işte bu, tam da bizim başımıza gelmiş olan şeydir. Son beş yüzyıl içinde ve dünyanın diğer bütün Batılı olmayan halklarıyla birlikte…

Bu benzersiz operasyonun püf noktasını, ruh ve zihinlerin Batılı değerler üzerinden dönüştürülmesi oluşturuyordu. Bu iş de kelimeler ve kavramlar üzerinden gerçekleştirildi. İnsanlar öteden beri devam ettire geldikleri inanç, düşünce ve yaşama biçimi üzerinde sabitkadem olduklarını zannederlerken, yavaş yavaş bir başkası olup çıktılar. Gene İslam’dan söz ediyor ve hatta İslam’ın İ’lası için gayret gösteriyor, konuşuyor, düşünce üretiyorlar fakat bu işi bir Müslüman gibi değil, aslında Modern bir Batılı gibi yapıyorlardı. Çünkü kullanılan kelime ve kavramlar bize değil, onlara aitti.

Buraya kadar geçen haftanın özetini yaptığımız konuyu biraz daha derinleştirelim ve kavramları ikiye ayırarak devam edelim: Nisbeten soyut/nötr olanlar ile değer yüklü olanlar. Geçen hafta verdiğimiz bir örnek kavramı tekrarlayalım: “Sosyoloji”

“Sosyoloji” aslında soyut/nötr kavramlar kümesine dahildir. Herhangi bir tercih, yönlendirme ve değer yargısı içermez gibi görünür… Bu açıdan kendisi gibi olan daha binlerce modern kavramla beraber… Ama işte asıl tehlike ve Modernite’nin gizli, münafık yüzü de burada saklıdır. Hepsi de ruh ve düşünce dünyamıza yerleşmiş Batı’nın Truva Atları’dır. (Şu “Truva Atı”nın kendisi de dâhil) Peki ne yapalım? Bize ait olanlar ihtiyaca kâfi değil ve susup iletişimden vazgeçme gibi bir ihtimal de düşünülebilir cinsten bir seçenek değil. Bu sorunun da cevabını geçen hafta vermiştik; burada konunun bütünlüğünü koruma gereği olarak kısaca tekrar edelim: Onları benimsemediğimizi, içselleştirmediğimizi, evrensel “şey”ler olarak kabullenmediğimizi vurgulamak için başlarına mutlaka bir ön vurgu getirmemiz gerekir: “Batı’lı” gibi, “Modernite’nin söylediği üzere” gibi…

Ve asıl sorunu teşkil eden, değer yüklü kavramlara geldiğimizde… İlk akla gelen ve çok tekrarlanan ve maalesef bizim insanımız tarafından da en çok benimsenip, matah bir şeymiş gibi zannedilenlerden birkaç örnek verelim: Demokrasi, modern, çağdaş, liberal… Bunların hepsi belli bir “dünya görüşü” tarafından üretilmiş ve tamamen onun değer ölçülerine ait şeylerdir. İslami olabilmeleri mümkün olmadığı gibi gerçekte olumlu anlamlar da ifade etmezler. Daha açık söyleyelim; muttaki bir Müslümanın aynı zamanda demokrat, modern, çağdaş, liberal olabilmesi mümkün değildir. Zira bu saydıklarımız (tabii bu dördü, sadece benzerlerini simgeleyen dört örnektir ve bu kategoride olanlar ne yazık ki binlercedir) İslam’ın alternatifi ve anti-tezidir (Elmalılı’nın ifadesiyle : “Uzak zıddı”)
Bu durumda görev, öncelikle değer yüklü olanlar olmak üzere, bütün Batılı kavramları gerçekte ait oldukları yere iade edip, İslam’ın özgün yapısıyla da, izzetiyle de oynamamak.

Bu çok kapsamlı ve önemli bir görevdir. 2. İslam Medeniyeti inşaına çıkış noktası oluşturacak kadar önemli… Her Müslüman aydın, kendi birikim ve yeteneği ölçüsünde bu görevi üstlenip, hem işaret ettiğimiz kavramlara karşı tavır koymalı, hem de onların İslami alternatiflerini üretme konusunda kendini sorumlu hissedip, elinden geleni yapmalı yani yeni kavramlar geliştirmeye çalışıp, bunları yazı ya da sözlü iletişim yollarıyla başka insanların kabul ve kullanımlarına açmalıdır. Ve baştan şunu bilmeliyiz ki, bu faaliyet esnasında yanlış ve hatta gülünç kavramlar, kelimeler de üretilecektir. Kimse bunlara takılıp, bu önemli görevden soğumamalı, deyim yerindeyse “İslami kavram üretme” işinde cesareti kırılmamalıdır. Doğruya, düşe kalka gidilir. İyinin düşmanı ise “en iyi”dir. El atılması gereken görev çok önemli, öncelikli ve hayatidir. Çünkü Müslüman aydınları davet ettiğimiz bu faaliyet, aslında 2. İslam Medeniyeti’ni inşa etmeye başlamak demektir. Hem de en doğru ve gerekli olan yerden…

ALLAH yardımcımız olsun. Haftaya yeni bir meselenin etrafında buluşmak üzere O’na emanet olun.

 

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.