YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
29 Ekim 1923'te ne oldu?
26 Ekim 2014 10:01

Herkesin bildiği, (çünkü Nutuk'ta öyle anlatılır) 28 Ekim akşamı Mustafa Kemal Paşa'nın Çankaya Köşkü'nde kendine çok yakın olan bazı milletvekillerine "Arkadaşlar! Yarın Cumhuriyet ilan ediyoruz!" dediği ve yarın da Cumhuriyet'in ilan edildiğidir.

Biz bu yazıda 29 Ekim'le ilgili herkesin bilmediği bazı önemli ve/veya ilginç detaylara çok özet bir bakış atalım.

​* Cumhuriyet'in ilanı çok uzun zamandır, İstiklal Harbi senelerinden beri zaten dillerde dolaşıyordu. Sürpriz olmadı. Fakat insanlar Cumhuriyet namı altında günümüzün Kuzey Kore Cumhuriyeti benzeri bir diktadan korkmaktaydılar. O kadar ki, Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi kendi tanımıyla "radikal laik" bir yazar bile daha 19 Ekim 1922'de, yani tam bir sene önce gazetesinde: "Bir tek adamın dehasına, bir Millet Meclisi'nin kurulları elbette tercih edilir" demekteydi. Korkulan fazlasıyla başa geldi.

* Yukarıda sözünü ettiğimiz "erken sinyaller" arasında, çok kaliteli bir espri de tarih arşivinde yerini aldı. 19 Ekim 1923 tarihli Tasvir-i Efkar, Ankara İstasyon binasında Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı çok gizli komisyonun Cumhuriyet hazırlıklarıyla meşgul olduğunu yazıyordu: "Bizim bildiğimize göre Cumhuriyet, istasyon binalarından değil, Millet Meclisleri'nden doğar. İstasyon binasından ise olsa olsa tren çıkar." 10 gün sonra ezberler bozulacak, Ankara Merkez İstasyonu'ndan çıkan tren, Çankaya'ya uğradıktan sonra Ulus'taki Meclis binasına inecek, sonra da bütün Türkiye'yi bir ray haline dönüştürecekti. Tam 27 sene...

* Hemen hiç bilinmeyen bir diğer detay ise bir-kaç gün önce subay maaşlarına yapılan kuvvetli zam idi. Böylelikle gelenek bozulmamış, "Cumhuriyet cülusu"ndan önce "iyi saatte olsunların ulüfeleri" dağıtılmak suretiyle maraza çıkarmaları engellenmişti.

* Bir parmak bal da saf Müslümanların ağzına çalındı. Yine bir-kaç gün önce Mustafa Kemal Paşa Fransız yazar Maurice Pernot'ya verdiği demeçte, ilanı hazırlanan Cumhuriyet'in ne denli "şeriatçı" olacağını haber verdi: "Politikamızı dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz. Türk Milleti daha dindar olmalıdır."

Ve 29 Ekim günü Anayasa değiştirilirken, 1921'de unutulmuş olan bir eksiklik tamamlandı. 2. Maddeye "Türkiye devletinin dini, din-i İslam'dır" kaydı kondu. 1928'de kaldırılmak üzere...

* O sıralarda Meclis 286 milletvekilinden oluşuyordu. Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim oturumunda ise sadece 158 (yazıyla da, yüz elli sekiz) kişi vardı. Diğer bir ifadeyle üçte iki çoğunluk yoktu. Bu durum için İngiliz Dışişleri: "Dikkat çekici!", Taha Akyol ise: "Sıradan bir kanun gibi" derken, dönemin Adalet Bakanı (Adliye Vekili) Seyyid Bey ise olayı sıradan bir kanun gibi bile değil, "Anayasa'nın bazı maddelerinin netleştirilmesinden" ibaret görüyordu. "Atıcının yamacısı" olmakta ne denli becerikli olduğunu bu vesileyle ispatlayan Seyyid Bey, "yamacılık" kariyerinin zirvesini yaklaşık dört ay sonra Hilafet'in kaldırılması görüşmelerinde ortaya koyacak ve Hilafet'in ilgasının aslında İslam'ın bir emri olduğunu anlatacaktır. Bir kaç ay sonra da artık kendisine ihtiyaç kalmadığı için bakanlıktan alınacak ve kısa sürede kahrından ölüp, Hilafetin bulunmadığı laik bir cennete doğru yola koyulacaktır.

* Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildikten hemen sonra Muhafız Tabur Komutanı İsmail Hakkı (Tekçe) "müjdeyi ilk veren ben olayım" hevesiyle telefona sarıldı, Çankaya Köşkü'nden Latife Gazi Mustafa Kemal hanımı aradı. Hanımefendi, heyecan ve şaşkınlığını: "Aaaa ne yapayım İsmail Hakkı Bey! Reisicumhur olmuşsa ne olmuş! Ne yapayım yani!" sözleriyle belirtti. Herhalde bunun arkasından bayılmıştır da... 

* Günün anlam ve önemine en uygun düşen uygulama Meclis oturumunun sonunda geldi. Afyon milletvekili Hoca Kamil Efendi, kürsüye çıkarak Cumhuriyet'in vatana-millete hayırlı-uğurlu olması için dua etti. Böylece ilhamını göklerden indiği varsayılan Kitaplardan değil de hayattan ve realiteden alan laik cumhuriyetin ilanı bir hocanın duasıyla tamamlanmış oldu. (91 senedir başımıza gelen bunca musibet Cumhuriyetimizin laik ruhunun o duadan duyduğu huzursuzluktan kaynaklanıyor olmasın!? Seyyid Bey'e sormalı...)

* Anayasa değişikliğiyle yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'ya verilen yetkiler, o sırada Mussolini de bile yoktu. Lord Kinross'un anlatımına göre bu durum yine kaliteli fakat gizli bir espriye konu olmuştu: "Mustafa Kemal, kendinde üç başkanlığı birden toplamıştı: Devlet Başkanlığı, Hükümetin ve Meclisin gerçek başkanlığı, Tek Parti Başkanlığı. Selanik'ten beri kendisine hayran olan arkadaşı Tevfik Rüştü (Aras) onu bir gün hıristiyanların teslisiyle kıyaslamıştı: 'Baba, Oğul ve Kutsal Ruh' Gazi, gözlerinde bir parıltıyla onayladı: 'Öyledir ama, kimse duymasın!" (Atatürk; sh: 458) Ama gene de duyduk. Ve böylelikle ilk Cumhurbaşkanımızın ne denli mütevazi olduğunu öğrendik.

* Falih Rıfkı (Atay) ise her zamanki gibi "kitabın ortasından" konuşmayı tercih edecekti: "Ankara iktidarı,ister istemez kafasının dikine giden bir askeri dikta rejimi olacaktır. Cumhuriyet, işin iç yüzünü maskelemekten başka bir şey değildir." (Çankaya; sh. 381) Toprağı bol olsun.

İşte böyle... Uzun günün kısa hikayesi...

 

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // Abdulkadir
Hiç istediğim yok!...
20 Kasım 2016 17:10
 // Merve
Eline yüreğine sağlık ödevime yardım ettin sagoll...
30 Ekim 2016 11:38
 // Efrahim
Eline yuregine saglik eksik olmuş lakin yidenede sagol...
29 Ekim 2016 17:14