YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
10 Kasım'ın bilinmeyenleri - 2
07 Kasım 2014 13:56

Geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz…

* Atatürk’ün uşaklarından Cemal Granda’nın anlattığına göre 10 Kasım 1938 sabahı, Atatürk’ün cenazesini barındırmakta olan Dolmabahçe Sarayı’nda hiç kimse kalmamış, birkaç kişi dışında herkes kapağı Ankara’ya atmıştı. Cemal Granda ve benzeri bir avuç vefalı çalışana / yakına Dolmabahçe Sarayı’nın o sessiz ve kimsesiz hali son derece can yakıcı gelmişti. Ankara’ya üşüşenlerin derdi, yeni cumhurbaşkanı seçilir seçilmez ki, bunun İsmet İnönü olacağı nerdeyse yüzde yüz kesinlikte biliniyordu, ona hulus çakıp, erkenden göze girebilmekti. Birçoğu da başarılı oldu…

* Yabana atılmayacak pek çok isim Atatürk’ün resmi vasiyetinden başka saklı tutulan bir gizli vasiyeti olduğuna da inandı. Hatta Makbule Atadan gibi Atatürk’ün kız kardeşi de dâhil bazıları, kamuoyunun bildiği resmi vasiyetin bile sonradan düzüldüğünü ileri sürdüler. İddiaları bu ölçüye vardırmasalar bile ikinci ve gizli bir vasiyet bulunduğuna inananların arasında Çankaya’nın kütüphane memuru Nuri Ulusu ve uşak Cemal Granda gibi “çok yakında bulunan” kişiler de vardı.

* Gizli vasiyet konusundan bağımsız olarak belli bir tarihe kadar Ziraat Bankası kasalarında kilit altında tutulan ve Atatürk’ün özel arşivini oluşturan 105 dosya da ayrı bir muamma konusu oldu. Atatürk döneminin kesintisiz Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve Yakup Kadri gibi isimlerin yanı sıra Atatürk’ün son 14 ayında başbakanlık yapmış Celal Bayar da hatıralarında ya da daha sonraki konuşmalarında “105 dosya”nın içerdiği gizemlere dikkat çektiler. Celal Bayar, 1969 Şubat’ında Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı bir açıklamada, aynen şunları söylüyordu: “Atatürk’e ait devlet sırrı dosyaları hakkında bildiklerimi ileride tarihe mal edeceğim. Fazla konuşmaya gerek yok. Herhâlde bir takım olayları öğrenmemiz uzun bir zaman geçtikten sonra mümkün olacaktır.” Ne yazık ki, o tarihten 1986 yazında vefat edinceye kadar bu konuda başka bir şey söylemedi. Söylediyse de henüz biz bilmiyoruz…

* Atatürk’ün ölümünden birkaç ay sonra kendisinin tedavisinden doğrudan sorumlu üç hekimden biri olan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ruhunu dinlendirmek için uzun bir Avrupa seyahatine çıkmaya karar verdi. Ve yeni cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye bir nezaket ziyaretinde bulundu. Ayrılırken, İnönü İrdelp’e kesin bir dille, ölünceye kadar Atatürk’ün hastalığını ve ölümünü içeren yazılı bir belge / metin bırakmamasını söyledi. İrdelp’in: “Zaten hiç öyle bir niyetim yok!” cevabı, yeterli bulunmamış olacak ki, 10 sene sonra 1949’da evi, derin devlet elamanları tarafından hırsızlık süsü verilerek arandı. Söz konusu dönemle ilgili herhangi bir şey yazıp yazmadığı kontrol edildi.

* Atatürk’ün tedavisinde müşavir (danışman) hekim olarak görev alan ve ölümü esnasında pamukla ağzına su veren Doktor Kamil Berk’in hatıratı, Milli Şef döneminde elinden alındı. Ayrıca, Doktor Kamil Berk, Atatürk’ün ölüm raporunu imzalamayı reddetmişti.

* Ölümünden sonra Atatürk’ün cenazesine biyopsi ve otopsi yapılmadı.

* Atatürk’ün fotoğrafçısı Hasan Efendi’nin evi 1940’larda çıkan bir yangında bütün fotoğraf arşiviyle birlikte kül oldu. Hasan Efendi’nin arşivi özellikle Atatürk’ün hastalık dönemi ve ölümüyle ilgili fotoğraflar açısından zengindi.

Haftaya kaldığımız yerden devam…

Yazarın Önceki Yazıları
İşbirlikçiler 10.10.2015İsrail mutlaka yok edilmelidir 01.10.2015Mescid-i Aksa saldırılarının arkasındaki gerçek 17.09.2015"Ötekine" nasıl davranalım? 11.09.2015İslam'ın hakimiyeti 04.09.2015İmanın savunulmasından İslam'ın hâkimiyetine 27.08.2015Davamızın temeli olarak iman ya da her müslüman şeriatçıdır 21.08.2015Davamız 10.07.2015Amerika'nın sevdiği Müslüman 03.07.2015Siyasetin başardıkları 26.06.2015Tek devlet, tek millet 19.06.2015Artık siyaset 11.06.2015İslam'ın mutlak hakimiyeti 28.05.2015Gezi'den ileriye... 22.05.2015Gezi'den geriye 15.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.