YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi
10 Temmuz 2015 11:46

Ayşe Şasa, Andrey Tarkovsky’ye ilişkin yorumunda, yaklaşık olarak şöyle bir belirleme yapmıştı : ‘Aristocu dram geleneğinden gelen Batılı film diline köktenci biçimde itiraz eden Tarkovsky, bir anlamda, sinemayı da bir cürüm ortamı olmaktan çıkararak bir ibadet ortamına dönüştürdü.’

Bu belirleme, sadece Tarkovsky için geçerli değil kanımca.

Buna, Kieslowski’yi ve daha pek çok yönetmeni de eklemeliyiz. Bizde özellikle en rafine biçimde ve en özgül anlamda Semih Kaplanoğlu’nu örnek gösterebiliriz. Kaplanoğlu’nun film dili ve dünyası da böylesi bir imkanın kapılarını aralar.

Sorun, televizyon olduğunda daha da güçleşir ve çetrefilleşir. Sinema tek bölümdür, bir salonda seyredilir, kısa bir süresi vardır ve televizyona oranla daha esenlikli bir kıyıya sahiptir. Televizyonda üçüncü dördüncü bölümde belirli bir izlenme düzeyinin altına düşen dizinin yayın imkanı kalmaz. Sinema yönetmeni, Tarkovsky gibi, sadece ‘bir seyirci’ye mektup yazar gibi film yapabilir. Ama dizi yönetmeninin tanımlanmış ‘hedef kitle’nin dramatik beklenti ve isterlerini fazlasıyla gözetmesi gerekir. Tecimselliği bakımından televizyon daha sorunlu bir ortamdır.

Ünsal Oskay’ın bir belirlemesini hatırlıyorum. Özelde Televizyonun, genelde dramatik dile sahip iletişim ortamlarının ancak etik içinde kalınarak açımlanabilecek kodlara sahip olduğunu belirtiyordu.

Nicel olarak bir televizyon yapımının izlenirliği ölçülebilir ama seyircide oluşturduğu etki kolay kolay ölçülemez. Bu bağlamda, sorun daha da karmaşıklaşıyor. Çünkü televizyon dolaysız bir etkiye sahiptir. Duyulara seslenir. Diğer dramatik iletişim ortamları gibi seyirciyi illüzyona sokar, duyulara seslenerek bilincini belirler. O halde, televizyon yapımlarının, özellikle de dramatik yapımların tıpkı Yunus Emre’nin dikkati gibi bir duyarlıkla kotarılması gerekir.

‘Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır…’

‘Erenlerin yolları inceden inceyimiş / Süleyman’a yol kesen şol bir karınca imiş…’

Bu dikkatin ve duyarlığın dramaya egemen olabilmesi için ise hem iyi senariste hem de yetkin danışmanlara ihtiyaç vardır.

Bu bağlamda, TRT’nin Ramazan’la birlikte yayımlamaya başladığı Yunus Emre dizisi ilginç bir örnektir.

Dizinin hem Diriliş’in yapım-yönetim ekibinden olması hem de danışmanlığını yürütenler arasında, bu alanın en yetkin isimlerinden Dr. Mustafa Tatcı’nın bulunması en büyük şansı.

Şimdiye değin yapılan ve âriflerin yaşamını konu edinen filmlerdeki handikapa düşmeyen dizi, içeriğine karılan hakiki irfanın etkisiyle seyircide hakikat iştiyakı uyandırabiliyor.

Yunus Emre bir prototip. İlkin aşka düşen ve o aşkla irfana ulaşan insanın evrensel öyküsü.

‘Önden aşk gerek ere, andan dervişe benzer…’

Bu dizi de bize gösteriyor ki, bizim ‘yaşayan miras’ımız olan irfan tarihimizin temaları, kişilikleri ve imgeleri üzerinden sayısız film, dizi film, drama-belgesel veya belgesel yapmak mümkün.

Bu yapımların sanat yönetmenliğinin daha sıkı tutulması ve özellikle senaryolarının daha özenli yazılması gerekiyor.

Bu bağlamda, Yunus Emre’den sonra, bir Saru Saltuk, bir Satuk Buğra Han, bir Şeyh Şaban-ı Veli, bir Aziz Mahmud Hüdayî, bir hallac-ı Mansur , bir Ömer Hayyam, bir Hz. Mevlana dizisi pek ala yapılabilir ve mutlaka yapılmalıdır.

Bunlar sadece biyografik olmamalı, öykünün bugün bizim için en işlevsel biçimde nasıl kotarılacağına bakılmalıdır.

Şeyh Şaban-ı Veli konulu bir dizinin özellikle yapılması gerekir. Çünkü, Kastamonu’lu olan Rıfat Ilgaz’ın kasıtlı biçimde ürettiği ve Hazret’i hedef alan ‘Şaban’ karakterinin ürettiği olumsuz imaj mutlaka belleklerde dönüştürülmelidir.

Bir söz de, Şaban filmlerini, raiting motivasyonuyla, kolaycı bir tutumla ekrana sürenlere…Bu filmler her yayımlandığında şaban-ı Veli hazretleri gibi ariflerin ruhaniyetine saygısızlık yapılmaktadır. Buna dikkat etmemiz gerekir.

Yunus Emre başta olmak üzere, bizim Türk dilinde irfanı şiirsel biçimde terennüm etmiş olan ârif-şâirlerimizin birikimine en değerli hizmeti sunan Dr. Mustafa Tatcı’yı candan kutlarım. Diziyi gerçekleştiren yapım ve yönetim ekibini de tebrik ediyorum. Ramazan’da ekranı şenlendirdiler. Bize, ekranın Şasa’nın dediği gibi nasıl bir sahih ortama, bir aşk ve ibadet ortamına dönüşebileceğini gösterdiler.

1-20150710115138.jpg

2-523.jpg3-283.jpg4-155.jpg5-086.jpg

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Büyük Yürüyüş Devam Edecek 02.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // psikolog hulya temir
Yunus emrenin şeyhi rolündeki oyuncu çok gergin ve onun bu tarzı bence dizinin güzel akışıni bozuyor....
11 Temmuz 2015 11:25