YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Yeni Türkiye’nin Geleceği
03 Temmuz 2014 16:12

Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladığı konuşmasındaki belirleme, ima ve gelecek projeksiyonu Yeni Türkiye’nin yönünü haber veriyor.

Kırklı yıllardan itibaren ABD’nin (öncesinde İngiltere’nin) bir tür sömürgesi gibi olan Türkiye, siyaseten daha özgür, ekonomik açıdan daha müreffeh ve istikrarlı, siyasi rejim olarak daha demokratik ve diplomasi paradigması bakımından da tarihdaşlarıyla buluşma yönünde kararlı ve azimli olacaktır.

Bunu geçici-uçucu siyasal kavgaların ve gerilimin içinden okumak zor.

Bu yüzden gündelik siyasal çekişmelerden sıyrılıp bakmak gerekir.

Türkiye, yüzyıllık kabustan uyandı.

Kavga bitiyor.

Halk kazandı.

Seksen yıldır süren sessiz halk ihtilali kararlı bir biçimde sona gidiyor.

Türkiye, yeni yüzyıla dünyanın en ‘güçlü’, inşallah en âdil ‘patron’u olarak girecek.

Bugün kan ve gözyaşıyla sancıyan coğrafyalardaki acıların çoğu dinecek.

Dünyanın patronu zalim olunca kan ve gözyaşı durmaz, eksik de olmaz.

Ama, örneğin Osmanlı dönemi Balkanlar’ı gibi, daha barışçıl bir dünya kurmak da mümkündür.

Yeni Türkiye bunun garantörü olacak.

Kürtlerle Türkler buluşacak.

Arap-İslam dünyasındaki halk ayanlanmaları sürecek, toplumsal dalgalar büyüyecek, tiranlık, darbeler dönemi sona erecek. Orta Aysa’daki Türk cumhuriyetlerinde de benzer süreçler yaşanacak.

Mağrib havzası, Şeyh-i Ekber’in irfanına yeniden kavuşacak.

Despotik yönetimler devri kapanacak.

Türkiye’de, kendilerini ülkenin sahibi gören, her türden çirkin oyunlarla egemenliklerini sürdüren ‘beyaz’lar ya dönüşecek, bu yeni duruma uyum sağlayacak, kendilerini güncelleyecek ya da tarihin tozlu sayfalarına gömülecek, çöp sepetine atılacak.

Halka, doğaya, gerçekliklere direnenler yok olacak.

Halk kazandı, kazanacak…

Yeni Türkiye’de, yeni Türkiye’ci görünüp de şimdiye dek tilkilik yapmış, küçük çıkarların peşinde koşmuş, ilkesizler de temizlenecek.

Türkiye kanserli urları temizliyor.

Bünye o denli sağlamdı ki, bu habis urlardan kurtuluyor.

Kendi kendini yeniliyor.

Türkiye’nin artık etnik-dinî-siyasal çoğulluğu gözeten mükemmel bir demokratik rejimi inşa etmesi gerek. Bunun önünde ciddi anlamda bir engel de kalmadı.

Bizden geçti…(Günde iki paket sigara, onlarca tablet ilaç ve kahve içen birisi olarak görebileceğimi sanmıyorum) İnşallah çocuklarımız, torunlarımız daha özgür, daha müreffeh ve daha demokratik bir ülkede yaşayacaklar…

 

 

*      *     *

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yıl Ramazan’ın eksen teması olarak, ‘kimsesizlik’i seçti.

‘Kimse kimsesiz kalmasın’ dedi.

Çok sevindim.

Kimsesiz, yetim, garip ve yoksullar ayıdır Ramazan.

Her ay öyledir, öyle olmalıdır.

Ülkemizdeki vakıflar, dernekler, cemaatler, tarikler aynaya bakmalıdır.

Zenginleşen, büyüyen, kalabalıklaşan, güçlenen bu yapılar ve organizasyonlar acaba madde bağımlıları, yetimler, öksüzler, yoksullar, evsizler için ne yapıyor?

Bu açıdan bakınca sivil yapıların durumunun pek iç açıcı olmadığı görülecektir.

Cemaat ve topluluk aidiyetlerinin katı ve yobaz bir milliyetçiliğe dönüştüğü ortamda, ‘Rabbena, hep bana’ diyen bencillerin şapkalarını önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

Topluma dokunmayan, toplumsal dokuya nüfuz etmeyen hareketler, organizasyonlar, yapılanmalar yok olmağa mahkumdur.

Bu gayri ahlakiliğe son vermek, aklımızı başımıza devşirmek zorundayız.

 

*     *     *

 

Yaman dede’yi bilirsiniz…Yanar Dede de derler. Aşıklardandır. Gayr-i müslim iken müslüman olmuş, aşkla sürekli yanmış bir güzel.

Teberrüken O’nun bir nutkuyla son veriyorum :

Gönül hûn oldu şevkınden boyandım yâ Resulallah
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resulallah
Ezel bezminde bir dinmez figândım Ya Resulallah
Cemâlinle ferah-nak et ki yandım yâ Resulallah.

Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen
Habib-i Kibriyâsın sen, Muhammed Mustafâ'sın sen
Cemâlinle ferah-nak et ki yandım yâ Resulallah.

Gül açmaz, Çağlayan Akmaz, ilahi Nurun olmazsa
Söner alem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firâk aglar, Visal aglar, ezel mestûrun olmazsa
Cemâlinle ferah-nak et ki yandım yâ Resulallah.

Erir canlar o gül-buy-ı revan-bahşın hevâsından
Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından
Perişan bir Niyaz Inler hayatın müntehâsından
Cemâlinle ferah-nak et ki yandım yâ Resulallah.

 

*    *    *

yaman-dede.jpg

Hüzünlü bir öyküsü vardır Yaman Dede’nin.

“İstanbul’da Hukuk mektebine giren Yamandi Molla,fakülteyi bitirdikten sonra devlet kademesinde görev alır. Bu esnada özel hocalardan edebiyat ve İslamî ilimler okumaya devam eder. Kendi ifadesine göre artık hidayet bulmuş,lisana dökemese bile kalpten Kelime-i Şehadeti çoktan kabul etmiş ve gizli Müslüman olarak yaşamaya başlamıştır. Meşhur mevlevi dedelerinden Ahmed Remzi Dede’den Mesnevî okur. Mesnevide Mevlana’nın mikrobu,serumu haber verdiğini görünce aşkı ve hayranlığı kat kat artar. Hatta Mevlana’nın hayata gözlerini yumacağı tarihi bir beyitte ebced hesabı ile ifşa ettiğine hayretle şahit olur. Mesnevi ve şerhlerini(açıklamalarını) kısa sürede okur.
Bir yandan devlet kademesinde görevine devam ederken diğer yandan şiir çalışmaları sürmekte, Ankara Radyosunda çeşitli Mevlevi büyüklerinin hayatını anlatan sohbet programı yapmaktadır. Bu programlar, devrin gazete yazarları ve ediplerinin dikkâtini çeker. Kısa sürede edebiyat ve ilim çevrelerinde yer edinir.

Aşıklar Kâbesi

Mevleviler arasında Konya; Aşıklar Kâbesidir. Yaman Dede de kırklı yıllarda sık sık Konya’ya sefer eder. Şeb-i Arus törenlerinin özel davetlilerindendir artık. Biri İstanbul’a gelse ve “Ben Konya’dan geliyorum” dese Yaman Dede “Demek Sultanımızın şehrindesiniz” der; alır,yedirir,içirir ikram eder!... Konya ve Mevlana onun için özel aşk bestesinin vazgeçilmez iki notasıdır.

Müslümanlığını İlanı

1942 yılından itibaren, başta azınlıklara mensup kız ve erkek liseleri olmak üzere çeşitli okullarda Türk Edebiyatı ve Farsça okutan Yaman Dede, devlet hizmetinden ayrılmış, eğitimciliğin yanı sıra serbest avukatlık yapmaya başlamıştır.

Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde Mevlana konulu konferanslar verir. Ancak halen gizli bir mümindir. Namazını en kuytu semtlerin küçük mescitlerinde kılmakta,Ramazanda gizli oruçlar tutmaktadır. Kızı ve eşi inancından habersizdir. “Tam kırk yıl bazen sahursuz bazen iftarsız oruçlar tuttum, ama ailem bunu hiç bilmedi!..” der hatıratında. Avukatlıktan çok zamanını lise derslerine, gençliğin manevi aşkı tanımasına ayırmaktadır.

15 Şubat 1942 de ismini değiştirir ve Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını alarak nüfus idaresine ismini ve yeni dini İslam’ı tescil ettirir. Bu sırada 55 yaşındadır. Kırk yıldır sakladığı yeni kimliğini kuşanmış, ama o saatten sonra da aile içi sancı başlamıştır.

Ceketi Alıp Çıkmak

Üsküdar’daki evinde bir kış gecesi durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı o an feryadı basarlar. Haber Patrikhaneye kadar ulaşır. Dönemin Hıristiyan din adamları, ya Hıristiyanlığa dönmesi ya da karısından boşanması konusunda baskı yaparlar. Karısı bu ikilem karşısında kararlı bir tutum sergileyemez. Yaman Dede, zor ama cesur bir karar alır. Evden ayrılacak, yalnız yaşayacaktır.

Yerde dizlere kadar kar, havanın keskin ayaz olduğu bir Şubat gecesi ailesini toplar ve:“Aşkımın bedeli bu yaşananlar. Sizler sakın üzülmeyiniz. Aşk, ıstırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..”

Ceketini alıp çıkmıştır artık. Üsküdar, Selamsız Yokuşundan iskeleye iner. Sabah ezanına kadar o soğukta sokakları ve sahili arşınlar. Sabah karşıda, Karaköy’deki avukatlık bürosuna geçer. Birkaç gece burada yatıp kalkar. Dostlarının,öğrencilerinin evlerine misafir olur bazı geceler. Kendi ifadesi ile dür artık.

Hocaların Hocası

Azınlık okulları yanı sıra İstanbul İmam Hatip Okulu ve Y.İslam Enstitüsünde de Farsça derslerine girer. Bugün her biri kendi branşında otorite olan Prof.Dr.Hayreddin Karaman, Prof.Dr.Bekir Topaloğlu, Prof.Dr.Emin Işık,İstanbul Eski Müftüsü Selahaddin Kaya,Osman Nuri Topbaş gibi pek çok öğrenci Farsça’yı ondan öğrenir. Mevlana’yı onun gözyaşları içinde verdiği derslerden tanırlar. Allah,Rasülullah, Mevlana, Konya,Aşk deyince hüzün çöken,hemen ağlamaya başlayan ikinci bir kişinin görülmediği bu zatların beyanlarından anlaşılmaktadır.

İkinci Evliliği ve Vefatı

Dostlarının teşvik ve tanıştırması ile ilkokul öğretmenliğinden emekli Hatice Hanım’la hayatını birleştiren Yaman Dede, eski karısı ve kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmemiştir.

1962 yılına gelindiğinde çok hasta olmasına karşın Acıbadem’deki evinden Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsüne derslere gelmeye devam eder. O artık paltosu içinde zayıf, ceset gibi solgun,75 yaşın yorgunluğuyla bedenini sürüyerek yürümektedir.3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır” diyerek Hakka yürür. Öğrencileri ve yüzlerce seveninin omzunda Karacaahmet Mezarlığına defnedilir.”

(Daha fazlası için : http://semazen.net/sp.php?id=218)

 

Sadık Yalsızuçanlar

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.