YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
"Ten Cehennemdir"
07 Haziran 2016 21:35

Başlık, Fatma Atıcı’nın, H Yayınları’nca okura sunulan, dumanı üstünde romanından… Atıcı da, ibareyi, çağımızın Yunus Emre’si, Erzurum’lu bilge-şair, Osman Kemalî Efendi’den ödünç almış. Hazret, irfan cennetine göre burada, bu bedende olmayı cehennem olarak niteliyor. Tıpkı Efendimiz’in, dünyayı, inanmış insanın zindanı olarak nitelemesi gibi…

Türk dilinde irfanın ölümsüz şairi Niyazî Mısrî şöyle demişti: “Bugünkü cennet-i irfana dâhil olsalar uşşâk / Yarınki cennet-i sûriyi neylerler’

Âşıklar, bugünkü irfan cennetine girseler, yarınki cenneti naapsınlar?

Benim gibi ne irfanı ne aşkı ne de sûrî cenneti zevketmeyen, anlayamayanlar için absürd bir ifade görünebilir.

Ama kazın ayağı böyle değil demek ki!

Yoksa ömrü zühd, takva, aşk ve nihayet irfanla geçen bu cemal/kemal ehli bilgeler niçin böyle desinler?

Yunus Emre, ‘cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver sen anı / Bana seni gerek seni…’ diyordu. Bir dönemin Şeyhülislam’ı ise, bu ifadelerden dolayı –yani cenneti tahfif hatta tahkir ettiği gerekçesiyle- Divan’ı, Divan’daki böylesi ibareleri okumayı ‘haram’ kılıyor, ‘küfre girmek’ biçiminde içtihatlandırıyordu.

Üsküdar’da sırlanmış olan, Osmanlı asırlarının en seçkin bilgesi, Aziz Mahmud Hüdayî de benzer konuşmamış mıydı : ‘Neyleyim dünyayı / Bana Allah’ım gerek / Gerekmez mâsivâyı / Bana Allah’ım gerek…’

Demek ki, biz fânilerin zevkedemediğimizden bilemediğimiz/anlayamadığımız bir sır var.

Neyse sırrı ehline bırakalım, biz, kitaba dönelim.

Ten Cehennemdir, Fatma Atıcı’nın ikinci romanı. İlki, Beyaz. Adı gibi beyaz bir anlatı. Melalli, entrikasız, geleneksel anlatılar gibi lirik…Zaman zaman ‘kıssadan hisse’ moduna geçiyor ama o görkemli sözcük en güzel tanımlayabiliyor metni: Melâl…Hani Şâir’in, ‘anlamayan nesle âşina değiliz’ dediği hal. Melal, kestirmeden söyleyelim: Nedensiz hüzne denir. Efendimiz’den mervî bir hadiste, ‘sebepsiz hüzünleniyorsanız, biliniz ki Allah’a çok yakınlaşmışsınızdır…’ buyrulur. Fethi Gemuhluoğlu, bu rivayeti çok anar. Melal, Ragıp Karcı ağbinin ifadesiyle, bizim türkülerimizin hamurudur, mayasıdır.

ten-cehennemdir-kapak-on.jpg

Fatma Atıcı’nın Ten Cehennemdir romanı, sanki melalle yoğrulmuş…Mayalanmış…Dinginleşmiş, durulmuş, ince ince yoklayan bir sebepsiz hüznün yatağında ağır ağır akıyor. Kalemine sağlık. Ne güzel yazmış Osman Kemalî Baba’yı…

Kemali Baba, Erzurum Pasinler, Güllüköy’den…

Gül, gül-i Muhammedi’den kinayedir.

Kemali Baba da Muhammedî mâye ile mayalanmış, üstadı Abdulkadir Belhî’nin kutsi nefesiyle irfan yolcusu olmuş. Gönlünde Hak tecelli etmiş. Ama aşkta uzun süre kalmış. Tıpkı Yunus gibi, Fuzuli gibi, Nesimi gibi, Hallaç gibi yanmış yanmış, ciğer kebap olmuş.

Yoğun yoksulu bir aileden. Çok çocuklu, fukara bir ailenin evladı. Âşık Veysel Baba gibi, çocuk yaşta gözlerini yitirmiş. İki baş gözü de kapanmış. Babası, amcası, yakınları toplanmışlar. Annesinin eteğinden tutup ardısıra ağlayarak sızlayarak giden bu yavrunun ‘geleceği’ni düşünüp kaygılanmışlar. Kimisi, ‘saz çalmayı öğrensin, aşık olur, düğünlerde, köy odalarında söyler, geçimini sağlar’ demiş. Kimisi başka bir yol önermiş…Derken babası, ‘hafız olsun, hoca olsun.’ Demiş. Bir hocaya vermişler. Adam hıfz usulünden habersiz. Kemali Baba neler çekmiş neler! Nihayet ondan kurtulmuş. İşin ehli, müşfik bir hocaya yolu uğramış. Kısa sürede hafız-ı Kuran olmuş. Derken gönlüne aşk düşmüş. Yunus gibi yollara sarmış…Necef, Kerbela, Hicaz…O hüzünlü coğrafyada, çöllerde yatarak, aşkla ve güneşle yanmış, kavrulmuş…Ateşlerde bir semender gibi dolaştım, diyor özyaşamöyküsel bir şiirinde…Oradan İstanbul’a…Sultan II. Abdulhamid’in tahtta olduğu yıllar…Kanuni Sultan Süleyman’ın bir vakfiyesine, “Amalar Tekkesi”ne misafir olmuş. Ortalık perişan, pislik içinde, kimse amalara bakmıyor…Bir layiha yazmış, Cuma Selamlığında Padişaha arzetmek istemiş. “Koruma engeli”ni aşamamış. Fakat Sultan’ın dikkatini çekmiş. Derken saraya çağrılmış. Layihayı arzetmiş. Sultan II. Abdulhamid Han, Amalar Medresesi’nin onarımı için ferman buyurmuş. Ve Kemali Efendi’yi de şeyh olarak atamış. Hafız-ı Kuran olan Kemali Efendi, bununla yetinmemiş. Mesnevî-i Şerif’i ezberlemiş. Hafız Divan’ını hıfzetmiş. Fuzuli Divanı’nı ezberlemiş…Bir süre Rami’de bostan bekçiliği, sonradan Üsküdar’da Mecelle okutmanlığı…Nasıl bir hayat, anlamak çok zor…Ve sonunda yolu, üstadı, Abdulkadir Belhî hazretlerine uğramış. Nasibine erişmiş…Asıl gönül eğitimi o zaman başlamış…

Üstad’ı Hakk’a vuslat edince de posta gelmiş.

1950’li yılların ikinci yarısında Hakk’a göçmüş…

Geride, Yunus gibi bir Divan ve pür vahdet kokan eserler bırakmış.

Ama asıl yaşamıyla biriciktir Kemali Efendi.

Kemalî Baba’nın yaşamını öğrenince insan, niçin Veysel’in şöyle dediğini anlayabiliyor : “Kör olmasaydım çoban olurdum. Kör oldum, Veysel oldum.”

Fatma Atıcı, “Ten Cehennemdir”de, Kemali Efendi’nin bu yakıcı öyküsünü, pek çok hikayenin bir sarmal gibi iççice geçtiği enfes bir anlatıyla güncelledi…

Kendi arayışını, Kemali Efendi’nin arayışı içinden yaptı.

İyi ki de yaptı ve bize, o muhteşem macerayı yeniden hatırlattı.

fatma-atici.jpg

Kemali Efendi’nin bir vahdet denizi olan Divanı’ndan birkaç dizeyle bitirmek isterim ve yakın bir tarihte, Kemali Efendi’nin yaşamının ikinci bir romana konu edileceğini de müjdelemek isterim. Sevgili Ferzende Kaya’dan da bir roman gelecek. :

Bu vücûd iklîmine bin cân gelir, bir cân gider.

Gâhî cânân cân olur, gâh cân bî-cânân gider.

Emr-i nefse râm olup, dâim mücâhid olmayan,

Hâib ü hâsir kalır, nâdân gelir nâdân gider.

Her hevâ mahvolmadan etmez tecellî “fakr-ı küll”,

Giymeyen takvâ donun, şâh olsa da hırmân gider.

Bilmeyen asl-ı vücûdu, bulmayan Mevlâ’sını,

Sûretâ insân gelir de, sîretâ hayvân gider.

Cümle eşyâyı bi-zâtillâhi kâim görmeyen,

Görmez ol râhat yüzü, nâlân gelir nâlân gider.

“Men ‘aref” sırrın duyup, Mevlâ’sına vârın veren,

Hâdim-i insân olan; insân gelir, insân gider.

atici.jpgatici-001.jpg

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Büyük Yürüyüş Devam Edecek 02.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.