YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
“Resmî tarih”ten gerçek tarihe
01 Kasım 2014 09:55

5816…31 Temmuz 1951 tarihinde çıkarılan bir kanun. “Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun…”

Yakın tarihe ilişkin resmî tezin dışında, daha doğrusu nesnel biçimde yazabilmenin, konuşabilmenin, özetle yüksek sesle yakın  dönemle ilgili düşünebilmenin önündeki engellerden biri.

Kanal A’da, pazartesi akşamları Said Alpsoy’la gerçekleştirdiğimiz programda bu kanunun nasıl, tarih araştırmalarının önünde bir engel oluşturduğunu daha çok farketme imkanı bulduk.

Atatürk bir tabu oldukça, bu kanun yürürlükte kaldıkça, bunun gibi, resmî yaklaşımların belletmeye çalıştığı ezberleri aşıp tarihi nesnel biçimde okuma imkanı olmayacak.

Demokratikleşmeye çabalayan, düşünmenin, düşünceyi çeşitli yollarla açıklamanın önündeki engelleri kaldırmaya çalışan Türkiye’ye böylesi saçmalıklar yakışıyor mu?

İnsanın, ülkesinin geçmişine ilişkin daha doğru, daha nesnel bilgilenmesinin önünde kanun engeli varsa, orada demokratik haklardan, özgürlüklerden söz etmek mümkün mü?

Atatürk’ü tabuya dönüştüren, onun arkasına sığınarak çeşitli istismarlarını maskeleyenlere fırsat vermiyor mu bu yasa?

Sadece Atatürk değil, yakın tarihte yaşadıklarımızın özgürce araştırılması, tartışılması en doğal vatandaşlık, insanlık hakkı değil mi?

Gerçeğe ulaşmanın önüne barikatlar koymak utanç verici değil mi?

Andığım programla ilgili RTÜK’ten Kanala ceza geldi. Özel ve tüzel kişilikler suç duyurularında bulunuyor. Programa yönelik bu tutum da gösteriyor ki, gerçeğin araştırılması istenmiyor.

Resmî tarihin ezberleri devam etsin isteniyor.

Sonra devrim yasaları…Şapka, lakap ve ünvanlar, vs vs…Bu saçmalıklara son vermek gerekmiyor mu artık. Vatandaşın başına nasıl bir nesne geçireceğine devlet niçin versin? Bey, paşa, ağa, vs. gibi sözcükler gündelik yaşamın, hatta argo sözlüğümüzün bile içine girmişken bu yasal saçmalıkların sürmesi ayrıca saçmalık değil mi?

Türkiye’de ne yazık ki, okur-yazarların, kültürel, siyasal ve bürokratik seçkinlerin hatırı sayılır kısmı hâlâ bu saçmalıklara itiraz etmiyor. Edenler de bunu özel  alanda, kısık sesle yapıyor. Yakın tarihte yapılan yanlışları bugün sürdürmek doğru mu? Bu absürd durum nereye kadar sürecek?

Türkiye uzak-yakın tarihini nesnel biçimde, özgürce, herhangi bir engel olmaksızın araştırabilmeli, tartışabilmeli…Yanlışlardan vazgeçmeli, ödeşmeli, özür dilenmesi gerekiyorsa dilenmeli, mağdurların hakkı teslim edilmeli.

Tarihe gitmek, bugüne ve yarına ilişkin tasavvurlarımız için zorunludur. Bunu özgürce yapabilmenin imkanları da artık açılmalı.

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.