YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Müslüman katliamı
02 Ocak 2015 12:40

Terör kelimesi Türk dilinde daha çok, ‘yıldırma, korkutma ve tedhiş’ anlamında kullanılıyor.

Bir kişiyi, örgütü veya devleti bu nitelikle birlikte andığımızda, onun yıldırma, korkutma veya tedhişe maruz bıraktığını ima etmiş oluyoruz.

Tedhiş, dehşet uyandırmayı ifade ediyor.

Terör, aynı zamanda ‘savaş hukuku gözetilmeksizin’ ya da, ‘savaşın ‘hukuksal’ şartlarına uymaksızın insan öldürme’ anlamlı olduğunu da belirmemiz gerekir.

Bunu veri aldığımızda, örneğin İslam’la terör kelimesinin ne zaman, hangi durumlarda birlikte kullanıldığını da gözettiğimizde, karşımıza ilginç sonuçlar çıkıyor.

Öteden beri, el-Kâide, Tâlibân vb. örgütlerin doğrudan ‘terörist’ olarak nitelenmesi, bu yapıların ‘korkuttuğu, yıldırdığı, tedhişe neden olduğu’, kısacası savaş hukuku gözetilmeksizin insan öldürdüğü varsayımından hareket ediyor.

Anılan-anılmayan örgütlerin ‘terör’le ilişkisi özgül tartışmasını bir yana bırakıp şöyle bir varsayım da geliştirebiliriz :

Dünyada son otuz yılda nerede, kimler, kaç kişiyi, niçin ve nasıl öldürdü?

Dilerseniz istatiksel verilere bir bakalım :

Örneğin, 1990 ila 2009 yılları arasında, CİA, Mossad, MI5, MI6, BND ve/veya DGSE’Nil planlamasıyla ‘İslam dünyasında’, 34.906 Müslüman devlet adamı, yüksek düzey yönetici-bürokrat öldürülmüş. Keskin nişancılar marifetiyle, uzaktan kumandalı bombalarla, zehirlenerek veya başka bir yolla.

Yine aynı dönemde, toplam 127.000 Müslüman işadamına suikast yapılarak öldürülmüş.

2411 Müslüman kanaat önderi de, bu süreçte katledilmiş.

23.000 büyük şirket batırılmış.

Bir başka veriye göre, 1979 ila 2010 yılları arasında, ağırlıklı olarak Müslüman coğrafyada, Batılı ülkelerce, toplam 11 milyon Müslüman öldürülmüş.

60 milyon Müslüman ileri derecede sakat bırakılmış. Kolu veya bacağı kopmuş, gözü kör olmuş, kötürüm hale gelmiş vs.

Bu bağlamda, örneğin, sadece Afganistan’da, Sovyetler’in ve ABD’Nil saldırılarıyla, 4 milyon Afganlı hayatını kaybetmiş, 7 milyon Afganlı ileri düzeyde sakat kalmış.

Afganistan’ın nüfusunun 35 milyon olduğu göz önüne alınacak olursa, demek ki, yaklaşık her ailede ileri düzeyde sakat biri var.

Yine ABD’Nil Irak’a demokrasi getirdiği işgal saldırısında, toplam 1 milyon 200 bin kişi hayatını kaybetmiş, 3,5 milyon Iraklı ileri derecede sakat kalmış.

Ölenlerin yaklaşık üçte birini çocuklar oluşturuyor.

Bu verileri çoğaltabiliriz.

Örneğin Orta Afrika’da, Fransa’nın desteklediği, finanse ettiği, silahlandırdığı Anti Balaka örgütü, binlerce masum Müslümanı diri diri yaktı, pala ile bedenlerini doğradı, hatta, insan eti yiyenlerin yaşadığı yörelere götürüp bu parçalanmış etleri pazarda sattı.

Altın ve elmas kaynakları bakımından zengin olan Orta Afrika’da, ABD başta olmak üzere, İngiltere, Fransa ve Kanada, 1965 yılından beri bu toprakların kaynaklarını sömürdü, sömürmeyi sürdürmek istiyor. Orta Afrika halkı bu zenginlikten pay alamıyor. Emperyalistler, hem bu kaynakları sömürüyor hem de halkı köle gibi kullanıyor. Ülkenin başına, kendi çıkarlarına hizmet edecek tiranları getiriyor, onlara küçük bir pay veriyor, o payın büyük bir kısmını ise, silahlanmaya harcatıyor. O silahları da kendileri satıyor. Bu gidişe itiraz sesleri yükselten halkı örgütler kurarak, din veya mezhep ayrımını kullanarak kanlı biçimde bastırmaya çalışıyor. Binlerce masum insan vahşi biçimde katlediliyor. 1900’lerin başından beri Fransa, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin kaynaklarını sömürdü, bu sömürüyü sürdürmek için binlerce insanın bedenlerinin diri diri yakılmasını, palalarla parçalanmasını ve pazarda satılmasını bile göze alıyor. Ve bunun adı asla terör olmuyor. Fransa, ustalıkla işin içinden sıyrılabiliyor, sorunu desteklediği bir örgüt bağlamına çekebiliyor, oraya hapsedebiliyor.

Esasen, ABD, İngiltere gibi sömürgeci ülkeler, bunu öteden beri, Müslümanların yaşadığı hemen bütün ülkelerde yaptılar.

Fakat bu sömürü düzenleri artık süremeyecek gibi görünüyor. Sömürü, katliam, vahşet ve bunu içerde sürdüren tiranlıklar yıkılmaya başlıyor. Sömürgeciler, bu tiranlıklara itiraz eden toplumsal muhalefeti başlatan ve içinde yer alanları ya darbe ile (Mısır’da olduğu gibi) veya farklı yöntemlerle yok etmeye çalışıyor.

İsrail, yıllarca Filistin’de insan öldürüyor, İsrail’le terör kelimesi asla yan yana gelmiyor. İsrail’in Batılı hâmileri, ‘İsrail barış görüşmeleri’ söz grubunu çok seviyor ve sıkça kullanıyor. Oysa dünyada herhalde yan yana gelemeyecek iki sözcük varsa bunlardır.

Miyanmar’da, Arakan’da yine Batılı ülkelerin istihbarat örgütlerinin domine ettiği bazı fanatik gayri Müslim unsurlar, binlerce Müslümanı diri diri yaktı, vahşi biçimde katletti.

Kurulduğu günden bu yana Filistin’lilerin topraklarını işgal eden ve onları öldüren İsrail, örneğin 7 Temmuz 2014’ten itibaren kısa bir süre içinde, Gazze’yi yerle bir etti. Dörtte biri çocuk 22.00 kişiyi öldürdü, 11.000 dolayında Gazzeliyi sakat bıraktı.

İsrail, Gazze’de okulları, hastaneleri, ambulansları, halka gıda ve ilaç yardımı taşınan tünelleri, şehrin elektrik ve su santrallerini, sivil yerleşim merkezlerini vurdu. BM denetimindeki okulları ve siviller için kullanılan sığınma mekanlarını bombaladı. Kullanılan silah ve mühimmatın İsrail’in talebi üzerine ABD tarafından gönderildiği ortaya çıktı.

Gazze'deki BM okuluna atılan ve 19 kişinin ölümüne yol açan havan topunun ABD yapımı olduğu ve İsrail'e teslim edildiği deşifre oldu. 7 Temmuz 2014’te başlayan saldırılardan sonra, 20 Temmuz’dan itibaren ABD yönetiminin, Gazze saldırıları boyunca İsrail'e 1 milyar 225 milyon dolarlık silah sattığı belirtildi.

Bosna’da binlerce kadına tecavüz eden, yüzbinlercesini vahşi biçimde katleden Sırp ve Hırvat’ların bu vahşetini Avrupa ve ABD yıllarca seyretti.

*   *   *

Şimdi başka bir veriyi anımsayalım :

Körfez işgalinden önce, ABD, petrolü Aramko şirketi üzerinden yaklaşık 1 sente alıyordu. Bir varilini bir dolardan az bir fiyata. 1973 çatışması başlayınca bir varil petrolün fiyatı 40 doları aştı. Araplar tepki gösterip petrolü kestiler ve fiyatlar da fırladı. Sonra ABD Körfez’i işgal etti ve hem üretim hacminin artırılması hem de pazarda kendisine sunulması için baskı uyguladı. Sonuç verdi. Petrol fiyatları düştü. ABD, işgalden sonra, Araplardan 1 varil petrolü 9 dolara almaya başladı. (Gerçi amaç yine bu ülkelere demokrasi ve istikrar getirmekti. ABD, katliamlarını, halkına katliam yaptığı ülkeye demokrasi getirmek olarak açıklıyordu. Bunu başta Türkiye’nin zihinsel olarak devşirilmiş müstağripleri olmak üzere Müslüman ülkelerin Batıcı seçkinleri nezdinde meşrulaştırmakta üstüne yoktu.) Verilere bakmayı sürdürelim : İşgalden sonra 1 varil petrolü 9 dolara alan ABD’nin, aslında 144 dolar ödemesi gerekiyordu. O dönemde bir varil petrolün olması gereken fiyatı bu idi. Yani, ABD, bir varil petrolden yaklaşık 135 dolar çalıyordu. O dönem günde yaklaşık 30 milyon varil petrol üretiliyordu. ABD’nin bir günde, Müslümanlardan, petrol üzerinden yaptığı hırsızlık, yaklaşık, 4 milyar elli milyon dolardı. BBu, yılda, 1 trilyon 478 milyar dolara karşılık geliyordu. 25 yılda ABD’nin Müslümanlardan, petrol üzerinden yaptığı hırsızlığın toplamı , yaklaşık 36 trilyon dolar ediyordu. ‘Müslüman Irak’a demokrasi getirmenin bir bedeli olmalıydı!’

Şimdi Müslümanlar uyanıyor.

Sadece Afgan işgalinde sömürgeci saldırganların 3,5 milyon Müslüman Afganlı’yı vahşi biçimde katletmesinin en büyük ve kitlesel terör olduğunu dünyaya haykırıyor.

Bazı sözümona örgütlerin terör terör çığlıklarıyla dünya kamuoyuna yansıtılması ve gündemin saptırılması artık açılan gözü kapatmıyor.

Müslüman halklar, ABD’nin veya başka bir saldırganın, bir ülkenin halkını öldürerek demokratikleştirmesini en büyük terör olarak görüyor.

Kimse, bu zulmün süreceğini, her biri birer yalan makinası olan ve operasyonel biçimde kullanılan sözümona o ‘saygın’ kitlesel iletişim araçlarının ürettiği yalanlara kanılacağını sanmasın.

Çünkü küfür devam eder ama zulüm devam etmez.

 

 

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.