YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan
12 Nisan 2016 09:18

“Medeniyet” kelimesi çokça kullanılmaktan yoruldu. İçeriği kısmen boşaltıldı. Aşındı. Fakat, uygarlık ile arasındaki nüansı koruduğundan ve başkaca bir kavram, henüz onun anlam dünyasını yeterince yansıtamadığından burada ihtiyatlı da olsa kullanmak durumundayız.

Medeniyeti, “gönülde vahdetin gerçekleştiği yer” olarak, yani bir iklim olarak kullanıyoruz.

Bu bağlamda, medeniyetin biricik kaynağı, hikmettir.

Şâir,

“Ey Niyazî, âriflerin gönlüne hikmet doğar”

Diyor.

Demek ki, hikmet te, bilgelerin gönlüne hem dem yeni doğandır.

Nefsin gönüle dönüşümü ise ancak, “nefs eğitimi” ile olur.

Geleneksel sözlükte, “seyr ü sülûk” denilen süreci yaşayıp, “furkanını göğsüne indirebilen” âriflerin kurduğu manevî-entelektüel zeminden beslenir medeniyet. Daha doğrusu, medeniyet, buradan kurulur. İnşa tabirini özellikle kullanmıyorum, “medeniyetin inşâsı”, daha çok, Hakikat’in “kendinden kendine”, ilahî-tabii bir süreçle tecelli ettiği bir süreci değil, Batılı geleneklerde görüldüğü türden bir “kurgu”yu ima ediyor.

Medeniyetin oluşması-gelişmesi, ancak aşk ve irfan ile olur.

Hak, kâmil kulunda tecelli ettiğinde irfan belirir ve merkezden çevreye dairevî bir biçimde yayılmağa başlar.

Bu, sadece yatay bir genişleme değil, aynı zamanda dikey bir açılmadır.

İçte gerçekleşen birlik, dışa yayılır ve hem aşkın hem içkin olanın açılması gerçekleşir.

Bu ise, ancak ve ancak gerçek âriflerce gerçekleştirilebilir.

Sözgelimi İslam medeniyetinin bir “versiyonu” olarak Osmanlı medeniyeti, devletin kuruluşundan itibaren her yerde ve zamanda ancak, İslam âriflerinin aşkı ve irfanıyla beslenmiştir.

Osman Gâzi’nin irfanından gıdalandığı Şeyh Edebâli, aynı zamanda, kızını onunla evlendirmiş, “evlat babanın sırrıdır” kaziyesince, O’na hem Hakikat sırrından koklatmış, hem de sırrını vererek, önce rüyasını gördürdüğü o muazzam devletin ve medeniyetin kurulmasına öncülük etmiştir.

Dâvud-ı Keyserî’lerin, Cemaleddin Aksarayî’lerin, Yahya Şirvanî’lerin, Ak Şemseddin’lerin, Hacı Bayram-ı Veli’lerin, Eşrefoğlu Rumî’lerin, Şeyh Şaban-ı Veli’lerin ve daha nice âriflerin, Osmanlı-İslam medeniyetinin arkaplanındaki kurucu ve besleyici rollerini anlayabilmek için sadece, savaş kroniklerini, devletlerarası çatışmaları, taht kavgalarını bilmek yetmez.

Bilgelerin solukkesici yaşamlarını yansıtan menakıpnâmelerini ve özellikle de divânlarını dikkatle okumak gerekir.

Okunması gereken güzelim eserlerden birini, dr. Mustafa Tatcı bize yeni ulaştırdı : İlyas İbn İsâ Akhisarî / Şeyh Mecdüddin Bayramî, Menâkıbı ve Sâliklerin Adabı, Nutk-ı Şerifler…

tat4.jpg

H Yayınları’nın okurla buluşturduğu bu zengin kaynağı bize ulaştıran Dr. Tatcı’ya şükran borçluyuz.

O’nun, esasen bizim medeniyetimizin beslendiği bilgelik zeminini oluşturan irfanî eserlere yönelik dikkati, çabası ve yayım etkinliği sadece ehlinin değil, genel okurun da dikkatini çekmeli.

Bu son eser, gerçekten de her bakımdan değerli bir kaynak.

Bir bilgenin aşk ve irfanla dolu yaşamını, o yaşamı besleyen vahdet anlayışını pek güzel yansıtıyor.

Akhisarî, Bayramî geleneğin, Şemsiyye koluna mensup bir ârif.

Şeyh Kâsım Efendi tarafından yetiştirilmiş.

Döneminde, eğittiği dervişlerin oldukça geniş bir coğrafyada irfanî hizmetler gördüğü anlaşılıyor.

tat2.jpg

27 Mart 1947 tarihinde doğmuş. Medrese öğrenimini Bursa’da tamamlamış. Oldukça genç bir yaşta, yirmidört yaşında Akhisar’a gelmiş. Eşrefoğlu Rumî hz.lerine gitmiş. O’nun işaretiyle Kayseri’ye gelmiş ve irfanî nasibine kavuşmuş. İrfan yolunun yasalarına sımsıkı bağlı, varlığa karşı derin bir dikkat geliştirmiş, müşfik bir zat. Elli beş sene gönül eğitimi verdikten sonra, 26 Haziran 1531 yılında Hakk’a vuslat etmiş.

Bu büyük bilgenin yaşamını anlatan Menakıb’ın 111. Bölümü, diğer bölümler gibi bizi bir anda varlığın yüreğine götürüyor.

Bu bölümü alıntılamak istiyorum :

(Eserin dili, özgün biçimi büyük oranda korunarak, Dr. Mustafa Tatcı tarafından kısmen yalınlaştırılmıştır)

“Bilge, bir karlı günde, odasından çıktı, yürüyüverdi. Dervişlerinden kimse O’nu görmedi. Sinan Dede adında bir müezzin vardı. Gelip öğle ezanını okudu. Şeyh, namaza çıkmadı. Sinan Dede bir süre bekledi. Ama Şeyh gelmiyordu. Hücresine gitti, baktı orada da yok. Namazı kıldı. “Üç dervişiyle acaba nereye gitti?” diye meraklandı. Yola düştü. Bir oduncuyla karşılaştı. Ona sordu. Oduncu, “Çorak dağında gördüm. Şeyhiniz, kar altındaki otlardan bir miktar yoldu, yürüdü” dedi.

Sinan Dede iyice meraklanmıştı.

Çorak dağına çıkan yola girdi.

Epeyi gittikten sonra Şeyh’i, çevresine toplanmış çok sayıda geyikle birlikte buldu.

Şeyh, topladığı otları, açlıktan bitap düşmüş olan geyiklere elleriyle yediriyordu.

Eteğine bir şey sarmıştı. Sonradan fark ettik. Meğer geyiklerden biri yeni yavrulamış. Onu, yanında getirdiği temiz bezle sarmış, sarmalamıştı.

“Efendim çok üşüdünüz, artık gidelim” dedik.

Eteğine sardığı yavruyu uzattı, “bu emaneti saklayın” dedi.

Dervişleriyle birlikte döndük.

“Aman” diye tembih etti, “o taze doğan geyik buzağısını kürke sarın, üşümesin!”

Dergaha döndük.

Yaz gelince, yavruyu da yanına alarak Çorak dağına gitti ve annesini bularak teslim etti.

Bilge’yi gören, ot yedirdiği geyikler koşarak ona doğru geldiler ve eteğini yaladılar. Geyiklerin soyunlarını sığadı, onları okşadı, sevdi, öpüp kokladı.

Birlikte döndük…”

Varlığı Hak gören bir Bilge’nin yaşamından küçücük bir işaret bu sadece…

Varlığın içinin Hak, dışının halk olduğu bilincine ulaşan bir insan için bu, hayatının rutini haline gelir.

İşte, bizim o muazzam medeniyetimizin gerisinde böylesine bir irfan, bir aşk, bir bilinç yatıyor…

tat3.jpg

Sadık Yalsızuçanlar

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Büyük Yürüyüş Devam Edecek 02.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
Esas olan
 // Nezir
Her birimiz bir ayrıntı ile uğraşıyoruz, oysa, şu anda yeryüzünü zulüm ile dolduran deccali, bir bütün olarak görmediğimiz, her bir kötülüğü birbirinden bağımsız gibi gördüğümüz ve onu deşifre etmediğimiz için deccalin ömrünü ve kötülüklerinin devamına geçit vermiş oluyoruz. Deccal fil değildir, fil olsa bile kağıttandır, biz körüz ey insanlar. Yüce Peygamber efendimizin büyük mucizesini göremiyoruz....
19 Nisan 2016 Salı 15:19