17 Ekim 2017 Salı
  • Altın151,715
  • BIST106.991
  • Dolar3,6741
  • Euro4,3182
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8422
  • İstanbul22 °C
  • Ankara18 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya15 °C
  • Adana27 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır21 °C
  • Bursa21 °C
  • Kayseri17 °C
  • Kocaeli18 °C
  • Şanlıurfa23 °C
  • Gaziantep23 °C
  • İçel26 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
"İsrail sorunu" ve Filistin'in kurtuluşu
08 Aralık 2014 08:23

26 Kasım 2014 günü Kudüs’e gitmek üzere İstanbul’dan hareket ettik.

Hemen belirtmek isterim : Eğer Kudüs’e gitmek istiyorsanız, kılavuzunuz mutlaka Musa Biçkioğlu olmalı.

Heyetimizde elliyi aşkın dost vardı.

Kanal A’dan ve Kanal A’da program yapan birçok gazeteci dost da bulunuyordu.

Alper Tan, Savcı Sayan, Süleyman Özışık, Mehmet Toprak ve Celal Kazdağlı’yla birlikte Kudüs’te unutulmaz bir üç gece dört gün geçirdik.

Aytmatov diyor, ‘gün uzar yüzyıl olur…’ öyleydi, bir günü bir asra bedel dört gün…

Kudüs, Sezai Karakoç’un deyişiyle, gerçekten de, ‘Gökte yapılıp yere indirilen bir şehir’di, bir ‘Tanrı şehri’ydi.

Bu kutsal belde şimdi işgal altında.

Esasen şimdi değil, ilk siyonist kongrenin toplandığı, 28 Ağustos 1897’den itibaren adım adım işgal ediliyor Filistin. Ve Filistin’in kalbi olan Kudüs…

130308el_aksa_hlarge.jpg

Geçtiğimiz günlerde el-Aksa camiine postallarıyla, silahlarıyla ve o hastalıklı ruhlarıyla dalmıştı korsan devlet İsrail’in paralı askerleri…O camiide yaptıkları tahribatın izlerini de gördük, kaydettik.

page_israil-polisi-filistinlilerin-mescid-i-aksa39ya-girmesine-engel-oluyor_563111019.jpg

Kudüs’e, Telaviv yoluyla gittik. Havalimanına indiğimizde yağmur çiseliyordu. Kudüs’te ve Filistin şehirlerinde kaldığımız-gezdiğimiz sürece bu yağmur sürdü. Yine Sezai Karakoç diyor ya, ‘ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı / insanı ağlatan yağmurlar yağdı / yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak / yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı”, sanki bunu Onunla birlikte Kudüs için söylüyor.

Telaviv havalimanında ek inşaat sürüyordu. İş makinaları çamur ve yağmur içinde devinip duruyordu.

Gümrükten sorunsuz, seri biçimde geçip servis otobüsüne bindik. Musa Bey mikrofonu alıp bilgilendirmeye başladı. Bu, tur boyunca sürdü. Bize dağıttıkları kulaklıkları yanımızda taşıdık ve dış alanda, onbeş-yirmi metre uzakta dahi olsak Musa beyi rahatça duyabiliyorduk.

Savcı Sayan Bey, ‘CHP sayesinde hızlı geçtiniz’ deyince Musa Biçkioğlu, 2005 yılında Deniz Baykal’ın Filistin gezisine ilişkin bazı ayrıntılardan söz etti. Baykal, sosyalist Enternasyonal’in toplantısı için geldiğinde, iktidarda kim olursa olsun genellikle Filistin’den yana olan ‘devlet’in duruşunu yansıtır biçimde davranmış. Gerçi İsrail’i ilk tanıyan ülke, Türkiye’dir. Fakat o süreçten sonra, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı’dan tevarüs edilmiş biçimde, Filistin, özellikle de Kudüs ve Mescid-i Aksa söz konusu olduğunda, bir garantörlük, bir hâmilik tutumunu alttan alta sürdürmüş. Örneğin 1967 yılında İsrail Kudüs’e girdiğinde, Kubbet’üs-Sahra’nın üstüne İsrail bayrağı dikilince, dönemin konsolosu Ali Müfit İleri, gelerek, ‘o bayrak indirilmezse, Türkiye-İsrail ilişkilerinde önlenmesi güç bir kriz çıkacak’ diye uyarmış ve bayrağı indirmek zorunda kalmışlar. Batı’nın seküler Filistin lideri Arafat dahi, ‘Mescid-i Aksa, İslam ümmetinin ortak malıdır, asla verilemez’ demişti. Ecevit, ‘Kudüs, Filistin’nindir’ açıklamasını yapmıştı. Baykal, andığım toplantı için gittiğinde Mescid-i Aksa’da öğle namazı kıldı ve Harem-i Şerifin yetkilisi, ‘Türkler buraya çok gelsinler, onlar gelirse biz Mescid-i Aksa’yı koruma konusunda daha güçlü oluruz’ diye rica etmişti.

İsrail işgalinin geldiği noktayı yansıtması açısından bir rakkam vereyim : Toplam 27.000 km2’lik Filistin topraklarının, bugün 21.000 km2’si İsrail işgalcilerinin elinde. Kalan 6.000 km2 ise Filistin’e ait. Bu alan da üçe tasnif edilmiş : A,B,C bölgeleri. A bölgesi sözümona Filistinliler dışında kimsenin giremeyeceği alanlardan oluşuyor. Fakat İsrail askerleri dilediği zaman girip operasyon yapabiliyor. Özetle Filistinliler sıkıştırıldığı bu küçük alanda da özgür değiller.

1394803618_el-sahra.jpg

Filistin topraklarında dört ayrı iklim hakim. Akdeniz iklimi, karasal iklim, çöl iklimi…Yeşil alanlar ve su kaynakları İsrail’in elinde. Eriha’daki su kaynaklarına İsrail el koymuş. Filistinlilere kendi suyunu parayla satıyor.

İsrail’in işgalciliği, çocukları, yaşlıları, hastaları da öldürmesi, teolojik bir referansa atıf yapıyor : Arz-ı Mev’ud. Tevrat’ta iki yerde geçiyor. Vâdedilmiş toprak. Büyük İsrail, Mezopotamya’yı da içine alarak Anadolu’nun bir kısmına değin uzanıyor. Sadece Filistin’le sınırlı değil. Yahudiler, bu teolojik kaynağa göre, kendilerini tek ve üstün ırk görüyor. Etnik ve dinî kimlik özdeş durumda. Onlara göre, yeryüzünde tek ırk var, Yahudiler. Diğerleri, ancak Yahudilere hizmet etmek üzere yaratılmış ‘mahluk’lar. Tevrat’ta, vâdedilmiş toprak için, ‘senin yaşadığın toprakları Rab, senin soyuna vâdetti’ deniyor. Dolayısıyla İsrail, Kudüs dahil, Mezopotamya’yı Yahudileştirmek için adım adım ilerliyor. Bu uğurda herşeyi göze alıyor. Ulusal, uluslar arası bütün yasaları, sözleşmeleri, hukuksal çerçeveleri çiğniyor, yok sayıyor. Kendi hukuksuzluğunu meşruymuş gibi algılıyor ve dayatıyor. Bir zamanlar İngiltere’nin bölgeye jandarma olarak bırakıp gittiği İsrail, 1950’li yıllardan itibaren ABD’nin bir eyaleti gibi orada bir terör ve ölüm makinası gibi davranıyor. Yüzü aşkın BM kınama kararını umursamıyor.  BM, Irak aleyhine bir karar çıkarmış, ABD ülkeyi işgal etmişti. Üstelik karar, işgalden sonra çıkarılmıştı. İsrail aleyhine yüzden fazla olumsuz karar var fakat kimsenin umurunda değil. 780 km’lik bir ‘medeniyet duvarı’ ördü İsrail burada. İnsanları Mescid-i Aksa’dan ayırdı. Müslümanı müslümandan izole etti. Mescid-i Aksa’dan ezan-ı Muhammedi dinleyen çoğu Filistin’li duvarın gerisinde ve yıllardır mescide gelemiyor. Yakınlarını ziyaret edemiyor. Kendi ülkesinde, kendi şehrinde tutuklu gibi Filistin’li. Filistin devlet başkanı bile, İsrail kontrol noktalarından geçmeden ülkesine giremiyor, çıkamıyor.

buyuk05c51046b9fa410fbe4af3b77dc4cb93.jpg

Faiz, Yahudiliğe göre haram. Fakat, Siyonist ideallere hizmet edecekse, Yahudi olmayanlara faiz uygulamak meşru, hatta gerekli. 

1967 yılında ivmelenen işgal sürecinde, yani 67’den bugüne toplam 750 bin Filistin’li tutuklanmış ve hala tutukevinde.

İsrail’in bölgeye ilişkin emelleri bitmiyor.

Filistin’e ayrılmış olan ve küçülmeye devam eden bir avuç toprağın içinde kutsal Kudüs var. Burası, tarihi boyunca Müslümanların garantörlüğünde barış ve huzura erebilmiş. Müslümanlar burayı siyaseten yönettiği zamanlar, Kudüs, ilahî bir şehir olarak esenlik yurduydu. Şimdi gözyaşının, kanın ve zulmün şehri.

Gazze’de yakın zamanda binlerce çocuk öldürüldü.

israilin_gazze_katliami_h4037.jpg

Binlerce insan gözaltına alındı, haber alınamıyor.

İsrail, sahiplerinin de desteğiyle alabildiğine şımarmış, küstahça davranıyor.

İsrail’in işlediği insanlık ve savaş suçları bir gün mutlaka yargı konusu olacaktır.

İsrail’lilerin yüzde 60’ı asker.

İsrail’lilerin yüzde 15’i dindar. Yüzde 60’ı laik. Yüzde 25’i ateist. Fakat yüzde 60’ı Yahudileri üstün ırk olarak görüyor. Bu teolojik önyargıya bazı ateistler ve laikler de inanıyor.

Silah, terör ve katliam…İsrail denince bugün akla bunlar geliyor.

gazze_6437.jpg

Telaviv’den Kudüs’e geçince, ilkin Zeytindağı’nda, Rabiatü’l-Adeviyye’nin makamına gittik. Bir kaldık, niyaz ettik. Hz. Rabiâ, Mısır’daki özgürlük meydanından dolayı ünlenmiş bir isim. İslam irfan tarihinin en kıymetli isimlerinden. Ardından otele geçtik. Kısa bir dinlenme molasını takiben Mescid-i Aksa’ya vardık. Mescii Aksa genişçe bir alana yayılmış bir külliye. Pek çok mescid bulunuyor içinde. Namazgahlar, makamlar, çeşmeler, mihraplar…Mervan mescidi büyüleyiciydi. Kadim topraklardaydık. Burası insanlığın en kadim mekanı. Onlarca nebiye, resule ev sahipliği yapmış. Eski mescid olağanüstü güzellikteydi. Mervan mescidi 1994-1997 arasında temizlenmiş ve ibadete açılmış. Dönemin imamı Şeyh Rahid Salah, bir fetva yayınlamış : “Mervan mescidi bu haldeyken Mescii Aksa’nın herhangi bir yerinde kılınan namaz makbul değildir” diye.

buyukc94f91a9c59b44f9b23f9503dea53bb1.jpg

Kudüs’te, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in dizeleri dolaştı zihnimde sürekli :

“(…)

Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saatı gibi taşıyorum

*

Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur

*

Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar

*

Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır

*

Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin

(…)”

buyuk4efedf3bd9a74a44aa90c8b62dd5cd4f.jpg

Kudüs’te güzel bir insanla tanıştık : Şeyh Abdulkerim. Şazeliyye’nin Aleviyye kolundan. Afganî tekkesi olarak bilinen dergahın şeyhi. El-Aksa’da imametinde bir namaz kıldık. Sonrasında bu güzel insanın etrafında halkalanıp niyaz ettik. Şeyh Abdulkerim, sürekli dua etti. Hz. Ömer’den, Seyahaddin-i Eyyubî’den, Sultan II. Abdulhamid’den ve Sn. Recep Tayyib Erdoğan’dan söz etti.Erdoğan’ın, “Mescid-i Aksa’ya yapılan bu saldırı, bize yapılmıştır” beyanatını hatırlattı. Vahdet ehli bir zat. “Biz Türküz, siz Filistinlisiniz” dedi.

Kudüs’te bir şey daha öğrendik. İsrail, Filistin bölgesinde ücretsiz uyuşturucu madde dağıtıyor. İsrail bölgesinde uyuşturucunun her türü yasak. Filistin’de çocukları alıştırmak için böyle yapıyorlar.

buyukccc8418ab79e4b1aa09b9057838b3eb1.jpg

Ertesi sabah, 05.20’de el-Aksa’da sabah namazı kıldık. Muhteşemdi. Yıllardır zulüm altında yaşayan bu insanların namazı nasıl tadil-i erkânıyla, bilinçle ve huşu ile eda ettiklerini gördük.

Yol arkadaşım Abdulaziz Biçkioğlu, gezi kesinleştiğinde Kuran’dan bir tefeül yaptığını ve Hac suresinden şu ayetlerin çıktığını anlattı :

“Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.

Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.”

Sonrasında Kudüs’te yaşamış, bir biçimde kutlu kademi buralara değmiş olan nebi ve resullerden söz ediliyor.

“Abdulaziz” dedim, “tefeül tam çıkmış…”

“Evet ağbi” dedi.

buyuke349a0336c0f4fb5befebaf2bf578071.jpg

Mescid-i Aksa’da gün boyu dolaştık. Kesintisiz rahmet yağdı. Islanmıştık. Zaman zaman surdan çıkıp eski Kudüs’ün sokaklarında dolaştık. Türkiyeli olduğumuzu öğrenince Filistinlilerin tutumunu görmeliydiniz. Bizi o kadar çok seviyorlar ve kardeş görüyorlar ki…Zaten Filistin sokaklarında bir Türkiyelinin varolması onların kendilerini güçlü hissetmesi için yeter sebep. Sadece buraya gelin, diyorlar. Sizden başka bir şey istemiyoruz. Kudüs’e gelin. Bu yüzden sevgili Celal Kazdağlı, dönünce, “Kudüs bizi çağırıyor” başlıklı güzel bir yazı yazdı Kanal A Haber’deki köşesinde. Baktım Süleyman Özışık da benzeri şeyler yazmış. Heyetimizde yer alan herkes aynı duygular içindeydi. Kudüs’te gönlümüz ve özümüz kabarmış bir halde, gözlerimiz yaşlı dolaştık. Her sokakta Kanuni’den, Hz. Ömer’den, Selahaddin’den, Abdulhamid ve Abdulaziz’den, Yeni Türkiye’den, Tika’dan bir iz var. Bir eser karşılıyor sizi her adımda. Hürrem Sultan’ın Kudüs’e emeği çok. O kadar çok eser bırakmış ki…Adım başı bir vakıf eseri çıkıyor karşınıza. Kudüs’ün tapusu olan bu eserler yıkıldıkça Tika onarıyor, yeniden yapıyor. Filistin’lerin gözü Türkiye’de. Hani Sovyetler Birliği dağılınca, Türk cumhuriyetlerine Türkiye’den aşırı bir ilgi ve akın oluşmuştu. O süreçte, “Türkiye ağbidir” sözü çok dolaşıyordu ve Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımızın bu sözden incindiği söyleniyordu. Kudüs’te bunun aksini gördük. Israrla her Filistinli, “siz ev sahibisiniz, biz misafiriz. Siz Arapsınız, biz Türküz. Siz ağbisiniz, biz küçük kardeşiz” diyorlar. Türkiye’Nil Filistin davasına daha çok sahip çıkması gerekiyor.

buyuk0e90ab44ad7643fa950e45d2c580c08a.jpg

Mescid-i Aksa’yı çevreleyen surlarda da tarihin izleri var. Kanuni döneminde eklemeler ve onarım yapılmış. Şam kapısı muhteşem. En görkemli kapı burası. Dolaşırken sağda bir zamanlar Kanuni’nin, şehrin su ihtiyacını karşılaması için yaptırdığı göletin yanından geçtik. Ardından el-Halil’e gittik.

El-Halil’de Hz. İbrahim’in, çocuklarının, onların eşlerinin kabirlerini ziyaret ettik. Halil İbrahim mescidi muhteşem. Fakat mescitte tatsız bir sürpriz sizi bekliyor. Yakın bir zamanda, bu mescide, fanatik bir Yahudi doktor, namaz esnasında girerek cemaate ateş açmış ve sekiz kişiyi şehid etmiş, dörtyüze yakın kişiyi yaralamış. Orada cemaat tarafından öldürülmüş. İsrail hükumeti, adam için deli raporu tanzim etmiş, yargısal bir sorun yaşanmasın diye. Bunun üzerine, bunu bahane eden İsrail, mescidi kapatmış. Bir süre de açmamış. Açtığında ise, mescidin bir kısmının sinagog yapıldığı görülmüş. Şimdi namaz vaktinde, metal bir perde ile ayrılmış olan sinagog kısmından tuhaf sesler geliyor. Müslümanlar taciz ediliyor.

buyuk9fe94a4023934f289b78cf09cfa9b352.jpg

El-Halil, Ramallah gibi Filistin bölgesine ait ama İsrail dilediği zaman buraya girebiliyor ve burada istediğini yapabiliyor. Şehrin periferisinde İsrail işgal (yerleşim diyorlar onlar) bölgeleri göze çarpıyor. Şehrin nüfusu yaklaşık 5000 bin. Batı şeria’nın en büyük şehri. Meyve üretimi yaygın. Özellikle üzüm. İsrail’in katliamlarından bir kısmı burada gerçekleşmiş. Filistin’in birçok yerinde olduğu gibi, burada da zeytin ağaçları çok görülüyor. Filistinliler zeytin ağacını çok seviyor. İsrailliler hiç sevmiyor. El-Halil’de caddelerde sık sık karşınıza bir poster ve yazılar çıkıyor. Josef adında bir hahambaşının posteri bu. Bu kişi, Dökme Kurşun harekatında bir “fetva” yayınlamış. İsrail katliam yaptığında, bazı İsraillilerden cılız itiraz ve eleştiri sesleri yükselmiş. “Çocuklar ölüyor, yazık oluyor” vs. diye. Bunun üzerine, Josef adındaki bu hahambaşı şöyle bir fetva yayınlamış : “Asıl günah, İsrail halkının güvenliği için bütün Gazze’lilerin öldürülmemesidir.” El-Halil’de sık sık karşımıza çıkıyor bu kişinin posteri. 2014 martında ölmüş.

buyuk406dd0349e744e498d6be19f2730c26b.jpg

Ülkede Yuhadilerle Filistinliler arasında inanılmaz bir gelir dağılımı eşitsizliği söz konusu. Bir İsrail’linin yıllık geliri, 35 bin dolarken, bir Filistin’lininki sadece 2 bin dolar.

Vergiler son derece ağır. Gittikçe de ağırlaştırılıyor. Filistin’liler ekonomik baskı altında inliyor. Yoksulluk derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Filistinliler, gittikçe ağırlaştırılan ekonomik koşullarla ülkelerini terke zorlanıyor. İsrail, bu topraklarda bir tek Filistin’li kalmayana değin bu saldırılarını sürdürmekte kararlı görünüyor.

İsrail parlamentosu, yakın bir tarihte sekiz maddelik bir planı kabul etmiş. Plana göre, Filistin bayrağı taşıyanlara ağır cezalar veriliyor. “yaşasın Filistin” diye bağıranlar tutuklanıyor, cezaevine konuyor. Parlamento onayı olmadan bu kararlar uygulanabiliyor. Gösterilere katılanların mülklerine el konuyor, oturumları iptal ediliyor ve şehirden sürülüyor. Cenazeler ailelerine verilmiyor. Evler yıkılıyor. Herhangi bir sivil toplumuna üye olmak ve etkinliğe katılmak da suç kapsamına alınmış. Bu faşizm gittikçe daha da koyulaşıyor.

buyukce9543140237487fa7bd34f6d0f49289.jpg

Sık sık şu söz gruplarını uluslar arası medyada duyarsınız : “İsrail barış görüşmeleri…”, “İsrail yerleşim birimleri…”, “Ağlama duvarı…”, “Filistin sorunu…” “Utanç duvarı…”

Bu ifadeleri şöyle değiştirmekte yarar var : “İsrail savaş görüşmeleri…”, “İsrail işgal bölgeleri”, “Burak duvarı”, ”İsrail sorunu”, “medeniyet duvarı…”

“İsrail barış görüşmeleri” ifadesi yanlış çünkü İsrail bir terör devleti ve sürekli katliam yapıyor. İsrail ile barış sözcükleri kasıtlı olarak bir araya getiriliyor, bu ifade algı operasyonunun bir parçası.

“Filistin sorunu”, ifadesi yanlış, çünkü orada sorun Filistinlilerden değil, İsrail’den kaynaklanıyor ve asıl sorun İsrail.

“İsrail yerleşim birimleri” ifadesi yanlış, çünkü İsrail, Filistinlilere ait toprağı zorla işgal ediyor, buraya dışarıdan yoksul Yahudileri getirip yerleştiriyor, lüks evler inşa ediyor, getirdiği kişilere maaş bağlıyor, Filistin’e ait o bölge, giderek İsrail toprağı haline geliyor. Yüzlerce böyle bölge var.Bu yerleşim değil, işgal.

780 km.lik bir duvar ördü İsrail. Buna da utanç duvarı değil, onların medeni düzeylerini ima için ‘medeniyşet duvarı’ demek gerekiyor.

buyuk23b7f692edd64e2c8a3a597705c3d0b1.jpg

El-Halil’de zaman zaman ‘sarı çizgi’ler gördük. Bu, Yahudilere iz olmak üzere çiziliyormuş. Yani, bu çizgiyle Yahudilere şöyle deniyor : “Bu, seni güvenli bir yere mutlaka götürecektir. Senin için burası güvenli bir alandır. Korkma. Bu çizgiyi takib edebilirsin.”

İsrail’lilerin araçlarının plakası sarı burada. Filistinliler ise, beyaz üzerine yeşil yazı kullanıyorlar plakalarda. Filistin plakalı araçlar sadece 6 bin km2lik alan içinde dolaşabiliyor. İsraillilere ait araçlar ise, İsrail’in işgal ettiği bütün bölgede ve Filistin bölgesinde gezebiliyor.

Doğu Kudüs…Batı Kudüs…İsrail bu ifadeleri sevmiyor. 1967 yılından itibaren korsan bir başkentleri var : Kudüs. Oysa Kudüs, Filistin’in merkezi. Kalbi.

El-Halil’de ve diğer Filistin bölgelerinde, Filistin’liler, tarım yaparken İsrail’in bir başka zulmüyle yüzleşiyorlar. İsrail, Filistin’li ekilebilir toprak sahiplerine yönelik keyfi kanunlar, yönetmelikler çıkarmış. Toprağa genellikle uygun olmayan ürünleri ekmeye zorluyorlar. Ekin verimli olmayınca da ağır vergiler ödenemiyor. Birkaç yıl bu tekrarlanınca toprağa el konuyor.

“Gâipler  (Kayıplar) Yasası” diye bir yasa var yıllardır yürürlükte olan. İsrail bu yasa ile, gözaltına alınan, yoksulluktan dolayı kısa bir süreliğine evini, mahallesini, şehrini terk eden, iş ya da öğrenim için gidenlerin mülklerine rahatlıkla el koyabiliyor. El konulan bu mülkler Yahudilere veriliyor.

İsrail, sürekli insan öldürüyor. Filistin bir ölüm ülkesine dönüşmüş. Hamile kadınlara kötü davranılıyor, kadınların sokakta başgörtüleri zorla çıkarılıyor, çocuğa zorla benzin içirilip ateşe veriliyor, çocuklar alnından vuruluyor, bir soykırım devam ediyor.

Kenize Murad’ın da söz ettiği bir olayı hatırlayalım : Filistin’li bir kadın hamile ve doğumu yaklaşmış. Sancı başlamış. Kocası, kadını ambulansla hastaneye götürürken bir kontrol noktasına geliyorlar. İsrail polisi keyfe keder saatlerce bekletiyor. Kadın doğum sancılarıyla kıvranıyor, bağırıyor. Bebek gelmek üzere. Kocası çılgına dönüyor. Polislere/askerlere bağırıyor. Adama ateş edip ağır yaralıyorlar. Bu kez sancılar içinde kıvranan kadın isyan ediyor. Onu da vuruyorlar. Bu arada doğum gerçekleşiyor. Apar topar hastaneye götürülüyorlar. Kadın ve adam ölüyor. Çocuk yaşıyor. Çocuk şu an Filistin’de ve gençliğe adım atmış.

 

Filistinli çocukların silahı, taş.

Bunun özel anlamları var.

Bir kere bol. Kudüs taşı çok bir şehir. Dolayısıyla tükenmez bir kaynak. Ve bedava.

İkincisi, masumâne bir direniş. Caydırıcılığının yanı sıra sembolik anlamları da var.

Hz. İbrahim taş kullanmış.

Ebabil kuşlarının getirdiği taşları hatırlayalım.

Yahudilerde de şeytan taşlama söz konusu.

Dolayısıyla Filistinliler taş kullanarak onları şeytanla özdeşleştirmiş oluyorlar.

Kudüs’ten gelirken küçük bir zeytin dalı ile taş getirdim.

Şimdi evimin bir odasının duvarında çerçevelenmiş bir halde.

Kazdağlı’nın dediği gibi, Kudüs bizi çağırıyor.

Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya, Filistin’e sahip çıkalım.

Son olarak Kudüs’ü, Sezai Karakoç’un dilinden dinleyelim :

 

“Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir.
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam’dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lamba
İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini
İfriti döndürecek insana

Ve Kudüs’ü terkettiğin o ikindi
Birinci Cihan Harbi günü vakti
Kan sızdırıyor kaburga kemikleri
Karlı dağlardan indirdiğin atların
Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın
Mahşerin perdesini kıyametin perdesini
Ağlıyor yere inen saçları
Göğü yırtan kefen beyazı elleri

Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri
Zamanın rüzgar gibi esen zehiriyle
Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri
Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi
Kaçıyorlar Lut şehrinden kaçar gibi
Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla
Susmuş minarelerin azabıyla
Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla
Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ay’ı görmek istemez zeytin ağaçları
Eğilerek selamlamazlar hilali hurmalar
Artık ne Zekeriya ve ne İsa var
Sararmış bir tomar mı mucizeler
Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler
Ve ne de Miraçtan bir iz
Yerden yükselen kaya

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin.
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin
Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var
Uçak var gök yok utanç var
Ve kime karşı bütün bunlar
Masum insanlara karşı
Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı
Ve kim tarafından bütün bunlar
Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlumdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış Mezmurlar

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka aleme göçmüş hakikati
Tanrı katına varmış
İki elini kavuşturup divana durmuş
Hüküm istemiş

Yeryüzüne yeryüzü kadısına
Hüküm ki:
Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir

Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm
Ve fitne, Arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten

Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
En gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.”

 

Sadık Yalsızuçanlar

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.