27 Temmuz 2017 Perşembe
  • Altın143,369
  • BIST107.206
  • Dolar3,5533
  • Euro4,1312
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6415
  • İstanbul24 °C
  • Ankara15 °C
  • İzmir21 °C
  • Konya18 °C
  • Adana26 °C
  • Antalya27 °C
  • Diyarbakır26 °C
  • Bursa22 °C
  • Kayseri15 °C
  • Kocaeli19 °C
  • Şanlıurfa27 °C
  • Gaziantep25 °C
  • İçel27 °C
"MÜBAREK BELDELERİMİZİ KORUMAK İMAN MESELESİDİR"
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan
23 Ekim 2015 15:13

21-22 Ekim günleri Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda, Dünya Uygur Kurultayı’nın toplantısına katıldım.

Uygur Ana Rabia Kadir’in himayesinde gerçekleşen toplantıya, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Uygur bilim adamları, sivil toplum temsilcileri, AP üyelerinden bazıları, basın yayın mensupları ve gözlemciler katıldı. Oturumlarda, özellikle dini hak ve özgürlükler alanındaki ihlaller konu edildi. Toplantıda bir tebliğ sunarak, Doğu Türkistan’ın medeniyet birikiminden söz ettim.

4-200.jpg

Bugün Çin’in uyguladığı devlet terörünü anlattım. Doğu Türkistan halkı, bugün, Çin’in ağır, yoğun baskıları altında. Doğal-insani-anayasal hakları verilmiyor. İbadet özgürlüğü ayaklar altında. Dünyanın gözü önünde olup biten bu zulme karşı durmak, vicdan sahibi her aydının görevi.

Rabia Kadir ve bazı dostlarına Türkiye, hala vize vermiyor.

Öncelikle Kadir’e uygulanan bu vize yasağının acilen kaldırılması gerek.

Türkiye açısından utanç verici bu durumun bir an önce ortadan kaldırılması için Dış İşleri Bakanlığı’na, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanımıza çağrıda bulunmak isterim.

Dünyada Kadir’e vize vermeyen iki ülke var : birisi Çin, diğeri Türkiye.

Oysa, Türkiye Türklerinin aslî vatanı Türkistan’dır.

Bu ecdat yadigarına sahip çıkmak, Türkiye siyasal ve bürokratik elitlerinin boynunun borcudur.
Doğu Türkistan’ın mazlum halkının acılarını üstlenmek ise, herşeyden önce bir insan olarak vicdani borcumuzdur.

*   *   *

rabia-kadir-1.jpg

1954 yılında geldiği Türkiye’de, Doğu Türkistan Göçmen Cemiyeti’ni kurarak, 1995 yılında gerçekleşen ölümüne kadar, İslam Medeniyeti’nin kadim merkezi Doğu Türkistan’ın mazlum halkına hizmet eden İsa Yusuf Alptekin’i, 1980 yılında tanıdım. O zaman, Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi Türkoloji bölümünde öğrenci idim.

Doğu Türkistan’lı Uygurların, ‘Efendi’ olarak nitelediği bu aziz insan, sanki yüzyıllar öncesinden, Satuk Buğra Han’ın erdemli yurdundan çıkıp gelmiş gibiydi. Sabırlı, şefkatli, şuurlu, inançlı, azimli ve kararlı…Yüzünde hem bir çocuğunki gibi masumiyet hem, Doğu Türkistan’ın büyük bilgesi Kaşgarlı Mahmud’a  benzer bir hikmet hem de, Hindistan’ın silahsız savaşçısı Gandhi’ye benzer bir metanet okunuyordu.

58.jpg

Elini öpmeğe çalıştığımda engelledi. Beni alnımdan öptü. Bilim öğrencilerine sonsuz bir saygı ve muhabbet duyuyordu. Kendisiyle ulusal bir gazetede yayımlanmak üzere söyleşi yaptık. Doğu Türkistan halkının yaşadığı zulmü o zaman öğrendim. Bana bir yıldırım çarpmış gibiydi. Dinlediklerime inanamadım. Soljenistin’in Gulag Takım Adaları’nı, Dostoyevsky’nin Ölüler Evinden Anılar’ını ve Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar’ını okuduğumdakine benzer bir duygu yaşamıştım.
Budha, Fo-Hi, Lao-Tsu ve Kong-Tsu gibi bilgelerin yaşadığı kadim Çin medeniyetinin mirasçısı olan bir Devlet, nasıl olur da, kendisi gibi eski ve zengin bir uygarlığın vârislerine karşı böylesine acımasız ve hoyrat davranabilirdi? Evrensel hukuku, insan hak ve özgürlüklerini, din ve vicdan özgürlüğünü ayaklar altında çiğneyebilirdi?

isa-yusuf-alptekin-2(1).jpg

Zorla gasbettiği, işgal ettiği, sonradan sözümona anayasal bazı haklar tanıdığı bir ülkenin halkına nasıl olur da bu zulmü reva görebilirdi? İnsanın inanma ve inancını özgürce yaşama hakkı evrensel bir hak olmasına rağmen, nasıl olur da, bu temel özgürlük ve hak elinden alınabilirdi?
Çin’in 1949 yılından itibaren adım adım asimile etmeye çalıştığı bu mazlum halkın gür özgürlük talebi, sanki İsa Yusuf Alptekin’in çileli çehresinde, çarpıcı bir biçimde yansıyordu.
Bir düşünür, acının arkeolojisine ilişkin kitabında, ‘acı, kutsal bir vahşidir’ der. Acının kutsal vahşiye nasıl dönüştüğünü anlamak için, Doğu Türkistan’lı Müslüman Uygurların yaşadığı zulme bakarak anlayabiliriz.

9-016.jpg

İsa Yusuf beyi tanıdıktan sonra, Türkoloji bölümünde, lisans eğitimimde okuduğum Doğu Türkistan’lı büyük bilgelerin kitaplarındaki zenginliği daha çok fark ettim.

Bugün Çin’in ‘kazanılmış toprak’ anlamında Şincan olarak isimlendirdiği, gerçekte Türkistan’ın doğusu olan bu aziz topraklarda, İslam medeniyet tarihinin en bereketli dönemi yaşanmıştı. Özellikle,  Bilge Hükümdar Satuk Buğra Hân’ın döneminde, “Mutluluğa Ulaştıran Bilgi” anlamına gelen Kutadgu Bilig adlı ölümsüz eserin yazarı Yusuf Has Hâcib yaşamıştı. Yine bir medeniyet şehri olan Kaşgar’ın, 11. Yüzyıldaki büyük leksikografı Kaşgarlı Mahmud, bugün hâlâ, kullanışlı bir kaynak niteliğinde olan ölümsüz eseri Divanu Lügati’t-Türk’ü burada yazmıştı.

18.jpg

Uygur ülkesinin bir başka ölümsüz eserini, ‘hakikatlerin eşiği’ni, özgün adıyla Atabetü’l-Hakaik’ını  Edip Ahmet Yükneki, 12. Yüzyılda, burada kaleme almıştı. Varlığa ilişkin en derin ve en anlamlı kitapları bize miras bırakmış olan Martin Heidegger’den yaklaşık sekiz yüz yıl önce, Doğu Türkistan’lı bir bilge, insanlığa ve tarihe daha derin bir eseri, burada miras bırakmıştı.

Türkiye’nin resmî yayın kuruluşu olan TRT’de 25 yıl boyunca yapımcı-yönetmen olarak çalıştım.
Dünyanın birçok ülkesinin ve halklarının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine ve zulümlere ilişkin yayınlar yaptım. Emekli olduktan sonra, yaklaşık 7 yedi senedir, iki özel televizyon kanalında ve birçok radyoda sayısız program gerçekleştirdim.

Filistin ve Bosna dramı başta olmak üzere, mazlum halkların yaşadığı zulümler arasında beni en çok etkileyen ve ilgilendireni Doğu Türkistan oldu.

r1-002.jpg

Rusya ve Çin’in, zengin bir medeniyet mirasını taşıyan bu güzelim topraklarda yaptığı zulümler, sınırlı sayıda entelektüelin, yayıncının ve yazarın ilgisini çekebiliyor.

Çin’in ulusal veya evrensel hiçbir hukuk tanımaksızın uyguladığı zulüm politikalarının daha çok tartışılması, uluslararası medya kuruluşlarınca daha çok ele alınması gerekiyor.

Başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere bütün evrensel insan hak ve özgürlüğü kuruluşlarının Doğu Türkistan’lıların yaşadıklarına daha gerçekçi, daha yakın ve daha samimi bakmaları gerekiyor.

Uygur Türklerinin yaşadığı dram, gerçekte insanlığın dramıdır.

52.jpg

Orada öldürülen, hakları çiğnenen, yoksullaştırılan, haksız yere tutuklanan ve ölçüsüz cezalara çarptırılan her insan, bu ihtiyar yerküremizin geleceğine ilişkin umutlarımızın sönmesine yol açıyor.
Türkler, Türkiye’ye, Doğu Türkistan’dan geldiler. Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacib veya Ahmed Yükneki, kültürel hafızamızın temelini oluşturuyor. Bu evrensel düşünürler, sadece Doğu Türkistan’ın veya Türkiye’nin değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır. Bu mirasın oluştuğu o aziz topraklarda, Doğu Türkistan halkı bir esaret hayatı yaşıyor. Zulüm görüyor. Sesini duyuramıyor. Dostoyevsky ne diyordu : “Eğer dünyada tek bir çocuk öldürülüyorsa, o dünyada adaletten söz edilemez.”

58-001.jpg

Oysa Doğu Türkistan’da binlerce çocuk öldürüldü. İslam medeniyetinin kalbindeki değerler barbarca asimile ediliyor. İnsanlar haksızca tutuklanıyor. Gözaltına alınıyor. Ve kendilerinden bir daha haber alınamıyor. Bin yıldan daha eski olan tarihsel-kültürel yapılar barbarca yıkılıyor, yerle bir ediliyor. Türkçe’nin en güzel edebî metinlerine imza atmış olan bir halkın çocuklarının ana dilleri unutturuluyor, kullanmalarına izin verilmiyor.

66.jpg

Bu, bir insanlık suçudur.

Kültüre, dile, edebiyata, düşünceye, tarihe ve medeniyete yapılan bu barbar saldırıyı kınıyorum.

Bir yazar olarak, bunu yapan Çin adına ve insanlık adına utanıyorum.

Bölgenin adının Sovyet Orta Asya’sı olarak nitelenmesi ve Şincan denmesini kabul etmiyorum.

Orası Doğu Türkistan’dır. Dünyadaki bütün Türklerin ortak yurdudur.

Türkistan’ın büyük bilgesi Ahmed Yesevî’nin, Türkiye’deki izleyicilerinden, bilge-şair Yunus Emre, yüzyıllar öncesinden bize şöyle sesleniyor :

“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz”
Bununla da yetinmiyor, daha ileri giderek şöyle diyor :
“Hakk’ı gerçek sevenlere
Cümle âlem kardeş gelir…”

Doğu Türkistan ve başta Türkiye olmak üzere, bütün Türk-İslam dünyası, bu kuşatıcı ve kültürel-etnik-dini çoğulluğa imkan verici bir öğretiye sahiptir.

dogu-turkistan-harita.png

Fransız düşünür Jack Derrida’nın, farklılıkların çatışmaya dönüşmesini engellemek için geliştirdiği “politik konukseverlik” tezinden  daha fonksiyonel bir tezin sahibi, Türklerdir.

Doğu Türkistan bilgelik yurdudur. Dilin, kültürün, dinin, evrensel insanlık ideasının vatanıdır.
Bu vatanı Çin, zorla gaspetmiş, taahhüt ettiği anayasal hakları bile Uygurlar’dan sakınmıştır. Oysa, Çin, kendi medeniyet mirasına yakışır biçimde davransa, hem kendisi hem Uygur Türkleri hem de bütün dünya bundan karlı çıkacak.

Doğu Türkistan, Türkiye Türklerinin toplumsal-siyasî tarihi açısından da son derece önemli bir geçmişe sahiptir. Bu topraklarda, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular ve Saidiler’in devlet tecrübeleri oldu. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi evrensel hakanlar yetişti. İslam bilim ve düşünce tarihinin yıldız şahsiyetleri yaşadı. Bunların yanısıra, Doğu Türkistan zengin yeraltı kaynaklarına sahip. Jeo-Stratejik ve jeo-politik imkanları bakımından da, biz türkiye Türkleri açısından çok önemli.

16.jpg

En doğal hakları olmasına rağmen, Doğu Türkistanlılar, Çin’den bağımsızlık da istemiyor. Öncelikle, Çin’in vadettiği özerk statü imkanlarının uygulanmasını talep ediyor. Oysa Çin bunu yapmadığı gibi, insanlık suçu işlemeye devam ediyor.

rabiakadir.jpg

İslam, Arapça bir kelimedir ve SLM kökünden gelir. İslam’ın kök anlamı, “barış”tır. Dünyada pek çok İslam şehrinin bir adı da, Daru’s-Selam’dır. Yani barış ve esenlik yurdu…Müslüman, inancı gereği, canı, malı, namusu veya vatanı bir saldırıya maruz kalırsa savunma amacıyla savaşabilir. Bu savaşın da kendine özgü, son derece ahlakî kuralları, çerçevesi vardır. Çin, değil insana, hayvana, bitkiye hatta taşa zarar veremeyecek kadar merhametli, saygılı, erdemli Uygurlar’ın yıllardır sinir uçlarıyla oynayarak, onları akıldışı ve denetimsiz bir alana itmeye çalışıyor.

isa-yusuf-alptekin-1(1).jpg

Çin, aslında Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine ve diğer mazlum halklara kötülük yapmıyor, kendine kötülük yapıyor, insanlığa kötülük yapıyor. Medeniyet mirasçısı bir devlet ve halk, dünyadan kötülüğün kaldırılması için çaba gösterir, yaygınlaşması için değil…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türkiye halkı, Doğu Türkistan’ın mazlum ve mağdur halkının daima yanındadır. Doğu Türkistan’a yapılan her zulüm Türkiye halkına yapılmış gibidir. Biz, bunun acısını daima hissettik, hissediyoruz ve dikkatle takip ediyoruz. Türkiye’nin bilgelik birikimine çok katkı sunmuş olan büyük düşünür Ebu’l-Hasan Harakanî şöyle der : “Türkistan’dan Şam’a, kimin ayağına bir diken batsa, benim ciğerime saplanmıştır.”

Dikkatinizi çekerim : Kimin ayağına batsa, diyor. Yani sadece kendi ırkımdan ve dinimden olanın değil, herkesin…

dogu-turkistan-bayragi.png

Türkiye’ye, Horasan bölgesinden gelmiş olan bu büyük bilge, Hristiyanların yoğun biçimde yaşadığı Kars şehrine gelip orada bir bilim ve düşünce merkezi açtığında, öğrencilerine şöyle diyor : “Buraya her gelene yemeğini suyunu verin, dinini inancını sormayın.”

Gerek Doğu Türkistan’lı kardeşlerimiz gerekse başta Türkiye olmak üzere bütün dünya Müslümanları böylesi bir gönül zenginliğine sahiptir.

Çünkü bizim inancımıza göre, dünya ve içindekiler, bize, Allah’ın en aziz emanetidir.

Mümin kelimesinin kök anlamı, ‘emniyet, emin olmak, güvenmek, güvenilir olmaktır.

İslam müminleri, bütün insanlık için güvenilir birer liman gibidir.

Bu evrensel niteliklere sahip olan Doğu Türkistan halkı, bugün kirli bir enformasyon çarpıtmasıyla karşı karşıyadır. Onları terörist olarak nitelemek, en büyük haksızlıktır.

Bugün Doğu Türkistan’da, ibadet, din öğretimi, din ve vicdan özgürlüğü, ana dil kullanımı ve düşünce özgürlüğü ağır bir tehditle karşı karşıyadır. Din ve vicdan özgürlüğü, düşünme, inanma ve inançlarını yaşama, en temel evrensel insan hakkıdır. Doğu Türkistan’lılar bu haklardan yoksundur. En basit bir dinî kitaba, dergiye, öğretime izin verilmiyor. Camiler kapalı. Ana dil kullanımı ya yasak veya son derece kısıtlı. Uygurlar, kendi vatanlarında köle konumuna düşmüş durumda. Bu, Çin açından da, dünya açısından da utanç verici bir durumdur.

Bu durum bana, Konfüçyüs’ün şu sözünü hatırlatıyor : “Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır.”

Adalet ve özgürlüğün olmadığı bir yerde insanlık çürümeye yüz tutar.

Doğu Türkistan halkının evrensel bilime katkı veren büyük mazlumu İlham Tohti, bugün haksız yere ömür boyu hapis cezasıyla tutukevindedir.

Tohti’ye yapılan bu insanlık suçunu kınıyorum.

Bir an evvel bu haksız cezanın kaldırılmasını diliyorum.

Bir bilgelik, aşk ve tefekkür yurdu olan Doğu Türkistan’ın halkının özgürleşmesine -kendi evlatlarını da kurban vermiş olan- bütün varlığıyla hizmet eden bilge insan Rabia Kadir’in şahsında, bütün Uygur kardeşlerime, bu kutlu özgürlük yolunda ölene değin yanlarında olduğumu belirtmek istiyorum.

Son olarak Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum:

Türkiye-Çin ilişkisinde artık Doğu Türkistan meselesi önemli bir mesele olarak gündeme gelmeye başladı. Hükümetlerin bu konuda yanlış yapmasını önlemek veya Doğu Türkistan meselesini çözmeye yönelik siyaset oluşturmasını sağlamak için Türk kamuoyunu bilgilendirmemiz gerek.  Bu konuda Doğu Türkistandan sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor. STK’lar Türkiye’de sürekli etkinlikler düzenlemek, basın toplantısı yapmak, gösteriler, imza kampanyaları düzenlemek süretiyle gündem yaratması  gerekmektedir.  Türk medyası aracılığıyla doğru bilgileri Türk kamuoyuna iletmemiz gerekmektedir.  

Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşları Türk STKlarla olan işbirliğini güçlendirmeli.

TBMM İnsan Hakları Komisyonuna Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri ile ilgili rapor sunmalı, Mecliste gündeme gelmesi sağlanmalı.

Türkiye Merkezli İslam devletlerine, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine Doğu Türkistan meselesi anlatılmalı.

Doğu Türkistanla ilgili yayın yapılmalı.   

dogu-turkistan-amblemi.jpg

 

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Büyük Yürüyüş Devam Edecek 02.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
teşekür ederim hocam
 // nurcan
Hocam bende 24boydan gelen insanım,bızde bu TüRK vıcdanı varken,öldürülürüz,vakat onlarda kazanamicak.dualarım tüm ummete...
23 Ekim 2015 21:00