YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sadık Yalsızuçanlar
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Bir Memleket ve Hizmet Sevdalısı Tevfik İleri
22 Mayıs 2014 16:47

27 Mayıs meş’um darbesinin yıldönümündeyiz.

Ülkemizin rejiminin demokratikleşmesine, memleketimizin refahına ve maddî kalkınmasına, özgürlüklerin genişlemesine katkıda bulunan insanların Yassıada’da tutsak edildiği, Menderes, Polatkan ve zorlu’nun canlarına kıyıldığı bu kirli ve kanlı darbenin yıldönümü. DP’den 10 yıl boyunca Samsun milletvekilliği yapmış olan Tevfik İleri de Yassıada tutsaklarındandı. Müebbet hapse mahkum edildi. Kayseri’de tutukevindeyken hastalandı. Ankara Hastanesinde kanserden göçtü. Elli yaşındaydı  vefat ettiğinde.  Maarif (Milli Eğitim), Nafıa (Bayındırlık) ve Münakalat (Ulaştırma) bakanlıkları yapmıştı.

Bugün O’nu anmak istiyorum.

rs1-010.jpg

Tevfik İleri’yi en çok, Hakk’a vuslat edinceye değin büyük bir aşkla sevdiği eşi Vasfiye annenin o güzel gözlerinde görürdünüz.

Vasfiye annenin o çileyle yıkanmış olmasına rağmen, vakur, derin ve coşkulu bakan gözlerinde.

“Onu ne çok özlüyor olmalısınız?” diye sorulduğunda, daima şöyle cevap verirdi :  “Ben ondan hiç ayrı düşmedim ki özleyeyim!”

rs3.jpg

Vasfiye anne kendisiyle tanıştığımda 96 yaşında olmasına rağmen, beklentilerimin ötesinde dinç, memleket meseleleriyle oldukça ilgili, kanaat sahibi biriydi. Tevfik Bey’i sorduğumda, “Milletine, vatanına aşıktı…” diye cevap vermişti.  Sanırım milletine âşık tâbiri en çok ona yakışıyor.

Elli yıllık ömrüne sayısız ve saygın hizmetler sığdırmış ve övgüye değer bir hayat yaşamış olan Tevfik İleri’nin yaşamı 1911 yılında Rize’nin Hemşin kazasında başlıyor.

Babası Hemşin’li Hâfız Celâl Efendi, annesi Fatma Hanım’dır.

Küçük yaşta kardeşleriyle birlikte İstanbul’a göç ederler, dedesinin Fatih’deki evine sığınırlar.

İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da Gelenbevî Mektebi’nde tamamladıktan sonra Yüksek Mühendis Okulu’na giriyor ve parasız yatılı olarak okuyor. Daha çocuk yaşta çalışmaya başlıyor, işportacılık yapıyor, tatillerde boynuna astığı bir kutunun içinde sigara kağıdı satıyordu. Okulun senede bir verdiği kunduraları kardeşiyle bayram ve tatil günlerinde nöbetleşerek giyiniyordu. Talebelik yıllarından itibaren hareketli bir hayat sürmüştür Tevfik İleri.

Yaşamının her dönemini vatanına ve milletine adamış olan örnek kişi, Yüksek Mühendislik Okulu’nda okuduğu yıllarda Millî Türk Talebe Birliği Başkanı olarak İstanbul’daki öğrencilerin milliyetçilik hareketlerine önderlik etmiştir. Türkçeyi oldukça nitelikli kullanışı daha öğrenciliğinde kendini göstermiş, mükemmel hitabetiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.

Meşhur Vagonli hadisesi bunun bir göstergesi olarak tarihe geçmiştir.

Tarih 1933. Milli meselelerdeki hassasiyeti dolayısıyla Beynelmilel Vagonli Şirketi’nin Beyoğlu Şubesi’nde bir Fransız Müdürün telefonda Türkçe konuşan bir Türk memuruna “Hangi dille havlıyorsun? Bilmiyor musun ki burada resmi dil Fransızca’dır” demesi üzerine, olayı şiddetle protesto etmiş, Vagonli ortaklığı memurlarının Türklerle iletişimlerinde yabancı dil kullanmalarını önlemek ve İstanbul’daki bazı mağaza adlarının Türkçeleştirilmesini sağlamak amacıyla kampanyalar düzenlemiştir. O yıllarda üniversite gençliği bütünüyle millî şuura sahiptir, bu olay üzerine gençler hemen harekete geçer ve toplanan muazzam kalabalık Beyoğlu’na çıkıp acentenin önüne gelir…

Aynı hassasiyetle Razgrad olayına da tepki göstermiştir.

Bulgaristan’ın Razgrad şehrinde Bulgar gençleri, Müslüman Türk mezarlıklarını tahrip ederler. Bu yaralayıcı olay milleti galeyana getirir. Tevfik İleri ve arkadaşları ise İstanbul’daki Bulgar mezarlığına çiçek ve çelenk koyarak, mezar taşından öç alma duygusu taşıyanlara asil bir cevap verir. Dönemin Valisi bu harekete izin vermezse de, polis barikatları aşar, mezarlığa çiçek ve çelenklerini bırakırlar. Bu hareket Belçika, Finlandiya ve İsviçre talebe Cemiyet’leri tarafından yazdıkları bir mektupta şöyle yankı bulmuştur : “Siz dünyaya, ölüye nasıl hürmet edileceğini öğrettiniz tebrik ederiz!”

Artık evlenme çağı gelmiş olan Tevfik İleri 1933 yılında Vasfiye Hanım’la evlenir. Vasfiye Hanım daha küçükken yöredeki diğer kızlardan farklı olarak okumayı çok seven, hatta siyasî gelişmeleri tâkip eden, olaylar hakkında fikir yürütüp, fikir üreten bir kişiliğe sahiptir. Sultanahmet Çeşmesi’ndeki ilk görüşmelerinde birbirini seven bu iki insan, Tevfik İleri’nin Vasfiye Hanım’a söylediği “Biz önce vatanımızı seveceğiz, sonra birbirimizi!” ilkesiyle birbirine bağlanmış, iki candaş olmuşlardır.      

Halkına faydalı olmayı aklına koymuş olan Tevfik İleri İstanbul Teknik Üniversitesi’nden İnşaat Mühendisi olarak mezun olduğunda, 1933 yılında Karayolları’nda kontrol mühendisi olarak çalışmayı tercih etmiş, bunun üzerine Erzurum’a tayin edilmiştir. Vasfiye Hanım eşini bu uğurda desteklemiştir. Tevfik İleri Vasfiye Hanım’a yazdığı bir mektupta şunları söylemişti : “…Her gittiğimiz yerde hürmet ve sevgi bulacağız. İyi insanlar olacağız. İyi işler yapmak için çalışacağız. Ben nasıl her fırsat bulduğum zaman ve yerde köy insanının hakkından, mahrumiyetlerinden bahsedeceksem, sende köy kızlarının, temiz tertemiz köy kızlarının konuşan dilleri olacaksın. İyi işler yapmaya çalışacağız. Her gittiğimiz yere sevgi ve şefkat götüreceğiz. Bütün Anadolu’yu dolaşacağız. Sen benim büyük dert ortağım ve en iyi arkadaşım olacaksın…Seninle birlikte, bildiğimiz köy türkülerini söyleyerek dolaşacağız…”

Böylece ilk vazife yeri olan Erzurum’a balayına gider gibi giderler.

Fakr u zaruret yıllarıdır, damı akan kerpiç bir evde yaşıyorlar, Tevfik Bey üniversite yıllarından kalma takım elbisesini giyiyor, fakat şevkleri kırılmaz mutlular.

Erzurum’da bir erkek çoçukları dünyaya gelir. Daha kırkını görmeden toprağa verirler yavrularını. “32 günlük çocuğumu toprağa bırakırken ölmek ve gömülmenin hiç zor olmadığını anladım…Kalbimizle bağlı olduğumuz Erzurum’a şimdi canımızla da bağlanmış olduk”

1937 senesinde Çanakkale’ye Nafia Müdürü  olarak tayin edilir. Bu onun Çanakkale’ye ikinci gelişidir. Daha talebeyken geldiği Çanakkale’de şehitliği-ziyaret etmiş ve çok acı intibalarla oradan ayrılmıştır. Nafia Müdürü olarak şehitleri anma ve ziyaret günü tertip eder, daha sonra gelişen 18 Mart Çanakkale Şehitleri anma günü gibi geleneklerin öncülüğünü yapmıştır. 1938 yılında birinci evlatlarının ızdırabından sonra, ikinci yavrularını da kaybediyorlar. Bu durum özellikle Vasfiye Hanım’ı derinden yaralar, çektiği acının bir nişanesi olarak başındaki bir tutam saç boydan boya bir gecede bembeyaz olmuştur.  1941 yılında üçüncü çocuğu Cahide dünyaya gelmiştir, 1943’de Ayşe ve 1945 senesinde oğulları Cahit dünyaya gelmiştir.

1942 senesinde Samsun’a tâyin edilen Tevfik İleri, burada 1942-1946 yılları arasında Nafia Müdürlüğü, 1946-1950 yılları arasında da 7. Bölge Müdürlüğü yapar. Samsun’da Bayındırlık Bakanlığı Bölge Müdürlüğünü kurunca evinden sandalye, koltuk, masa, kilim filan taşır. Bizzat kendileri taşıyarak ofisi kurar.

Evlendikten itibaren Erzurum’da, Çanakkale’de, Samsun’da misafirsiz sofraya oturmazlardı. Yoksa Alavarlı Efe’yı hatırlatırmış. O da konuksuz sofraya oturmazmış. Bir gün misafir gelmeyince, “Yarabbi”, demiş, “ne günah işledim de böyle oldu?” Vasfiye anne “gelen gidenden bize oturacak yer olmuyordu” diye anlatır. Sevenleri de çoktu. Erzurum’dan, Çanakkale’den, Samsun’dan ayrılırken bütün şehir yollara dökülüp uğurlar, uğurlama kilometrelerce uzarmış…

Bulunduğu her ortamda özellikleri ve liderlik vasfıyla dikkat çeken Tevfik İleri, siyasetçilerin ilgisini çekmiş, kendisine Cumhuriyet Halk Partisi’nden teklifler yapıldığı halde, o prensiplerine ve fikirlerine daha uygun bulduğu Demokrat Parti’yi tercih ederek, 1950 seçiminde Samsun’dan aday olarak katılıyor ve büyük bir ekseriyetle seçimi kazanıyor. Sevgili eşi ona siyasete katılmak konusunda destek olmuş şöyle dua etmiştir: “Allah’ım eğer biz bunda kendimiz için bir menfaat düşünüyorsak, bize bunu nasip etme. Memelekete yararı olacaksa yolumuzu açık et.”

Tevfik İleri Menderes kabinesinde Ulaştırma Bakanı olarak görevlendirilir. Bakanlığı açıklanınca kendisi şöyle dua eder: “Allah’ım beni şaşırtma, yanıltma! Makamın cazibesine kapılıp kendimden geçirtme, Milletime, memleketime hizmet etemeyi nasip et.”

rs2-005.jpg

Seçimden iki gün sonra Ankara’ya gider ve Çelik Apartmanına taşınırlar.

Evdeyken her sabah namazını kılıp kahvaltıya kadar Kur’an okurdu. Namazda Allah’ın huzurunda durduğunda haşyetten titrerdi. Evde her gün gelişi dört gözle beklenen bir babaydı. Eve daima güler yüzle girerdi. Güzel cümlelerle hanımının ve çocuklarının gönlünü alırdı. Kızı Cahide’ye göre babası akşam eve gelince sade kıyafetini giyer, abdest alıp namazını kıldıktan sonra kitap okumaya başlar, dedikodu ve şikayeti sevmez, yanında birisi hakkında konuşulunca konuyu değiştir, duyduklarınıza inanmayın, iyi adamdır diyerek konuyu kapatırdı. Tatil günleri fırsat buldukça çocuklarının ellerinden tutar çarşıya çıkar, kitapçının önünden geçerken onlara kitap alırdı. Çocuklarıyla yazlık sinemaya film seyretmeye giderdi. Samsun’da Bayındırlık Bölge Müdürüyken evlerinin bahçesinde çocuklarıyla kartopu oynardı. Çocuklara, küçüklere büyük muamelesi yapardı. Hiçbir zaman siz çocuksunuz, anlamazsınız, karışmayınız demezdi. Kızı Cahide hanımın anlattıklarına göre, evde tam bir demokratik atmosfer hakimdi.

10 yıl sürecek vekillik döneminde Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Devlet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı yaptı.                                                                        

Sabahleyin gazeteleri okurken, aleyhinde haber göremeyince eşi Vasfiye Hanım'a şöyle seslenirmiş Tevfik İleri: “Demek ki, dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!”

Bakanlıkları döneminde gerçekleştirdiği icraatların bazıları şunlardır : Din derslerini ilkokul programlarına soktu, din derslerinin okutulup okutulmama kararını velilerin seçimine bıraktı. 1930 yılında kapatılan İmam Hatip Mektepleri’nin yirmi yıl sonra yeniden açılmasına öncülük etti .

İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü’nü kurdu.

rs4.jpg

Köy Enstitüleri’ni yeniden düzenleyerek öğretmen okullarına dönüştürdü. Atatürk ve Orta Doğu Teknik Üniversitelerinin açılışını gerçekleştirdi. Karadeniz Teknik Üniversitesinin hazırlık çalışmalarını gerçekleştirdi.

İlk Boğaz Köprüsü projesi onun zamanında ihale aşamasına kadar geldi, ancak 1960 darbesi nedeniyle proje 10 yıl sonra gerçekleşebildi.

Aralarında Hirfanlı’nın da olduğu pek çok baraja imza attı.

Okullar yaptırdı, yollar açtı, eğitim, bayındırlık ve ulaştırma alanlarında sayısız esere imza attı.

Tevfik İleri’nin oturduğu ev üç oda bir salondur. Millete hizmet ve sevgisini kazanmak için büyük evlere değil büyük yürek ve fedakarlığa ihtiyaç vardır. Çocukları babalarından hiç korkmaz ama onu gücendirmekten, saygısını yitirmekten çok korkarlar. Evlatları edep, saygı ve sevgiyi- her güzel şeyi babalarından görerek öğrenirler.

Bakan Tevfik İleri’nin sözlüğünde ‘ben’ yoktur. Türkiye lehine ise kendisinin zarara uğramasının, tenkit edilmesinin hiç önemi yoktur. Makamı milletine hizmette vasıta görür. “Bakan olduğumu imza atarken hatırlıyorum.” der.

 27 Mayıs’a kadar çocukları okulda ve mahallede kim olduklarını gizlerler, kimseye söylemezler. Giyim kuşamları sadedir. Okul önlüklerini birkaç sene giyerler. Anneleri kızların eteğinin boyunu biraz uzun tutar, içine katlar, kızlar boy verdikçe söker uzatır. Ütülese de izi belli olur ama bunu dert etmez çocuklar. Bakan kızı olup üç yıl okulda aynı formayı giymek nasıl bir gönül dünyasını gerektirir?  Ancak hapse atıldıktan sonra Tevfik İleri’nin evlatları göğüslerini gere gere babalarının kim olduğunu söylerler.

Ve sonun başlangıcı : 27 Mayıs 1960.

Yakın tarihimizin bu kanlı ve kirli darbesi, başta, milletine âşık Adnan Menderes olmak üzere, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu gibi kıymetlerin kanına girecektir.

27 Mayıs, Türkiye’nin demokratikleşme tecrübesine ket vurmakla kalmaz, siyasetin üzerine askerî ve sonrasında da yargısal vesayeti demoklesin kılıcı gibi asar, kara bir kabus oluşturur.

27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan mebus Tevfik İleri’dir. Askerler Demokrat Partili mebusları Harp Okulu'na götürüp tıkmışlar. Burası bombalanacak diye de bir şayia çıkarmışlar. Herkes paniklemiş. Ama o bir köşeye çekilip namaza durmuş. Bir albay gelip bağırmaya başlamış “Tevfik İleri nerede?” diye. Namazda yakalamış onu. Hem kıyamda hem rükûda hem secdede tekmelemiş. Selam verince yakasına yapışıp “ben senin belalınım, seni öldüreceğim,” demiş. Ama aynı sertlikle cevabını almış: “Asıl bela, kendisini bela olarak gönderenin kim olduğunu bilmemektir.”   

Yassıada uçağına bindirdiklerinde ‘hepiniz imha olacaksınız ‘ gibisinden tehditler ile yüreklere korku salmışlar. İndirirken tekme-tokatla, yüzlerine tükürülür, hakaret ve küfürler havada savrulur. Tevfik İleri küfredip tekme atan subaya dönüp : “Ayıptır beyler, önce üniformanıza bakın” diye bağırır. Daha sonra Tevfik İleri ailesine bir mektup yazar ve pantolonunu gönderir. “Pantolonumu saklayın, yıkamayın, orada tekme izleri var” der.

27 Mayıs felaketi olduğunda hiçbir maddî birikimi olmayan aile sıkıntıya düşmüştür. Daha genç yaşta ayakta durmayı öğrenmiş olan üç evladı da o zor şartlarda çalışmış, hem evlerini geçindirmenin hem de babalarına para göndermenin zevkini tatmışlar.

Yassıada mahkemelerinde idama mahkum edilmiş, cezası ömür boyu hapse çevrilmişti. Yargılamanın ardından Kayseri Cezaevine yollanan Tevfik İleri ağır hastadır. Doktor kapıdaki görevli askere, “durumu ağır, üşüyor, kapıyı kapatın” diyor. Üstünde sadece bir battaniye var. Tir tir titriyor. “Lütfen kapıyı kapatınız.”  “Hayır efendim, emir böyle” diyorlar. Merhametle kendisine battaniye veren hemşireye çıkışan askerî görevliye hemşire : “Ben size mesâimle bağlıyım, vicdanımla değil!” diyerek zulmü adeta tokatlar…

1960’ta sapasağlam 90 kilo olarak tutuklanan bakan Tevfik İleri çektiği sıkıntı ve azab sonu hastalanır. Kanser olmuştur. 1961 yılının son günü erimiş tükenmiş 40 kilo ile Ankara Hastanesi’nde dünyaya veda eder. 2 Ocak 1962’de cenazesinin kaldırılacağını haber alanlar, Hacı Bayram Camii’ne koşar. Mahşeri bir kalabalık… Sevenleri gizledikleri bayrakları bir bir tabutun üzerine sererler, Tevfik İleri’yi eller üzerinde önce Sıhhiye’deki kiralık evinin önüne getirmiş, sonra yine eller üzerinde Cebeci Asri Mezarlığı’na kadar götürmüşlerdir. Eniştesi Nazım Kurşunlu ona ‘memleket aşkıyla büyülenmiş adam’ dermiş. Bizce O herkesi büyüleyen adamdı.

Yassıada’dan Sevgili Vasfiyem diye hitap ettiği eşine şöyle yazmıştı : “ ...Saat beş. Dünya İblis cenneti, ahiret İsmail teslimiyetidir. Rahat uyudum. 4:30’da uyandım. Vasfiyem de ve belki kızlarım da bu saatte uyanıktır. Ve Allah’a niyaz etmektedirler. Hemen kalktım abdest aldım, namazımı kıldım. Ve Allah’ımızın lütfu olan bu güzel ve alacakaranlık sabahta muazzez memleketimiz, yuvalarımız, çocuklarımız ve kendimiz için dua ve niyazda bulundum…”

Hayatını memleketine ve milletine vakfetmiş bir insandı Tevfik İleri. Acısı hiçbir zaman şikayete dönüşmedi. İsmiyle müsemma olunmuşlardandı. Allah her dem imdadına yetişmiş, gönlü hikmetle dolmuştu.

Nitekim Kayseri’den yazdığı son mektuplarından birinde şöyle buyurmuştur:

“Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor…gerisi lâf u güz”af. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal mülk servet bırakmadım. Ama şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakbildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla mütesselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.”

Tevfik İleri, bizim siyasî ve toplumsal tarihimizin en beyaz ve güzel sayfasıdır.

Siyasete duygusal, insanî ve ahlakî olanı yerleştirmiş güzide bir şahsiyettir.

O’nun 49 yıla sığan bu bereketli ömründe yaptığı güzelim hizmetler, kuşkusuz gelecek kuşaklarca minnet ve şükranla anılmaya devam edecektir.

Eğitimden bayındırlığa, ulaştırmadan kültüre, sanattan demokrasiye değin farklı alanlarda milletimize kazandırdığı kurumlar, değerler ve hizmetlerin sahibi olan Tevfik İleri’yi rahmet ve minnetle anıyorum.

 

Sadık Yalsızuçanlar

Yazarın Önceki Yazıları
Her yer Kerbela her dem Muharrem 12.10.2016“Sizin Çocuklar” Artık Başaramayacak 19.09.2016Allah ihmal etmez, mühlet verir 19.08.201615 Temmuz'un düşündürdükleri 02.08.2016"Ten Cehennemdir" 07.06.2016Medeniyetin kaynağı : Aşk ve İrfan 12.04.2016Modern edebiyat ve insani değerler 25.02.2016Suzan Anne de Göçtü 14.01.2016Üsküdar'dan dünyaya yeni bir yayın soluğu 02.11.2015İslam medeniyetinin kalbi: Doğu Türkistan 23.10.2015Üçüncü Dünya Savaşı 12.10.2015Terörün Meşrulaştırılması 27.09.2015Yeni Türkiye’nin gittikçe artan engelleri 27.08.2015Kısa Keseyim 03.08.2015Yunus Emre dizisi bağlamında televizyon - kutsal ilişkisi 10.07.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // hamza
Tevfik ileri bizim siyasi ve toplumsal tarihimizin en beyaz ve güzel sayfasıdır...
12 Ekim 2016 17:29
 // hamza
Tevfik ileri ye gerçekten minnittarız...
12 Ekim 2016 17:26