YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Örgüt, Cemaat ve Tarikat
10 Ağustos 2016 00:08

Bazı kesimlerde yersiz bir endişe görülüyor: Ya öteki cemaatler de böyle yaparsa…

Öncelikle söyleyelim ki FETÖ ne bir cemaat ne de bir tarikattır. FETÖ apaçık bir örgüttür; bir silahlı terör örgütüdür.

Başından itibaren gizli bir örgüt olarak kurulmuştur. Bu örgüt, eleman ve para ihtiyacını karşılamak üzere, insan ve finans kaynağı olarak bir cemaat kurmuştur.

Cemaati, adeta bir insan kaynakları departmanı ve finans menbaı olarak kullanmıştır.

***

Bir terör örgütü amaçlarına ulaşmak için bir dini cemaat ihdas etti ve onu kullandı diye bütün cemaatleri bir kalemde silip atamayız.

Bir polis yolsuzluk yaptı diye bütün polislerin üstünü çizemeyiz. Bir öğretmen görevini kötüye kullandı diye bütün öğretmenleri suçlayamayız… Bir üniversite, rolünü istismar etti diye bütün üniversiteleri kapatamayız…

Misalleri çoğaltmaya gerek yok; bir cemaat suiistimal edildi diye bütün cemaatleri potansiyel suç örgütü olarak göremeyiz.

Üstad Necip Fazıl’ın benzetmesiyle, bir neşter usta bir cerrahın elinde şifanın aracı olabileceği gibi bir katilin elinde ise yok etmenin aracı olabilir…

***

Bazılarının endişesi samimi; onları anlayabiliyorum. Cemaatler ve tarikatlar hakkında bilgisi olmayan bazı kesimler, öteki cemaatlerin de yoldan çıkacağı endişesine sahip…

Ancak bazı art niyetliler ise bulanık suda balık avlamak istiyorlar. FETÖ’nün bir cemaat olmadığını bildikleri halde şöyle bir söylem tutturuyorlar: FETÖ bir cemaattir, öyleyse bütün cemaatler tehlikelidir, kötüdür…

Bu art niyetliler, fırsat bu fırsat deyip cemaat kavramını yerden yere vuruyor ve bütün cemaatlerin kapatılmasını talep ediyorlar…

Bu art niyetlileri ikna etmek mümkün değildir. Ben buradan saf niyetli samimi insanlara sesleniyorum:

FETÖ kesinlikle bir cemaat değildir; tarikat hiç değildir. Profesyonel bir terör örgütüdür.

Öteki cemaatlere gelince: Nasıl ki her şeyin iyisi ve kötüsü vardır; cemaatlerin de iyisi kötüsü vardır.

Samimi niyetlerle, bir dini cemaatin içine girerek, dinini daha iyi öğrenmek ve yaşamak isteyenler iyi araştırıp soruşturmalıdırlar. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıdırlar…

***

Cemaatleri toptan kötüleyenlere 15 Temmuz gecesi yaşanan görüntüleri yeniden hatırlatıyorum.

Değişik cemaatlere mensup çok sayıda cemaat mensubu ilk geceden tankların önüne atıldılar. Toplumun diğer fertleri gibi onlar da en ön safta görevlerini yaptılar.

Cüppeli ve sarıklı oldukları için Mahmut Efendi cemaatine mensup olanlar açıkça görüldüler. Ama sessiz sedasız, gösterişsiz, ivazsız ve garazsız binlerce cemaat mensubu o karanlık gecede en ön saftaydılar…

Canını feda ederek, Türksat’ı müdafaa eden ve TV yayınlarının devamını sağlayan, bu suretle darbenin başarı şansını sıfıra indiren şehit Ahmet Özsoy da bir cemaat mensubuydu.

Ahmet Özsoy öğrencilik yıllarında İskenderpaşa cemaatinin evlerinde yetişmiş ve bu cemaatin samimi bir mensubu olmuştu…

Bugün darbe başarısız olduysa, bunda en büyük pay şehid Ahmet Özsoy’undur… Eğer o gün ekranlar kararsaydı; Erdoğan’ın “meydanlara inin” çağrısı duyulmayacaktı… Direniş başlamayacaktı…

***

Yine samimi insanları bilgilendirmek adına cemaat ve tarikat hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

Öncelikle söyleyelim ki eskiden, bugünkü anlamıyla cemaatler yoktu. Tarikatlar ve onların icra mekânları olan tekkeler vardı…

Bu tekkeler birer ahlak ve terbiye okulları şeklindeydi… Önüne gelen tekke kuramazdı; her canı isteyen şeyhliğini ilan edemezdi…

Tekkeler devlet tarafından kontrol edilirdi. Genel olarak Şeyhülislamlık ve özel olarak Meclis-i Meşayih Riyaseti, tekkeleri düzenler ve denetlerdi; kimin şeyh olacağına kimin olamayacağına karar verirdi…

Kemalist inkılaplar tekkeleri toptan kapattı. Ancak tekkelerin kapatılmasıyla tarikatlar kapatılamadı. Hukuken yasak olsa da tarikatlar fiilen yaşamaya devam etti; bir farkla; denetimsiz ve kontrolsüz…

***

Hukuken ve siyaseten yok sayılan tarikatlar sosyal alanda yaşamaya devam etti. Fakat Meclis-i Meşayih Riyaseti olmadığı için bunlar denetimsiz kaldılar.

Bu arada birçok uyduruk tarikat ve sahte şeyh türedi… Denetim olmadığı için ehliyetsiz ve liyakatsiz bir takım adamlar, şeyhliklerini hatta mehdiliklerini ilan edip peşlerine adam takmaya başladılar…

Bu süreçte, klasik tarikat formunda olmayan dini cemaatler de ortaya çıkmaya başladı. Bunlar da tamamen denetimsiz ve kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başladılar…

Denetimin olmadığı, şeffaf yönetimin olmadığı bütün yapılarda olduğu gibi cemaat adı altında yapılanan birçok grupta da yozlaşmalar başladı…

Üç beş saf insanı etrafına toplayan bir cemaat kurdu; bir dernek veya vakıf adı altında kurumsallaştı…

İcazetnamesi olmayan, tasavvufun ruhunu da erkânını da bilmeyen pek çok nadan da şeyhliğini ilan etti.

***

Özetle şunu söylemek istiyorum: İslam’da cemaat diye bir kurum yok ancak tarikat diye bir kurum vardır. Onun da usulü, esası, adap ve erkânı vardır… Bunlar sosyal terbiye ve ahlak okullarıdır; siyasete ve ticarete bulaşmazlar…

Tarikatlar, Mevlanaların, Yunusların, Hacı Bektaşların yoludur… Bunlar kapatılamaz ve kapatılamadı… Fiilen var olan bu kurumların hukuken yok sayılmaları artık büyük zararlar doğurmaya başlamıştır.

Devlet bunların varlığını kabul etmeli ve bunları sıkı bir denetim altına almalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yeniden Meclis-i Meşayih benzeri bir kurum ihdas edilmelidir…

Bazı liberaller, “efendim bunlar sivil toplum kuruluşudur, özgür olmalılar” diyebilirler. Ancak onlara da şunu diyorum: Devlet bunlara müdahale etmiyor; sadece düzenliyor ve denetliyor…

Devlet ekonomi alanında nasıl pek çok düzenleyici ve denetleyici kurumla bu alanı denetliyorsa tarikatlar-cemaatler alanını da denetlemelidir… Bu liberal teoriye de ters değildir.

***

Pratik çözüm bağlamında şu yapılabilir: Son zamanlarda Alevilerin sorunlarının çözülmesi bağlamında, tekkeleri-dergâhları kapatan kanunun iptal edilmesi ve yeni bir kanuni düzenleme yapılması yönünde tartışmalar yapılmaktadır.

Buradan yola çıkılarak, yeni bir kanuni düzenlemeyle, tüm dergâhların ve tekkelerin açılması ve buraların şeffaf bir şekilde yönetilmesi ve devlet tarafından da denetlenmesi gerekiyor… Bunun nasıl olması bağlamında geniş katılımlı bir Din Şurası toplanmalıdır…

Devlet, her aklı esenin şeyhliğini ilan etmesine, etrafına adam toplamasına müsaade etmemelidir. İcazetnamesi olmayan, liyakat ve ehliyet sahibi olmayanlara engel olmalıdır. Şeyhlikten şahlığa geçmek isteyenlerin kafasını ezmelidir

Tek tek isim saymak istemiyorum; ben burada soyut bir analiz yapıyorum. Dini alanda, dini istismar eden, dini duyguları siyasi ve ticari amaçları yolunda kullanan pek çok sahtekârın olduğu malumdur.

Devlet artık bunlara bur dur demelidir. Özellikle, açık ya da kapalı bir şekilde, mehdi olduklarını iddia edenleri devlet, Diyanet kanalıyla susturmalı; emniyet kanalıyla da çökertmelidir…

***

Somut isim vermek istemiyorum ama kendini cemaat olarak pazarlayan bir grubunu adını anmak bir zorunluluktur.

Feto gibi kendini mehdi, grubunu da cemaat olarak ilan eden Adnan Oktar ve grubu kesinlikle bir dini cemaat veya tarikat değildir. Bunlar da FETÖ gibi bir örgüttür. Devlet bu örgütün de üzerine gitmelidir…

Oktar basit bir şarlatan yahut gülünüp geçilecek bir adam değil. Oktar, aptal numarası yapan zeki bir örgütçüdür.

Bu grubun FETÖ ile de irtibatı vardır. Bu irtibatı, 10 ay önceki konuşmasında (4.9.2015), bizzat Oktar itiraf etmiştir:

Feto ile birlikte çalışıyorlarmış. Sözümona kendisi Mehdi, Feto da onun yardımcısıymış… (1)

***

Genel olarak din alanı, özel olarak da tarikat alanı, hassas bir alandır. Devlet, samimi tarikat ehlini incitmeden bu alandaki sahtekarları ifşa ve ifna etmelidir.

Bu alandaki sahtekârları halka açıkça anlatmalı; onların peşinden gidenleri uyarmalıdır…

Mevlana’ya ve Yunus’a dayanan hakiki tarikatların da yolunu açmalıdır; Anadolu insanını bu tarikatlarla tanıştırmalıdır…

Koca Yunus ne diyor:

Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim sevilelim/Bu dünya kimseye kalmaz…

Şeriat-tarikat yoldur varana/Hakikat-marifet andan içeru…

Cenab-ı Allah cümlemizi hakikate erenlerden eylesin…

Not:

(1) http://odatv.com/fethullah-gulen-adnan-oktarin-adamina-ne-soylemis-0908161200.html

***
https://twitter.com/CemalFedayi

https://www.facebook.com/cemal.fedayi 

Yazarın Önceki Yazıları
2016: Hacet Kapıları Yeniden Açıldı 31.12.2016FETÖ Yazıcıoğlu’nu Neden Öldürdü? 27.12.2016Siyasi Cinayetlere ve İran’a Dikkat 19.12.2016Zulüm Kemale Erdi: Zafer Yakındır 16.12.2016Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi 11.12.2016İsmet Sezgin Bir Darbeciydi 08.12.2016M. Kemal ve Castro Anti-emperyalist değildi 06.12.2016Haçlıların FETÖ ve İran Destekli Son Seferi 01.12.2016Bahçeli Kapıyı Neden Araladı? 24.11.2016“Yeniden Büyük Türkiye” vs. “Yeniden Büyük Amerika” 11.11.2016İhanetin Resmi: Can Dündar 08.11.2016Nush İle Uslanmayan HDP Tekdir Ediliyor 04.11.2016NATO’dan Çıkmanın Tam Zamanıdır 02.08.2016Tarihin en ucuz darbesi: 1 dolarlık darbe! 30.07.2016Hassolar-Memolar Diriliyor! 26.07.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
cevap
 // cemal fedayi
ben de sizi özledim ama......
07 Ekim 2016 Cuma 20:43
yeni yazı?
 // ahmet demir
cemal hocam yeni yazılarınız yok mu sizin yazılarınızı özledik...
03 Ekim 2016 Pazartesi 15:02
yorumlara cevap
 // cemal fedayi
Yazımın son kısmındaki bilgiler odatv'nin haberine dayalı olarak yazılmıştır. Eğer odatv o haberini düzelttiyse, yanlışlık olduğunu beyan ettiyse, bunun linkini yeni yorum olarak yazın; ben de oradan alayım ve gelecek yazımın sonuna not olarak ekleyeyim. Ben odatv'ye yeniden baktım, bir düzeltme yazısı görmedim, ama gördüm diyen varsa o linki bize de bildirsin... Muhtemelen konuşmanın tarihinde bir hata var, içeriğinde değil......
12 Ağustos 2016 Cuma 12:03