YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Prof. Dr. Cemal Fedayi
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Çok olağan bir CHP Kurultayı
06 Şubat 2018 10:25

CHP’nin 36 olağan kurultayı da, olageldiği gibi, pek olağan bir biçimde sona erdi. Başka partiler için olağandışı sayılacak olaylar, CHP’de olağan işlerden sayıldığı için bu kurultay da kamuoyunda fazla bir karşılık bulamadı. CHP tabanı bile kendi kurultayına ilgisizdi…

***

Genel kamuoyu ve CHP kamuoyu, kurultay öncesinde yapılan İstanbul il kurultayına daha fazla ilgiliydi. Kılıçdaroğlu’nun desteğiyle, kıl payı farkla il başkanlığına seçilen Canan Kaftancıoğlu’nun eylemleri ve cemaziyelevveli ortaya dökülmüş ve günlerce tartışılmıştı.

Kaftancıoğlu’nun HDP’ye ve Ermenilere dönük sempatik mesajları, sadece genel sağdan değil CHP tabanından da yoğun tepki aldı. CHP tabanını en çok rahatsız eden, Canan Hanım’ın “M. Kemal’in askerleriyiz” sloganını reddetmesiydi. En çok tepki alan da Kaftancıoğlu’nun, Erdoğan’a küfür içeren mesajıydı.

Kaftancıoğlu ustalıkla bütün hatalarını izah etti; “aslında öyle demek istemeyip de şöyle demek istediğini” uzun uzun anlattı. (Mesela, “askerleriyiz” lafı yerine “yoldaşlarıyız” lafını tercih ediyormuş…) Tepki alan her mesajına bir kılıf uydurdu ama küfür olayında mızrak çuvala sığmadığı için istemeye istemeye Erdoğan’dan özür diledi…

Bu izahatları ve özrü tatmin edici olmadığı için Canan Hanım’a yönelik eleştiri bombardımanı devam etti. Hakkında PKK ve DHKP-C ile ilişkisi bağlamında soruşturma da açıldı… Ancak araya Afrin operasyonu girince gündem değişti ve Canan Hanım rahatladı… Ardından da büyük kurultay… Canan Hanım iyice unutuldu. (Ancak soruşturma devam ediyor…)

İhlas Medya Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın aktardığına göre Kılıçdaroğlu İstanbul seçimleri öncesi şöyle bir cümle sarf etmiş: “Bana sokakta polise direnecek, TOMA’ların karşısında duracak il başkanı lazım…” (1)

***

İşte mevzubahis ettiğimiz olağan kurultay, Kaftancıoğlu olayından daha sönük, daha heyecansız ve daha renksiz bir şekilde bitiverdi. Aslında Kılıçdaroğlu, İstanbul seçimini kazandığı andan itibaren büyük kurultayı da kazanmış oldu. İstanbul’u kazanan –olağandışı bir gelişme olmazsa- büyük kurultayı da alır…

Evet, büyük kurultay pek olağan bir şekilde geçti ama yine de tarihe not düşmek adına kısa bir analiz yapmak gerekiyor:

CHP çevresinde çok söylenen bir söz vardır: “Esas mücadele içe dönüktür…” CHP bir parti olarak iktidarı kazanma umudunu epeyce yitirdiği için, epeyce bir zamandır, iktidar mücadelesini kendi içine yöneltti. Bir CHP’li için, CHP’nin yukarı katlarında bir koltuk kapmak, CHP içi iktidarın bir ucundan tutmak, daha mümkün ve muhtemel bir iştir.

Bu defa da öyle oldu. 1267 delegenin 800’ü PM için aday oldu. Partililer, Parti Meclisi’ne kapağa atabilmek için birbirlerini bir hayli hırpaladılar. Hatta Odatv’nin aktardığına göre  Grup Başkanvekili Engin Özkoç ile Milletvekili Gürsel Erol, tuvalette yumruklaşmışlar; Gürsel Erol "partiyi ele geçirdiniz" diye bağırmış… (2)

CHP’liler, “bizde parti içi demokrasi ileridir” diye övünürler. Acaba bundan kastettikleri “parti içi kavga” mıdır? Ayrıca şu da tartışılabilir: Ülke için iyi bir şey olan demokrasi, acaba partiler açısından da iyi bir şey midir? Parti içi demokrasinin olmadığı partilerin daha başarılı olmaları acaba bir tesadüf müdür?

***

Parti içi demokrasi konusunda övünen ve her fırsatta %10 barajının kaldırılması gerektiğini söyleyen CHP acaba kendi içinde neden %10 barajını uyguluyor? Genel başkan adayı olmak isteyen bir partilinin delegelerden en az 126 (%10)  imza alması gerekiyor.

Bu şartı yerine getiremediği için “M. Kemal’in Askeriyiz” diyen Ümit Kocasakal ve Ö. Faruk Eminağaoğlu aday bile olamadılar. Konuşma yapmalarına bile izin verilmedi.

Az daha, “yeterli imzası yok, mükerrer oy var…” denilerek Muharrem İnce bile adaylıktan düşürülecekti. Ancak bunun bir entrika olduğu kısa süre içinde anlaşıldı. İnce genel başkanlık oylamasında, adaylık için gereken oyun iki katından fazlasını aldı…

Kılıçdaroğlu 1130 delegenin imzasıyla aday oldu. İnce ise 165 imza ile aday oldu. Oylamanın sonucunda Kılıçdaroğlu 790 oy alabildi. Yani imza veren 340 kişi oyunu vermedi. Demek ki, parti içinde gerçek bir ifade özgürlüğü ve demokrasi yokmuş; bazı delegeler gerçek görüşünü, ancak kapalı oylamada ifade edebiliyormuş…

165 imza toplayan İnce ise oylamada 447 oy aldı. Demek ki bir kısım delege, İnce’yi desteklediği halde ona imza vermekten korkmuş. Kılıçdaroğlu ilk seçildiğinde “korku imparatorluğunu yıktık” demişti… Anlaşılan o ki, sona kendisi yeni bir korku imparatorluğu kurmuş…

Bu korku imparatorluğunu, parti içi mevzuatın kendisine sağladığı imkânlarla kurmuş. Yani aslında “parti içi demokrasi söylemi” bir palavradan ibarettir. Mevcut mevzuat, genel başkanlara delege yapısına müdahaleye imkân veriyor. 

Kendisine verilen yetkiler sayesinde, belli sayıda delegeyi kontrolü altına alan bir genel başkan, bütün kurultayları kazanıyor. Kaset operasyonu gibi olağandışı bir olay ya da emr-i hak vaki olmazsa, mevcut genel başkan kazanmaya devam ediyor… Kılıçdaroğlu, her halükarda kendisine bağlı 800 civarında delegeyi elde etmiş durumda. Bundan sonra onu koltuğundan indirmek kolay değildir…

***

Kambersiz düğün, Baykalsız kurultay olmaz… Bu kurultayın en büyük eksiği, bana göre, Baykal’ın olmamasıydı. İsmet Paşa’nın devrildiği 1972 kurultayından itibaren bütün kurultayların esas oğlanı olarak arz-ı endam eden Baykal olmayınca kurultayın da tadı tuzu olmuyor…

Eski genel başkanlar bağlamında kurultayda adı anıldı ama hiçbir alkış alamadı. CHP tabanı, vefa konusunda hiç hassas değilmiş. Tedavi altında olan ve morale ihtiyacı olan eski genel başkanlarına bir alkışı bile çok gördüler… Baykal’ı bir defa daha öldürdüler…

Buradan şunu anlayabiliriz: Demek ki Baykal da genel başkanken sevgiye/saygıya değil de korkuya dayalı bir delege desteğine sahipmiş. Kendisine oy veren delegeler, sevgiye ve saygıya dayalı bir ilişki içine girmemişler… Öyleymiş ki, ilk fırsatta “kral öldü, yaşasın yeni kral!” deyiverdiler…

***

Bu kurultayın parti içi iktidar yapısını değiştirmeyeceği malum idi. Ancak en azından “söylem düzeyinde bir değişiklik olabilir mi” diye bir beklenti vardı. O beklenti de yalan oldu. Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada, grup toplantılarındaki nutuklarının bir özetini yaptı…

Hâlbuki Türkiye’de siyaset ciddi anlamda değişmiştir. Başkanlık sistemine geçilmesi, pratik siyasetin mekanizmalarını da değiştirecektir. Kılıçdaroğlu henüz bu değişimi okuyamamış. Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağını bile açıklayamadı. 

Çünkü cumhurbaşkanlığına aday olsa kazanamayacağını çok iyi biliyor. “Aday değilim” dese de “korktu kaçtı” diyecekler. Kırk katır ile kırk satır arasına sıkışıp kaldı.

Kılıçdaroğlu ideolojik olarak da Kemalizm ile Sosyalizm arasında sıkışıp kaldı. Bir grup, onun daha da sola kaymasını, HDP ile ittifak yapmasını istiyor… Başka bir grup ise köklerine dönmesini, Kemalizm’e daha sıkı bağlanmasını istiyor…

Kılıçdaroğlu, her iki tarafa da tatmin olacakları kadar koltuk dağıtarak kendi koltuğunu muhafaza etmeyi tercih ediyor. Yani ne şiş yansın ne kebap… 

Bu idare-i maslahat politikası, ona genel başkanlık koltuğunu garanti etmeye yetiyor. Ama ülke içi iktidar yarışında, onu hep muhalefette bırakıyor…

Notlar:
(1) http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/batuhan-yasar/600465.aspx 
(2) https://odatv.com/chpli-iki-vekil-yumruklasti-0402181200.html

 

Yazarın Önceki Yazıları
Suriye: 1918’de çekiliyorduk 2018’de ilerliyoruz 23.01.20181917’den 2017’ye: Dağılıştan Dirilişe 01.01.2018Fahreddin Paşa’ya Saldıran Fino 22.12.2017Namlusunu Türkiye’ye Çeviren CHP 06.12.2017DEAŞ’ın Yerine Suudî Arabistan 20.11.2017Suudî Arabistan Saddam’ın Yolunda 16.11.2017M. Kemal de istifaya zorlamış 03.11.2017Cumhuriyet 1923’te Değil 1950’de Kuruldu 29.10.2017İyi Parti Kime Yarayacak? 26.10.2017Küçülen ABD, Büyüyen Türkiye’ye Karşı 19.10.2017Görmez Neden Ayrıldı? 14.08.2017Darbeye Katılmayan FETÖ’cü Tehlikesi? 20.07.2017Erbakan’ın İftarından Akar’ın Bayramına 28.06.2017Ramazan Üzerine Son Notlar 18.06.2017Katar’ı neden kuyuya atmak istiyorlar? 08.06.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.