YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Neden güçlü Türkiye istenmiyor?
23 Mayıs 2016 14:58

Gelişmekte olan ülkeler için istikrar çok önemlidir. Özellikle de bizim ülkemiz gibi, sanayileşme ve ekonomik kalkınmasını tam tamamlayamamış devletler için siyasi istikrar çok önemlidir. Çünkü ekonomik kalkınma siyasi istikrar sayesinde gerçekleştirilebilir.

Siyasi istikrarın olmaması, ülkelerin ekonomik kalkınmaları üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Ülkeler ekonomik kalkınmalarını siyasi istikrar içinde daha hızlı ve daha kısa bir sürede gerçekleştirme imkânına sahip olabilirler. Siyasi istikrardan sonra en önemli husus ekonomik kalkınmayı tamamlayıp borç alan değil borç verebilen bir ülke olmaktır.

Yaşadığımız dünyada artık birçok şey değişmeye başladı bakın Dünyanın en büyük ekonomisi ABD aynı zamanda dünyanın en borçlu ülkesi konumunda bulunurken, bir çoklarımızın imrenerek gözlemlediği Avrupa ülkeleri de yavaş yavaş borç batağına giriyor. IMF verilerine göre dünyanın en borçlu ülkeleri ise şöyle;

Japonya, Yunanistan, Jamaika, Lübnan, İtalya, İrlanda, İzlanda, ABD, Belçika, Singapur, Portekiz, Fransa, Kanada, İngiltere, Almanya       

Türkiye bu borç sıralamasında 26. sırada görülüyor. Fakat bu borcun detayına baktığımızda önemli bir hususu görmekteyiz. Türkiye’nin 2015 sonu itibarıyla Brüt Dış Borç Stoku, 396,8 milyar dolar Hazine'den yapılan açıklamaya göre, özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı 287,5 milyar dolar ile % 72,5 ve kamu kesimi borçlarının payı 109,3 milyar dolar ile % 27,5 olduğudur.

Özel sektörün uzun vadeli dış borçları 177,2 milyar ABD Dolar. Uzun vadeli özel sektör dış borç stoku içerisinde en büyük pay, 94,8 milyar ABD Doları ile finansal kuruluşlarındır. Türkiye'nin borçları içerisinde Özel Sektör borcu ağırlıktadır. Özel sektör yurtdışından daha düşük faizle borçlanma imkânı bulduğundan yurtdışından borçlanmaktadır.

Bunun riskini de özel sektör olarak kendisi taşımaktadır. Kamu borç stokunun GSYİH'ya oranı Türkiye'de % 29’un altındadır ve sürekli olarak düşmeye devam etmektedir. Bu oran gelişmiş bir ülke olan İtalya’da % 130 Yunanistan’da % 160 Portekiz'de % 127'dir.

Borçlanma ve borçluluk çok istenmemesine rağmen dünya ülkeleri de bu durumdan kaçınamamaktadırlar. Dünyanın gelişmiş ülkeleri de dâhil olmak üzere hemen hemen bütün ülkeler, gerek ekonomik ihtiyaçları ve gerekse maliye politikaları amaçları doğrultusunda iç ve dış borçlanmaya başvurmaktadırlar. Ancak en büyük borç artışı gelişmekte olan ülkelerde yaşanmaktadır 

Türkiye’de dış borçlar

Türkiye ekonomisi Osmanlı döneminden beri dış borç kullanma ihtiyacında olmuş, Cumhuriyetin ilk yıllarında yavaşlayan bu süreç, kalkınma çabaları ve karşılaşılan ekonomik krizler ile birlikte yeniden hız kazanmıştır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e dış borçlar

Devlet-i Aliye-i Osmaniye ilk borçlanmasını 1854 yılında Kırım savaşının finansmanı için yapmıştır. 1854–1914 yılları arasında Osmanlı’nın toplam, 243 milyon kullanıma karşılık 409 milyon Osmanlı Lirası borçlandığı hesaplanmıştır. Cumhuriyet idaresi, Osmanlı’nın 1914 yılındaki borç bakiyesi olan 156,4 milyon Osmanlı Lirası (veya 142,2 milyon İngiliz Sterlini) olan dış borçlarından 84,6 milyon lirasını miras olarak devralmış

Cumhuriyet dönemindeki ilk dış borç 1930 yılında merkez bankasının kurulması amacıyla bir Amerikan kuruluşundan alınmış 10 milyon dolar tutarındaki donanım kredisidir. Daha sonra 1934 yılında Sovyetler Birliğinden 1936–1938 yılları arasında İngiltere’den dış borç alınmıştır. 

1939–1950 dönemi Türkiye’nin dış borçlarının eskiye göre arttığı bir dönemdir. 1945 yılı itibariyle dış borcumuz 439 milyon dolara yükselmiştir. Savaştan sonra da dış borçlanmaya devam edilmiş, 1947 yılındaki  IMF üyeliğini muhtelif krediler alınmıştır. Sonuçta, 1945 yılı sonunda 356 milyon TL. Olan dış borç miktarı, 1949 yılı sonunda 703 milyon TL. ye çıkmıştır. 

Daha sonraki yıllarda da dış borçlanmalar devam etmiş, 1950–1960 döneminde Türkiye, proje kredileri, program kredileri, IMF, OECD kredileri ve askeri krediler olmak üzere toplam 1.416 milyar dolar borç para almıştır. Bu miktarın 1.107 milyar doları  ise ABD tarafından temin edilmiştir. 

1963–1977 dönemi de Türkiye’nin dış borçlanmasının arttığı yıllardır.  1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında karşılaşılan ekonomik sıkıntılar dış borçlanma ihtiyacını arttırmış ve Türkiye bu yıllar arasında borç ertelemeleri de dâhil olmak üzere toplam 7.288 milyar dolar dış kredi kullanmıştır.

1977–1980 dönemi ise Türkiye ekonomisinin dış borç bulamadığı, meşhur tabiriyle, “yetmiş sente muhtaç olduğu” yıllardır. Bu dönemde ülke ülke dış borç dilenmeye çıkılmış, kısa vadeli, uzun vadeli, yüksek faizli, düşük faizli ne bulunursa alınmıştır.

Bilindiği gibi 1980 yılı  Türkiye ekonomisindeki yapısal ve köklü değişikliklerin başlangıç yılıdır.1983–1990 yılları arasında Türkiye’nin dış borç miktarı yılda ortalama 5 milyar dolar civarında artmıştır

Dış borç stoku özellikle 1992 yılından itibaren artmış ve 2000 yılı sonu itibariyle 119,6 milyar dolar olmuştur. Bugünlere baktığımızda IMF ye olan borcumuzun bittiği kamu dış borçlanmasının her gecen yıl daha da azaltıldığı görmekteyiz. Peki bu yeterlimi tabi ki yeterli değil. Unutmamalıyız ki “Borç alan emir almaya da hazır olmalı” ülkemizin borç alan değil borç veren bir ülke olması ,mazlumların sesi olabilmek için her yönden güçlü bir ülke olması gerekmektedir.

Türkiye’nin gelişimi için çözüm nedir?

Her alanda milli bir seferberlik içinde yerli ve milli yapıya sahip olmamız yapmamız gereken sanırım ilk şey olmalı. Bir ülkenin, istikrarlı bir ekonomik büyümeyi yakalayabilmesinin temel koşulu, güçlü ve istikrarlı bir siyasi yapıdır. Güçlü, ne yaptığını bilen ve çevresine güven veren bir siyasi otorite, geleceğe yönelik birçok belirsizliği de ortadan kaldıracaktır. Ancak, böylesine güçlü bir siyasetin desteğinde ekonomi istikrarlı bir büyüme sağlayacaktır. 

Türkiye sahip olduğu sosyal ve ekonomik potansiyeli ile dünyanın en büyük yirmi ülkesi içindedir.

Ülkemiz çeşitli yeraltı kaynaklarının oluşturduğu çok zengin servetlere sahip bulunmaktadır. Bu kaynakların başında; petrol, bor, toryum, altın, krom, demir, bakır gibi madenlerimiz gelmektedir.

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye'nin 2023 yılı hedeflerine ulaşmasında en önemli itici  güç yeraltı kaynaklarımızdır. Yer altında yatan madenlerimiz yeryüzüne çıkartılmalıdır. 

Bunun ne kadar önemli olduğunu isterseniz sadece bir kaynağımızı örnekleyerek açıklayayım;

Ülkemizin  doğalgaza alternatif kaya gazı petrol seyri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Araştırmacılar ısıtıldığında petrol ve doğalgaz üretebilen kayalardan 2,6 milyar varil ile 8,3 milyar varil arasında çıkabileceğini hesaplamıştır.

Bunun parasal değeri ise 218 milyar 121 milyon 419 bin dolar ile 687 milyar 191 milyon 374 bin dolar arasındadır. Dikkat edilirse Sadece bu kaynak bile kamumun dış borç stokunu sıfırlayabilecek ülke ekonomisi için çok önemli bir güçtedir.

Cennet ülkemiz sadece yer altı kaynakları ile mi zengindir. Tabii ki değil Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerinden derlenen bilgiye göre, Türkiye, fındık, vişne, kiraz, haşhaş tohumu ve kayısıdaki üretim miktarları ile dünya liderliğini elinde bulunduruyor.

Yaşam tarihinin milyarlarca yıllık gelişiminin ortak bir ürünü olan ve dünyamızın birçok ülkesinde bir benzeri olmayan; doğal kaynaklarımız bulunmaktadır.

Türkiye coğrafyası farklı coğrafik alanları sayesinde doğal olarak çeşitli ekosistemleri meydana getirir. Bu denli zengin coğrafik mozaikte yaşayan ve pek çoğu o bölgeye özgü olan, binlerce bitki ve hayvan türü, bu türlerin farklı ırkları, farklı gen havuzları bulunmaktadır.

Türkiye’de omurgasız hayvanların dışında yaklaşık 3.000 i Türkiye’ye özgü 9.000 den fazla bitki türü, tahminen 192 iç su balık türü,18 kurbağa türü,83 sürüngen türü en az 426 kuş türü ve 120 memeli hayvan türü bulunmaktadır.

Çok kısa bilgilerle verdiğimiz sahip olduğumuz zenginliklere baktığımızda bu değerler ülke ekonomisine kazandırıldığında biz kendi kendine çok rahat yeten bir ülke olmanın dışında güçlü, zengin bir ülke olmamamız için hiçbir sebep bulunmamaktadır.

Neden güçlü Türkiye istenmiyor?

Ortadoğu coğrafyasında güçlü üreten Türkiye batılı güçler ve küresel para kartellerinin Ortadoğu hayallerini suya düşürmektedir. Üreten güçlü bir Türkiye demek batı güçlerinin artık eskisi gibi mal satamayacağı bir Ortadoğu olduğunu da unutmayalım. Tüketen bir Ortadoğu ya devamlı teknolojik ve savunma sanayi satan küresel çeteler ülkemizdeki savunma sanayi ve teknolojik gelişmeleri kaygıyla izlemektedir. Ülkemizin bu alanlarda gelişmesi ve Ortadoğu coğrafyası pazarı olması küresel güçleri rahatsız etmektedir. Ortadoğu coğrafyasının geçirdiği bu zor dönemde; ülkemizin terör, ekonomik ve siyasi olarak yıpratılıp bazı güçlerin Ortadoğu’daki hedeflerini gerçekleştirmek için devamlı; ülkemize farklı aktörlerle saldırmaya devam edeceklerdir.

Bize düşen görev nedir?

Bizler her ne iş yapıyorsak yapalım tevdi edilen görevleri layıkıyla eksiksiz bir şekilde yapmalı, ülke menfaatlerini kendi menfaatlerimizin üzerinde tutmalıyız. Kültürel mirasımıza, yer altı ve yer üstü kaynaklarımıza ülkemizin sahip olduğu tüm değerlere sahip çıkmalıyız. Unutmamalıyız ki Birlik ve beraberlik içinde en büyük kaygımız ve sevdamız Türkiye’miz olmalıdır

Yazarın Önceki Yazıları
İşsiz Kalana Devlet Destekleri 27.03.2017Artık zihnimizdeki prangalarından kurtulma zamanı 23.03.2017İzne Çıkmayıp, Ücretini Alabilir miyim? 20.03.2017Düzenli Ödeyene Vergi İndirimi, Esnafa Ahilik Sandığı Geldi 13.03.2017İki milyon istihdam için getirilen teşvikler 06.03.2017İnşaat Sektörü Nereye Gidiyor? 27.02.2017Üretim Yapan Kobilere Birleşmede Vergi Muafiyeti 20.02.2017Piyasayı Canlandıracak Vergi İndirimleri Geldi 06.02.2017Vergi Erteleme Dâhil Birçok Düzenleme Yer alan Yeni Yasa 30.01.2017Girişimciler 2017 Yılında Şunları Unutmayın 23.01.2017Kriz Mi Geliyor, Şirketimizde Ne Tedbir Alalım? 16.01.2017Neden Taraf Olmak 05.01.2017Sicil Affını da Kapsayan Torba Yasa Mecliste 26.12.2016Yurtdışı Fuar Katılım Ve Marka Tanıtımına Yeni Teşvikler 19.12.2016Doların düşmesi Neden Önemli ve Nereye Kadar Düşecek? 12.12.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.