YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kayıt dışının ülkemiz açısından sakıncaları nelerdir?
12 Ocak 2015 08:46

Sağlıklı, sosyal, siyasal ve ekonomik düzen kurabilmenin temel şartlarından birisi de, toplumda yasa dışı yollardan elde edilen gelirlerin ekonomi içindeki payının mümkün olan en alt düzeye çekilmesidir. Bilindiği üzere, ekonomik ve mali göstergeler bireyler ve şirketler için ne kadar önemli ise, devlet hayatı için de en az o kadar önemlidir. Zira güçlü devletleri arasında ekonomik ve mali durumunuz olumlu bir seyir izlemiyorsa, içeride ve dışarıda itibarınız olmayacaktır. Belki de, zaman içerisinde bağımsızlığınıza gölge düşecektir.

Bugün dünyaya yön veren ülkeler bu noktada başarılı olan ülkelerdir.

Kayıt dışı ekonomi, kayıtlı ekonomiyi ve vergi adaletini temelden sarsan ve istikrarı bozan bir olgudur 

Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında en temel sebep, insan ihtiyaçlarının sonsuz, kaynakların sınırlı olması gerçeğindendir. Vergi yükümlüleri, daha çok gelir ve servete sahip olmak ve harcama yapabilmek için kazancını devletle paylaşmayı arzu etmez. Çünkü kayıt içine girdikçe, vergi yükü artacağı veya başlayacağı için, harcamaları veya tasarrufları azalacaktır. Kayıt dışı işlemler nedeniyle ödenmeyen vergiler bütçe açığına yol açmaktadır. Açığı kapatabilmek için ise, devlet ya enflasyonu göze alarak para basmak (emisyon), ya da borçlanmaya gitmek zorunda kalmaktadır. Artan borçlanma talebi (iç ya da dış) ise, faiz oranlarının yükselmesine ve borç yükünün giderek sürdürülemez hale gelmesine yol açmaktadır. Bu durum aynı zamanda, vergi yükümlülerinin vergi yükünü dürüst yükümlüler aleyhine çevirerek, vergi eşitsizliğine de yol açmaktadır. Devlete vergi verilmemesi dolayısıyla, kayıt dışı ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin maliyetleri kayıtlı ekonomiye nazaran daha düşük olmakta, bu durum kayıtlı mükellefler aleyhine haksız rekabete yol açmaktadır. Böylece, kayıt dışı ekonomi, sermayenin vergi yükünün göreli olarak düşük olduğu, makro ekonomik büyüme yönünden etkisi yüksek olmayan alanlara kaymasına yol açmaktadır.

Kayıt dışı ekonominin zararları ile ilgili olarak üzerinde durulan bir diğer önemli konu; olayın ahlaki boyutuyla ilgilidir. Buna göre, kayıt dışı ekonomi devlete karşı bir başkaldırı yaratmakta, ahlaki değerleri bozmakta ve sonuçta enflasyon ve işsizliği arttırırken, yatırımı ve üretimi azaltmakta, sosyal barışın bozulmasına, suç ve suçlu sayısının artmasına yol açmaktadır. Vergi kayıp ve kaçağının hoşgörüyle karşılanması, toplumdaki suç anlayışını değiştirmekte, devlete ve topluma karşı işlenen suçlara karşı gösterilen hoşgörü ile başlayan süreç, toplumsal ahlak anlayışında bozulmalara yol açmaktadır. Olayın bir diğer boyutu ise güven unsuru ile ilgilidir. Kayıt dışı ekonomi, geleneksel istatistik yöntemleri ile milli gelir hesaplamalarına katılamayan faaliyetler olduğundan, kayıtlı ekonominin belirlediği ekonomik göstergelere (enflasyon, işsizlik ve büyüme oranları) karşı güvensizlik doğurmaktadır. Kayıt dışı ekonominin krizlere yol açtığı da belirtilmektedir.

Son olarak, kayıt dışı ekonomide iş kesitlere ayrılır, işletmeler küçülür. İşyerlerinin küçülmesi, işçi sayılarının azalmasına yol açarak, sendikalaşma gereksinimi ortadan kalkmaktadır. İşçilerin daralan iş sahalarında “iş bulma” tesellisi pazarlık güçlerini kırmaktadır.

Kayıt dışı ekonomiyle ilgili olarak, “Kayıt dışı” kitabımda ayrıntılı anlattığım araştırmalar sonucu oluşan gözlemlerimi şöyle sıralayabiliriz:

  • Birinci gözlem; kayıt dışı ekonominin gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde rastlanan evrensel bir olgu olduğu,
  • İkinci gözlem; kayıt dışı ekonominin boyutlarını tam olarak tespit etmenin zor olduğu,
  • Üçüncü gözlem; genel olarak gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı ekonominin boyutunun gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek olduğudur.

Bu çerçevede kayıt dışını kayıt altına almakla sağlanacak kaynaklar;

  • üretken altyapı yatırımları,
  • rekabete dayalı iktisadi yapının tesisi,
  • etkin adalet dağıtımı ile
  • kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinin üretilmesi

için harcanmalıdır. Böylelikle, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, hızlı ekonomik kalkınmanın sağlanması ve buna paralel olarak refahın artmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Ancak, kayıt dışını kayıt altına almaktan sağlanacak kaynakların üretken altyapı yatırımları, eğitim ve sağlık hizmetlerinde harcanabilmesi için bazı koşulların sağlanmasına bağlıdır. Bunlar arasında en öncelikli olanlarından biri hiç kuşkusuz, “şeffaf devlet” ilkesinin yerleştirilmesidir. Vatandaş istediği zaman ödediği verginin nereye harcandığını sorabilmelidir.

Ülkemizdeki kayıt dışı ekonominin boyutlarının büyüklüğü ve önemi uzun zamandır bilinmesine rağmen, bana göre bu konuda yeterince araştırma yapılmamıştır.

Ülkemizdeki kayıt dışılığı önlemeye yönelik olarak;

Kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran veya boyutlarını genişleten unsurlar ortadan kaldırılabildiği takdirde, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmış olacaktır. Kayıt dışı ekonomiyi önlemek (veya küçültmek) için kısa vadeli tedbirler yerine, orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir. Öncelikle, Türkiye’de kayıt dışı ekonomiye neden olan unsurlar tespit edilmeli, daha sonra bu unsurların ortadan kaldırılması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır

Bütün bu konulardaki plan ve programlarda da öngörülen tedbirlerin bir an önce uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Alınacak tedbirlerin sonuç vermesi, ancak halkın da katılımının sağlanması ve vatandaşlık bilincinin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Bu sebeple eğitim konusunun da ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Bütün  bu  bilgiler  ışığı  altında,  başka  bir  bakış  açısıyla durumu ele  alarak  kısaca  değerlendirirsek;

Resmi verilere göre kayıt  dışı  ekonomi  yüzde 70‘lerde  olduğu (reelde bu oranın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum) müddetçe, vergi adaletini sağlamanın son derece güç olacağı düşüncesindeyim.  Eğri  oturalım,  doğru  konuşalım;  kayıt dışı ekonominin  yüzde 70’lerde  olduğu  bir ekonomide, piyasada likiditenin  büyük oranlarda dolaştığı tüm ürün ve  hizmetlerden KDV,  akaryakıt  vergisi,  özel  tüketim  vergisi  ve  tekel  ürünlerinden  yüksek dolaylı  vergiler  alarak, vergi  tahsilâtını  garantiye  almak doğru değildir.  Öyle ya da böyle, bir şekilde vergi  adaletsizliği  pahasına  ülkenin  ekonomik  potansiyelinin  tamamı  vergilendirilmiş olmaktadır.

Ülkemizde, başlangıçta  dolaylı  vergiler  arttırıldığında,  dolaysız  vergi oranlarının  buna  orantılı  olarak  azaltılması  gerekiyordu.  Bu  böyle  yapılmayıp,  hem  dolaylı  vergiler  arttırılmış,  hem de  toplam  vergi  payının  içinde  dolaysız  vergi  paylarının  azalmasına  rağmen,  bu  vergi  oranlarında  artışlar olmuştur. Bu durumun  vergi adaleti açısından sakıncalı olması yanında, kayıt dışını engelleyici gibi de görülmemektedir.

Gelir İdaresindeki teknik ve idari gelişmeleri sonucunda, önümüzdeki süreçte kayıt dışının kayıt altına alınmasında ciddi etkiler yapacağını düşünüyorum. Fakat vergi politikası olarak, dolaylı vergilerin vergi gelirleri içersindeki payının da süreç içinde azaltılması yolunda ciddi çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Aksi takdirde,  ekonominin  doğal  işleyişi  içinde  zamanla  dolaylı  vergiler  her geçen  yıl  daha da  artarak,  dolaysız  vergilerin  bir  anlam  ifade  etmediği  duruma  gelinecek  ve  sistem  kendi  kendine  çözüm  üretecektir.  Durum  böyle  devam  ederse,  gelecekte  toplam  vergi  gelirleri  içinde  dolaylı  vergilerinin  payı  yüzde 80’lere,  yüzde 90’lara  varacak  ve  dolaysız  vergiler  dikkate  alınmayacak  kadar  küçük  kalacaktır.  Böylece,  toplam  vergi  gelirlerinde  fazla  bir  etkisi  olmayan  dolaysız  vergilerde  beklenilen vergi  oranlarındaki  düşüş  kendiliğinden  yapılacaktır.

Alınacak her türlü tedbire rağmen, kayıt dışılığın tamamen önlenebileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olacaktır. Hükümetler var olduğu sürece, toplumsal yaşamın gereği olarak, düşük düzeyde de olsa vergileme, düzenleme ve kısıtlamalar söz konusu olacağı için, faaliyetlerini kayıt dışı olarak yürütmek isteyecek birileri ve kayıt dışılık her zaman söz konusu olacaktır. Bu açıdan amaç, boyutlarını sorun oluşturmayacak bir seviyeye çekmek,sonra onu tamamen yok etmek olmalıdır. Vergi sorumlularına kayıt dışının çocuklarının çalınan geleceği olduğu, doğru bir şekilde anlatılabilirse, vergiye gönüllü uyumun artacağı ve kayıt dışının da azalacağı düşüncesindeyim.

Yazarın Önceki Yazıları
Defter beyan sistemi ne getiriyor? 18.12.2017Çekte Zamanaşımı Var mıdır? 11.12.2017E Haciz E işkence Olmamalı 04.12.2017İş Davalarında yeni bir çözüm dava öncesi Arabuluculuk 27.11.2017Nedir bu Sanal para veya kripto para? 20.11.2017Yargıtay Kararlarıyla İşçinin İmzaladığı İbraname 13.11.2017İş kazasında manevi tazminat hakkı var mıdır? 06.11.2017Çalışma koşullarında esaslı değişiklik nedir? 30.10.2017Kayıt dışının çözüm anahtarı Mali müşavirlerdir 23.10.2017Şirketlerde Gayrimenkul Alımında Vergi Durumu 16.10.2017SMS ile İş Sözleşmesi Sonlandırılabilir mi? 09.10.2017Okul Harcamaları Gider Yazılır mı? 02.10.2017İmalatçı Kobi’lere Kosgeb’den Destek 27.09.2017İmalatçı Kobi’lere Kosgeb’den Destek 25.09.2017Tarıma dayalı yatırımlara kırsal kalkınma destekleri geldi! 18.09.2017Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.