YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Durup Bir Düşünmemiz Gerekmiyor Mu?
30 Kasım 2015 08:45

Geçen hafta bu köşedeki makalemde “Güçlü Devlet Olmada Vergi Neden Önemlidir?” başlığı ile yayınlanan yazımda; “Türkiye, içerde ve dışarda yaşanan tüm bu sorunları aşabilecek güce, bilgi birikimine ve kaynağa sahiptir. Ancak sorunların aşılması için öncelikle ekonominin güçlü olması gerekmektedir. Güçlü bir ekonomi ile bu sıkıntılar daha rahat aşılabilecektir. Çünkü ekonomi güçlüyse, devlet de güçlü olacaktır demiştim.

Bu haftada aslında benzer bir konu yazmayı düşünüyordum, fakat kanal a haberin web sitesinde okuduğum “Kremlin açıkladı: İşte Türkiye'ye karşı uygulanacak yaptırımlar başlıklı haberin bana hissettirdikleri, bu haftaki makaleme kaynak oldu.

Demokratik rejimlerin en önemli faydaları olarak; insan hakları, toplumun refahının sağlanması ve kazanılan zenginliğin insani amaçlarla, halkın yararına adaletli bir şekilde kullanılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün, güçlü bir ekonomiye sahip ülkelerin neredeyse tamamının çok büyük doğal kaynaklara sahip olduğu bilinmektedir. Körfez ülkeleri, Amerika, Rusya, Çin, Hindistan gibi büyük ekonomilere baktığımızda; petrol, altın, kömür, doğal gaz, demir, bakır gibi madenlerde de çok geniş rezervlere sahip oldukları görülmektedir.

İşte bu ekonomik güç sebebi ile son yaşadığımız; sınırlarımızı ihlal ettiği için tamamen haklı sebeplerle düşürülen Rus uçağından dolayı, Rusya Devlet Başkanı Türkiye'ye uygulanacak özel ekonomik yaptırımların uygulanmasına ilişkin, altı başlık halinde yayınlanan kararnameyi düşünmeden onaylayabiliyor. 

Teknoloji hamlesiyle büyüyen ülkelerden en önemlileri Almanya ve Japonya’dır. Amerika, komünist bloğa boyun eğmemeleri için bu iki ülkenin teknoloji hamlelerini destekleyen ülke konumundadır. Bir diğer teknoloji devi ülke de Güney Kore’dir. Aynı şekilde İsrail ve Hindistan da teknoloji hamlesinde çok ileri giden ülkelerdendir.

Bu bahsettiğim ülkelerin her biri belki tek tek irdelenmelidir, fakat bir ülkenin, dilerse nasıl yeniden dirilebileceği ve dünyanın en güçlü devletlerinden biri olabileceği hususunda Japonya bizim için dikkatle incelememiz gereken önemli bir örnektir.

 

Japonya’nın bugüne nasıl geldiğine bir bakacak olursak;

Japonya, özel teşebbüsün faaliyetine son vermek yerine, bütün vasıtaları kullanarak, onların faaliyet alanını teşvik etmeye ve genişletmeye çalıştı. Bunun için özel amaçlı vergi ve maliye siyaseti ile devlet teşvikleri yöntemlerine başvurdu. Bununla da yetinmeyerek, devlet kendi idari mekanizmasıyla iktisadi faaliyetlerin gelişmesi için, yani tüccar ve çiftçileri sanayi sahasına ve rizikoya atılmaya teşvik etmek ve yeni üreticiler çıkarmak için bizzat teşebbüsler yaptı ve öncülük etti.

Fakat bunları yaparken, bir hususa da dikkat ettiğini görmekteyiz; sahip olduğu kültürel, ahlaki ve inanç değerlerinin değişikliğe uğramadan devam etmesini sağladı. İşte bu yüzden, Japon halkı gönül rızasıyla ve sabırla hükümetin kalkınma siyasetini omuzladı.

Halkın fedakârlığı ile hükümete doğrudan doğruya üretken sahaya yönelme imkânı sağlanmış oldu. Bu süreçte Japonya’da fakirler hayat seviyelerini yükseltemediler, zenginler de hayat tarzlarını değiştirme ve hâkim olan âdetleri bozma yoluna gitmediler.

Hükümet, üretim için gerekli olan alt yapı kuruluşlarını tamamlamaya yöneldi. Her vâsıta ve çareye başvurarak, ferdî teşebbüsü teşvik ettiği gibi, uygun vergi siyasetiyle de zirai üretimi teşvik etti. Uzun ve kısa vadeli yatırımlar için fertlere kredi kolaylığı sağlayan bankalar kurdu. Rekabet ve ihracatı teşvik etti. Böylece şuurlu bir şekilde hem üreticilerin sayısını çoğalttı, hem de birdenbire nakit gelirleri artan büyük iş adamları sınıfını yarattı ve küçük sanayii teşvik etmeyi de unutmadı.

Böylece Japonya hükümetinin siyasetinin asıl hedefi; yatırımcı ve müteşebbis yetiştirmek, büyük mülk sahibi çiftçileri büyük iş adamı haline getirmek için uygun atmosferi hazırlamak oldu.

Ülkelerde bilinen, alışılagelen ekonomik problemler işin dış yüzüdür, görünüşte bunlar kalkınmaya engellerdir. Onların arkasında kalkınma probleminin esasını teşkil eden bir gerçek vardır ki, bu gerçek; bireylerin davranış ahlakıdır.

Bu anlayışın ışığı altında mali kaynakların azlığı, kalkınma yolunda bir engeli temsil etmez. Gelişmiş her toplumda, başlangıçta toplum maddi kaynakların gereğinden azına sahiptir. Fakat sahip olunan ekonomik gücü arttırmak ve en iyi şekilde kullanmak, kişilerin ahlâk ve davranışlarına bağlıdır. Çeşitli kalkınma dönemleri için gerekli olan değişim süreçleri, ancak bu ahlâk ve terbiye sâyesinde kendiliğinden gerçekleşebilir. Bu yazdıklarım ülkemiz için de geçerlidir. Devletimiz bir an önce işi tesadüfe bırakmaksızın, derhal istenen gelişme ve kalkınma faaliyetlerine girişmezse, durum böylece devam edip gidecektir. 

Kalkınmış ülkelerde, insan gücü ile kalkınma siyasetleri arasında müspet bir ilişki olduğunu görmekteyiz. Şu veya bu düşüncenin birer tarafına sarılma, geri kalmadan başka bir fayda sağlamaz. Bu ülke bir gemi ise; sağcısı solcusu, hangi siyasi düşünceye sahip olursa olsun, ülkenin her vatandaşı bu geminin su alması halinde zarar görecektir.

Şu halde, kalkınan ülkelerin insanları gibi, Japonya örneğinde olduğu gibi, hep birlikte sarılacağımız bir kalkınma felsefesine ihtiyacımız var. Müslüman bir ülke olduğumuzu dikkate alırsak, diğer kalkınan ülkelerden daha avantajlı olduğumuzu unutmamak gerekir.

Benim gibi; tamamen siyasi bir husustan dolayı, bir ülkenin bize ekonomik ambargo uygulamasını hazmedemeyen herkes, gücü nispetinde değil, gücünün son noktasına kadar, her ne iş yapıyorsa iki katı daha fazla yapmalıdır. Devletimizin de, sahip olduğu bu genç girişimci ruhlu nüfusu doğru yönlendirmesi ve daha fazla teşvik etmesi gerekir.

Ancak bu şekilde bir takım ülkelerin ticari kısıtlama uygulaması bizim için hiçbir anlam ifade etmeyecek ve biz ekonomik, siyasi ve askeri olarak ülkece güçlü olacağız.

 

Yazarın Önceki Yazıları
Girişimciler 2017 Yılında Şunları Unutmayın 23.01.2017Kriz Mi Geliyor, Şirketimizde Ne Tedbir Alalım? 16.01.2017Neden Taraf Olmak 05.01.2017Sicil Affını da Kapsayan Torba Yasa Mecliste 26.12.2016Yurtdışı Fuar Katılım Ve Marka Tanıtımına Yeni Teşvikler 19.12.2016Doların düşmesi Neden Önemli ve Nereye Kadar Düşecek? 12.12.2016Neden Dolardan Türk Lirasına Dönmeliyiz? 05.12.2016İşverenler, BES Otomatik Katılım 1 Ocakta Başlıyor 28.11.2016Bu Ülkenin Kaderini Dolar mı Belirleyecek? 21.11.2016Ev Hizmetlerinde Çalışanlarda Sigorta 14.11.2016Yeni Destek Kırsal kalkınmaya 07.11.2016Biz olabilmenin kudreti 31.10.2016Farklı Bir Bakışla Ekonomimiz 24.10.2016Kıdem tazminatı alma şartlarını biliyor musunuz? 17.10.2016Bu keşke son vergi yapılandırması olsa 10.10.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.