YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Tevfik İleri'nin mektupları
17 Şubat 2015 09:24

Tevfik İleri’nin mektuplarını okudum. Eşi Vasfiye Hanıma ve çocuklarına yazdığı mektupları. Bu mektuplarda huzur pencereleri açıldığını gördüm. Huzur duydum. Eşine yazdığı mektuplarında ve eşinin kendisine yazdığı mektuplarda muhabbetin ilâhi bir yücelikten ışık aldığını sezdim. Mevlâna diyor ya; “aşk güzel şeydir”. Ben bu sözün ne kadar haklı olduğunu bu mektupları okuduğumda bir kez daha anladım. Bir kadınla bir erkek arasında, bir karı-koca arasında geçecek yazışmalardan başka bir şey var bu mektuplarda. Darbelerin, zulümlerin, eziyetlerin, imkânsızlıkların arasında tiril tiril bir gül çiçeğinin başını çıkardığını ve göğe doğru uzandığını; kalplerin karşılıklı olarak Allah’tan korktuklarını ve ondan merhamet dilendiklerini gördüm. Bir bakıma toplu bir susuş ve berrak bir metanet... Derin bir itikat ve yılmayan bir kader anlayışı. Müthiş bir dil ve ifade yeteneği. 

Tevfik İleri'nin, Vasfiye Hanıma yazdığı 1930 tarihli mektubundaki şu ifadeler ne kadar yumuşak, sade ve etkileyici: “Gözlerimin önünde siyah ve ipek çarşafınla sen, gözlerimin önünde Sultanahmet Çeşmesi’nin parmaklığına dayanmış ve akşamın alaca karanlığında elini benim elime bırakmış sen varsın. Gözlerimin önündeki sen, benim içimdesin, seni düşünüyorum…"

1936 yılında yazdığı mektupta yer alan şu ifadeler de aynı şekilde bir üslûp seremonisidir. Bana, Norveçli romancı Knut Hamsun'un ifadelerini hatırlattı. Şöyle yazmış Tevfik İleri:

"Ay, karların üzerinde renkler oluşturuyor. Bu gece sen de bu güzel ayı gördün mü? Eğer sen de bu gece göklere ve aya baksaydın, ayın gözlerinde benim seni arayan sevgi dolu gözlerimi görürdün. Ne olur sevgilim. Böyle berrak ve güzel gecelerde aya bak. Ve orada göz göze gelelim."
19 Temmuz 1960 tarihli mektubu ise bana Honoré de Balzac'ın İki Gelinin Hâtıraları isimli romanını hatırlattı:

    “..Sizden bir ricam var: gün saymayınız. Ben hayatta ve sıhhatteyim. Siz de öyle. Şükür için ne bekliyoruz? 'Duaları duyan O, niyetleri bilen O, tedbirleri olan O. Görelim mevla ne eyler, neylerse güzel eyler.' İşte o kadar ve hepsi bu. seni Allahımız’ın büyük lütufları olan yavrularınla, yavrularımla ve muhabbetle kucaklarım.”

Mektup edebiyatı diye bir edebiyat varsa eğer, bu mektupların seçkin bir edebî ürün olduklarını söylemek gerekir. Franz Kafka’nın Milena’ya Mektupları gibi. Paul Eluard’ın Gala’ya Mektuplar'ı gibi. Üniversite yıllarında okumuştum Kafka’nın Milena acısını. Acı ve kasvet. Umuttan çok karanlık bir dehlizde kayboluş. Müthiş ifadeler ve sarsıcı yürek burkuntuları. Gala’ya Mektuplar ise bir tür tutku ve yaşam mektuplarıdır. Paul Eluard’ın beşeri sızısı ve kimi zaman yorgun, kimi zaman umutlarla dolu duygusal gerilimleri. Batı edebiyatının seçkin mektuplaşmalarıdır bunlar. Biri romancı, diğeri şair. Sevgililerine yazmışlar. Bir anlamda kalplerini dünyaya açmışlar. 20. Yüzyılın Batı kaleleri. Ama bu mektuplarda idrak, ilâhi bir açılıp kapanmaya yol vermez. Belki Goethe’nin mektuplarında, sadece bu mektuplarda bir tür manevî ürperişler buluruz. 

Tevfik İleri’nin eşi Vasfiye’ye mektupları ise, beyaz bir gök altında mü'min bir insanın idrak parlayışlarını, gönül evrilmelerini, aşk dirilişlerini perde perde açar. Duyguların egemenliğini değil; yüce bir kavrayışın, insanın insanda bulabileceği nihai aşk yolunun işaretlerini verir bize. Allah’ın sevme biçiminden âdeta bir uç çıkmış da, bütün kâinatı tek başına diriltmek için oraya buraya sıçrayıp aydınlatmaktadır bu mektuplarda. 

1950’lerde Türkiye’nin yaralarına bir merhem sürülmüşse, hasta yatağında yatan Türkiye’nin saçları okşanmışsa, işte o merhem, işte o okşayış bu insanların kalplerindeki aşkla yapılmıştır. Bu insanların kalpleri aşkla dolu olmasaydı, yaptıkları işlerden Peygamber kokusu değil, hırs ve dünya kokusu gelirdi. 

1930 tarihli mektubunda yer alan şu cümleler, Tevfik İleri'nin Yunus Emre'nin bahsettiği aşktan büyük bir pay almış olduğunu gösterir. Şöyle yazıyor Vasfiye Hanıma:

"İyi insanlar olacağız. İyi işler yapmak için çalışacağız. Sen elimin bayrağı olacaksın. Ben nasıl her fırsat bulduğum zaman ve yerde köy insanının hakkında, mahrumiyetlerinden bahsedeceksem, sen de köy kızlarının temiz tertemiz ve dertli köy kızlarının konuşan dilleri olacaksın. İyi insanlar olacağız. İyi işler yapmaya çalışacağız. Her gittiğimiz yerde muhabbet ve hürmet bulacağız. Her gittiğimiz yere sevgi ve şefkat götüreceğiz. Sevgi ve şefkat, hürmet ve muhabbet toplayarak bütün Anadolu’yu dolaşacağız. Sen benim büyük dert ortağım ve en iyi arkadaşım olacaksın."

Yunus Emre'nin "aşk ile bağladık kamet safımızı kim ayıra" mısrasının izahı olarak görebiliriz bu satırları.

27 Eylül 1961 tarihli mektup ise Tevfik İleri'deki mü'min şuurun parlayışıdır: 

"Beni merak etmeyin. Bu ayrılıkları ve onun vereceği manevî ızdırapları Allah indinde bir ibadet kabul ediniz. Bu mazhariyet yüz milyonlarca insandan pek azına nasip olur, şükürle karşılayalım."
Zorluk ve çaresizlik karşısında müthiş bir metanet...

Bu satırları yazdığı tarihte Yassıada mahkemelerinde idama mahkûm edilmiş ve cezası ömür boyu hapse çevrilmiş. Vefat tarihi ise 31 Aralık 1961. Yani bu mektubu yazdığı tarihten 3 ay 3 gün sonra vefat etmiş. 

Allah mekânını cennet eylesin.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.