YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Siyasetin ve siyasetçinin dili
15 Haziran 2015 09:17

Siyasetin dilinin toplum üzerinde bir etkisinin olduğu muhakkak. Bu dil, basın, tv ve sosyal medya üzerinden geniş kesimlere hızlı bir şekilde ulaşıyor. En ilgilisinden en kendi halindekine kadar her vatandaş, siyasetin diline kendi durumuna göre muhatap oluyor ve bu muhataplık onun hem hayat algısını hem de geleceğe ilişkin tasavvurlarını etkiliyor.

Türkiye, taze ve yeni hedefleri olan, iddiası olan, sorumluluğu olan, tarih bilinci ve birikimi olan bir ülkedir. Bu hedeflerine ulaşması, iddiasını gerçekleştirmesi ve sorumluluğunu yerine getirebilmesi için bu duruma uygun bir dil ve üslup geliştirmesi gerekiyor.

Söz, bireyi de toplumu da etkiler. Ne söylendiği kadar nasıl söylendiği de önemlidir.

Siyasetin en büyük amacı, topluma umut vermek ve onu onurlu ve güvenli bir geleceğe taşıdığı hususunda ikna etmektir.

Taze hedeflere ulaşmanın en emin yolu, umut verici ifadelerle konuşmaktır. Yeni hedeflere ulaşmanın en emin yolu da iradeye ve azme vurgu yapmaktır.

Her gerçeğin gerisinde geniş bir hayal vardır. Hayali kurulmamış ve rüyası görülmemiş hiç bir hakikatli gerçek yoktur. Toplumun önce yaralanmış umudunun iyileştirilmesi gerekir. Umutsuzluk noktasından çıkış yapılarak hakikatli bir gerçeğe ulaşılması mümkün değildir. Önce hayali kurulmalı, rüyası görülmeli ki gerçek de ona göre şekillensin.

Toplumun onurlu ve güvenli bir gelecek inşa etmesinin ilk adımı kendini ayağa kaldıracak diri bir umuda sahip olmasıdır. Umutlu olanın zekası kıvraklaşır, ifadesi güçlenir, azmi artar, vücudu dinçleşir. Hiç bir sıkıntı, sıkıntının teorisi yapılarak ortadan kalkmaz; sıkıntılı nokta içindeki ümit ışığı keşfedilerek bertaraf edilebilir.

Umutsuzluğu ve olumsuzluğu kendine ilk adım yapmış olmanın nasıl felaketlere sonuç açtığının en tipik örneği Tanzimat Fermanı'dır. Ferman'ın dili, büyük ve güçlü bir devlete yakışmayacak olumsuz ifadelerle doludur. Denebilir ki, yıkılışın gerisindeki zihin yaralanmasının ilk hücresi bu Ferman'ın dilidir. Ferman'ın ilk cümlesi şöyle başlıyor "...yüz elli sene vardır ki, art arda gelen sıkıntılar ve çok çeşitli sebeplere dayalı olarak, ne Şer’i şerife ve ne yararlı kanunlara bağlı kalınmadığı ve uygun hareket edilmediği için, evvelki kuvvet ve gelişmişlik bilakis zayıflık ve fakirliğe dönüşmüştür. Halbuki şer’i kanunlar altında idare olunmayan memleketlerin payidar (sağlam, sürekli) olamayacağı açıktır." (3 Kasım 1839)

Bu ifadelerin bir özeleştiri olduğu da söylenebilir.. "Zaten yüz elli yıldır sıkıntılar içindeydik, yeni düzenlemeler yapalım ki bu sıkıntılardan kurtulalım" denmiş olduğu ileri sürülebilir. Ne ki unutulmaması gereken, kötünün dil (yazı) ile ifade edilmesi, ruhu da fesada uğratabilir. Söz, insan üzerinde etkisini mutlaka gösterir. Bu nedenle "ya hayır konuş ya da sus" denilmiştir.

Öteden beri şer'i kanunlarla yönetilen bir ülke için bu vurgunun tekrar yapılmasına ve bir olumsuz ifadenin devamında kullanılmasına niçin gerek duyulmuştur ki acaba?

Ferman'ın, sonuçları itibariyle, ne Osmanlının ne de İslam Milletinin hayrına olmadığını bugün görebiliyoruz. Batılı ülkelerin zorlaması ile yeni durumlara uygun ifadelerle bir tür alan ve zihin daralmasına yol açmaktan öte gidememiştir.

Bu tür belgelerin ifade biçimleri konusunda uzman değilim ama eminim ki önceki hiç bir Padişah fermanında böyle bir ifade biçimine yer verilmemiştir. Bu ifadeler, büyük ve güçlü olmanın doğasına aykırıdır çünkü. Büyük ve güçlü olan kendini eleştirmez sonucu çıkarılmamalıdır buradan. O, eleştirisini kendi içinde yapar, bunu topluma ifade ederken ise umut ışığının taşacağı noktadan hareket eder.

Gerçeği görmek başka bir şey, bu gerçeğin nasıl ifade edileceğini bilmek başka bir şeydir. Mevcut realiteyi kırmak ve yeni bir realite oluşturmak için kötülükten ve umutsuzluktan yola çıkmak mecburiyetinde değildir siyasetçi.

Bu Fermanın, bu milletin hayrına olmamasında kullandığı dilin etkisini küçümsememek gerek.

Taze olana, yeni olana, hakikatli olana öncelik vererek bir dil oluşturmak gerekir.

Hayra ulaşmak için hayırla başlamak lazımdır.

Başkalarının kötücül dilinin, üslubunun, ifade biçiminin, gelecek inşa etme iddiasındaki siyasetçiyi etkilememesi, onu yönlendirmemesi gerekir. Onun sorumluluğu, kendi üstün ve umut dolu dilini kurmak, korumak ve topluma bu dil ile seslenmektir. Bu, zamanla, muhataplarının kaba ve kötülük dolu dilini bile değiştirecektir.

Yazık ki, bugünlerde, yazar ve düşünürler bile, siyasetçilerin umutsuzluk ve öfke dolu dilinden etkilenerek, umutsuz ve öfkeli bir dil kullanıyorlar. Bu yanlıştan dönülmesi gerekir.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Acıklı olan, acıma ve gerçek 07.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.