YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Sessizlik ve Hışırtı
06 Nisan 2015 07:22

Pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyrediyordu. Evin içinde mutlak bir sessizlik hakimdi. Ne beklediği birileri vardı ne de kendisini bekleyen yarım kalmış işleri... İstediği sürece oturabilir, sessizliği çoğaltabilir, dışarıyı seyredebilir ve gözüne çarpan hareketleri, kulağına değen sesleri hiç bir yorum yapmaksızın ve tepki vermeksizin izleyebilir ve dinleyebilirdi. Öyle de yapıyordu zaten. Sadece oturuyor ve etrafındaki boşluğu ve sessizliği adeta içine yerleştirmeye çalışıyordu. Yüzündeki ifadenin ise hiç bir tanıma muhtaçlığı yoktu. Serin, beklentisiz bir ifadeydi.

Başka bir ülkede de aynı şekilde, pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden biri vardı. Ona da sessizlik eşlik ediyordu. Onun da beklediği hiç bir kişi ya da yarım kalmış bir işi yoktu. O da serin ve beklentisiz bir ifade ile yüzünü dışarıya çevirmişti.

İkisi de düşünceli değildi.

İkisi de yalnızlıktan uzaktı.

İkisi de birbirinden habersizdi.

İkisinin de yaşı yoktu. Bizim yaşımızdaydı. Yani, senin ve benim yaşımda.

Sonra, başka bir ülkenin geniş ve kalabalık bir caddesinde birden bir hışırtı başladı. İkisinin de bundan haberi yoktu. Hışırtı önce kendi halinde sürdü. İnsanların umursayacağı ya da hayvanların dikkate alacağı bir yoğunluğu olmadan günlerce devam etti. Sonra bir çocuğa çarptı, ardından bir kadının çantasını sarstı, diğer sokaklara ve caddelere dağıldı, adamların saçlarını bozdu, gençlerin merak uçlarına hafifçe dokunarak yoluna devam etti.

Dünyanın en uç noktası neresiyse, işte orada, bir deniz aslanı sudan çıktı, kuyruğunu sallayarak ve bedenini sarsarak üzerindeki ıslaklıktan arınmaya çalıştı. Bir adım attı ve yavrusunu görmek için başını kaldırdı. Sonra içi rahat, kendi biçimince oturmaya ve etrafını dinlemeye başladı.

Deniz aslanı, pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden kişiden hiçbir şey anlamıyordu. Pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyredenler, pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden diğer kişilerle ilgilenme ihtiyacı duymuyordu. Dünyanın herhangi bir köşesindeki sessizlik de diğer sessizliklerle ilgilenmezdi zaten.

Gövdesine bir sesin hafifçe değdiğini hissetti, pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden ilk kişi. Bu sesin bir insan sesi değil de eşyanın hareketinden doğan bir hışırtı olduğunu anlamadı önce. Başka bir ülkede pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden kişinin deniz aslanını seyretmekte olduğu geldi aklına. Sonra bunun mümkün olamayacağını düşündü. Çünkü başka ülkelerin deniz ya da okyanusa komşu olabileceğini, o ülkelerin sınırlarının geniş olabileceğini aklı almıyordu bir türlü. Hışırtı, elbisesinin altına doğru kaymaya, yüzünü yalamaya, odanın içine daha önce hiç hissetmediği bir boşluk tadı vermeye başladı. Deniz aslanı ile başka ülkelerin geniş caddeleri arasında bir bağlantı olup olmayacağını aklına getirmiyordu henüz. Başka ülkelerin geniş caddelerindeki merak uçları sivrilmiş gençler ile hışırtının sarstığı kadının çantası arasında bir bağlantı olabileceğine de pek ihtimal vermiyordu.

Pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyreden kişilerin yaşadığı ne kadar ülke varsa, bütün bu ülkelerin içlerine doğru bir hışırtının yayıldığını hissedenlerin pek az olmasına kimse şaşırmadı. Bir hışırtının ülkesine yayılmakta olduğunu gören ve bunun zamanla bütün eşyaları hareketlendirip hışırtıyı çoğaltacağı konusunda kaygılanan ilk kişi Sarı Çizmeli Mehmet Ağa oldu. Çünkü, bir zamanlar sarı çizmesine yüzünü sürtmüş ve kendisi ile göz göze gelmiş olan deniz aslanının birden bire öldüğünü hissetti.

Adından anlaşılacağı üzerine Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, kendisinin tanınmasını kolaylaştıracak hiç bir ipucu vermemekle ünlüydü. Tanınmasına imkan verecek hiç bir ipucu vermezdi ama bütün olanlardan haberi olurdu. Hissederdi. Sadece hisseder ve başka ülkelerde pencerenin kenarına oturmuş dışarıyı seyreden kimselerin kulağına fısıldardı. Hışırtının ilk başladığı yer olan dünyanın başka bir ülkesinde de hışırtıyı ilk hisseden oydu ama hışırtıyı başlatan o değildi. Hatta onun hışırtıyla hiç bir alakası yoktu. Sadece görmüş, hissetmiş ama bunu kimseye anlatmaya cesaret edememişti.

Hışırtı çoğaldı.

Gökleri ve yerleri kapladı.

Pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyredenlerin ülkelerindeki bazı eşyalar bu hışırtıya kulak kesildi. Önce duymazlıktan gelmişlerdi ama sonra hoşlarına gitti ve en yakınlarındaki diğer eşyalara sürtünmeye başladılar.

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'nın eşyaları bile bu eyleme kayıtsız kalamadılar.

Pencerenin önüne oturmuş dışarıyı seyredenler, caddeleri geniş olan ülkelerde başlayan hışırtının aslında kendi ülkelerine ve kendi sürtünme geleneklerine ait olduğunu düşünmeye başladılar.

5.4.2015

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.