18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul16 °C
  • Ankara2 °C
  • İzmir11 °C
  • Konya8 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır9 °C
  • Bursa8 °C
  • Kayseri1 °C
  • Kocaeli4 °C
  • Şanlıurfa13 °C
  • Gaziantep9 °C
  • İçel19 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kıyıya vuranlar
04 Eylül 2015 07:19

Kıyıya Vuranlar, rahmetli Ramazan Dikmen’in öykü kitabının adı. Dikmen, genç denebilecek bir yaşta, 41 yaşında vefat etti. Titiz bir adamdı. İyi okur, az yazardı. Hâfızdı. Fransızca bilirdi.

Mekânı cennet olsun.

Kitabının ismi birdenbire gelmedi aklıma elbette. Gazetelerin manşetlerine, sosyal medya canavarının görsellerine, televizyonların ekranlarına düşen sahile vurmuş küçük çocuk cesedi Kıyıya Vuranlar’ı hatırlattı bana.

Kıyıya Vuranlar…

Cesedi kıyıya vuran üç yaşındaki çocuğa hepimiz çok acıdık ama bu acı bana biraz lüks bir acı gibi geldi.

Kameralar ve fotoğraf makinaları acıları lüks hale getirmekte büyük marifete sahiptirler ve lüks hale gelen her acı, hepimizi bir küçük emrah seyircisi yapmaktan öteye geçirmez. Gözümüz ağlar, içimiz sızlar ama acıyı fotoğrafın dışına taşırmamaya özen gösteririz. Bir sembol halinde kavramaz bizi bu acı; bir keyif haliyle kavrar: Acıma keyfi. Acımak keyiflidir, hele ki yerimiz rahatsa ve o acı bize dokunmuyorsa… İnsan biraz da başkalarına acımak ister; acımalı ki acıyı kendinden uzaklaştırsın.

Dehşeti, acıklı bir durum olarak algılamanın yanlış veya eksik olduğunu söylemek istiyorum. İnsan, bir dehşete acıklı tarafıyla dokunmamalı ya da bu noktada fazla kalmamalıdır. Dehşeti, “acıklı bir durum” olarak kavrayan, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde o acıyı bertaraf edecek veya o acıya karşılık verecek bir eylem yeterliliğinden yoksun olduğunu baştan kabul ediyor demektir. Dahası, dehşeti “acıklı bir durum olarak” algılayan kişi, o acıyı kendine ait bir durum olarak görmüyordur. Biraz ağır bir ifade olduğunun farkındayım ama “acı”nın en mutlak şekilde varolma biçimi “başkalarına ait” olduğu biçim değil, “bize ait” olduğu biçimidir. “Acı”, gerçek anlamda varlığını kendisini sahiplenene hissettirir. Başkalarına ait olduğunu düşündüğümüz her acı biçimi ya keyif vericidir ya da aldatıcıdır.

Dikkat edilirse, hiç kimse, bir çocuğun kıyıya vurmuş cesedini görmedi; bir çocuğun kıyıya vurmuş cesedinin fotoğrafını gördü. Bir şeyin kendisi başka, fotoğrafı başkadır. Üç yaşındaki bir çocuğun kıyıya vurmuş cesedine üzülmeyi lüks hale getiren de bu özelliğidir zaten. Kimse ona dokunmadı, kimse onu kucağına almadı, kimse onu kıyıda bulmadı, kimse onun macerasını bilmedi. Küçük bir çocuğun kıyıya vurmuş cesedinin fotoğrafını çeken veya onu kameraya alan medya, bize lüks bir acıma imkânı verme lütfunda bulundu. Bu biraz da, insanlığın, medya aracılığıyla nasıl manipüle edilebileceğinin küçük, basit bir örneğidir. Oysa, hepimiz biliyoruz ki, her gün onlarca çocuk, dünyanın bir çok Müslüman memleketinde bombalarla paramparça edilmekte veya zehirli gazlarla boğularak öldürülmektedir. Ama onların fotoğraflarını görmediğimiz sürece bir sorun yokmuş gibi yaşamaya devam edebiliyoruz. Ta ki, önümüze bir fotoğraf konana kadar…

Acı ile ilişkimizin, fotoğraf makinaları veya kameralar tarafından belirlenmesi, modern bir ilişki biçimidir ve gerçeklikle ilişkimizi büsbütün parçalayacak kadar tehlikelidir. Çocuksudur. Acıyı “ötekileştirir” ve insanla bağını “koparır”. En fazla acıma keyfimizi tatmin eder ve birkaç gün sonra unutulanlar çıkınımızın içindeki yerini alır.

Acı, bizde bir fikrin veya inancın kapılarını açabiliyor ya da o acının gerisindeki acımasız düzeni fesada uğratacak bir düşünsel veya fiili eyleme yol açabiliyorsa, ancak bu durumda, onunla doğru ve sağlıklı bir ilişki kurmuş oluruz. Bunu da ancak, acıyı “acıklı hale” getirip önümüze bir kutu pasta sunar gibi sunan teknolojinin oyununa gelmeden; acıyı kendi fikrimizin ve kalbimizin dünyasına dâhil ederek; acının kendimizden bir parça olduğunu keşfederek yapabiliriz diye düşünüyorum.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Acıklı olan, acıma ve gerçek 07.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.