YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kelime, Anlam ve TDK sözlüğü
14 Nisan 2015 09:01

Bir süredir sosyal medyada ve basında Türk Dili Kurumu'nun (TDK) hazırlamış olduğu Güncel Türkçe Sözlük'teki "müsait" ve "esnaf" kelimelerinin argo anlamları üzerinde duruluyor ve bu anlamların kötü olduğundan bahisle sözlükten çıkarılması isteniyor. Tabii bu istek, çoğu kere kibar bir şekilde ifade edilmiyor. Ağır ithamlara maruz kalıyor TDK.

Kelimelerin itiraz edilen argo anlamları şöyle ifade edilmiş Güncel Türkçe Sözlük'te: Müsait:  2. tkz. Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edilebilen (kadın). Esnaf: 3. Kötü yola sapmış olan kadın. Esnaftan bir kadın.

Biz ikisine de argo dedik ama "müsait" kelimesinin 2. anlamındaki tkz. kısaltmasının, sözlüğün başındaki "kısaltmalar" bölümünde "teklifsiz konuşmada" terkibinin kısaltması olduğu belirtilmiş. Yani, kelimelerin anlamlarından biri teklifsiz konuşma, diğeri argo.

Bir başka sözlüğe daha müracaat edelim. Benim şahsen Türkçe sözlükler içerisinde en itibar ettiğim sözlük olan D. Mehmet Doğan'ın sözlüğüne de bakalım. D. Mehmet Doğan'ın Büyük Türkçe Sözlüğünde bu iki kelimeye verilen anlamlar şöyle: Müsait: 1. Elverişli, uygun, muvafık. 2. Münasip. 3.Meyilli. Esnaf: 1. Sınıflar. 2. El sanatları ve küçük ticaret erbabı: Terzi esnafı, Marangoz esnafı. 3. (ar.) Kötü yola düşmüş kadın, fâhişe. 4. Kadın satan, pezevenk. 5. İbne. 6. Kumarbaz.

TDK sözlüğünün aksine D. Mehmet Doğan'ın sözlüğünde "müsait" kelimesine argo ya da "teklifsiz konuşma" anlamı verilmemiş. "Esnaf" kelimesi için ise her iki sözlükte de 3. anlam olarak "Kötü yola düşmüş kadın" anlamı argo olarak yer almış. Hatta, D. Mehmet Doğan'ın sözlüğünde "esnaf" kelimesine için argo anlamlar daha fazla yer bulmuş.

Öyle anlaşılıyor ki "esnaf" kelimesinin argo anlamları arasında olumsuz ya da hoşa gitmeyecek bir çok anlam var. "Müsait" kelimesinin argo anlamının ise genel kullanımdaki yerinin tartışma götürür olduğu anlaşılıyor. Tabii, bu kanaatlerimizin bahsi geçen iki sözlükle sınırlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Velev ki, iki kelimenin argo anlamları her iki sözlükte de aynı olsaydı ve bunlar da olumsuz ya da hoşa gitmeyen cinsten olsaydı da fark etmezdi. Bu örnekleri vermemizin nedeni, kelimelerin bahsi geçen argo anlamlara sahip olup olmadıklarını yeterince anlamak içindir. 

Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'in dile ilişkin enfes bir tespiti var. Şu Şiir İşçiliği adlı kitabında şöyle diyor: "Dil, kütüphanelerden gelmedi; o tarlalardan, denizden, nehirden, geceden, şafaktan geldi."

Kelimeler, dilin yaşama hücreleridir. Dil o hücrelerde yaşar ve hücre hücre çoğalarak devasa bir yapıya dönüşür. Kelimeler, sözlüklerden hayata (ya da topluma) doğru yayılmaz; aksine, sözlükler, toplumun icat ettiği ve bir hayatiyet kazandırdığı kelimeleri ve onların kullanımdaki anlamlarını toplar, biriktirir ve böylece kendisini vücuda getirir. Yani esas olarak toplumun sözlüğe ihtiyacı yoktur; sözlükler toplumlara muhtaç ve mecburdurlar. Bu nedenle, toplumun konuştuğu dildeki yenilikleri, yeni kelimeleri ve yeni anlamları takip etmeyen, onları bünyesine katmayan sözlükler bir müddet sonra arkaik ve kullanışsız duruma düşerler. Bunun en tipik örneği, Divan-ı Lügati't Türk'tür. Kaşgarlı Mahmud'un onca emeği, bugün arkaik bir malzeme olarak önümüzde durmaktadır. Bu sözlüğü arkaik yapan, niteliği değil, kendini yenilememiş olmasıdır.

Sözlük hazırlayan kişi ya da kurumların nesnel davranmak gibi bir görevleri vardır. Yani, sözlük yazarları, toplumun kullandığı kelimeleri ve toplumun o kelimeye yüklediği çeşitli anlamları izler, takip eder, toplar ve tekrar topluma aktarır. Bunu yaparken, herhangi bir kelimeyi veya kelimenin herhangi bir anlamını tercih etme hakkına sahip değildir. Kelime ve sahip olduğu anlamlar her ne ise onları olduğu gibi aktarmak zorundadır. Yani sözlük hazırlayanlarda ahlakilik meselesini, sözlüğe aldıkları kelimelerin ya da o kelimelerin sahip oldukları anlamların ahlaki olup olmadığı noktasından bakarak değil, mevcut kelimeleri ve kelimelerin sahip oldukları mevcut anlamları olduğu gibi tespit etmek ve aktarmak noktasında gösterdikleri çabaya bakarak değerlendirmek gerekir. Çünkü, kelimeler ve anlamlar, her türlü biçimleriyle topluma aittir. Bu nedenle, sözlüğü hazırlayan kişi ya da kurumlar, işini doğru bir şekilde yapmışsa eğer, kelimelerin gerek kendileri gerekse anlamları dolayısıyla suçlanmaları mümkün değildir.

Yukarıda bahsettiğimiz kelimelerin anlamları içerisinde itiraz edilen anlamların olup olmadığını bilmiyorum. Ben şahsen söz konusu kelimelerin bu anlamları içerdiklerini hiç düşünmemiş ve duymamıştım. Lakin, eğer bu anlamlara gerçekten sahip iseler, sözlük hazırlayan kişi ya da kurumların, yapılan itirazları dikkate almamaları ve o anlamları olduğu gibi korumaları gerekir. Doğru olan ve ahlaki olan davranış budur. Ne ki, kelimelerin bu anlamları artık eskimiş ve kullanımdan kalkmış da olabilir ki bu durumda da bu hususların araştırılıp kelimelerin anlamlarının ayıklanması ve yenilenmesi gerekir.

Sözlüklerin canlı, değişken, tutarlı ve her daim yaşayan dili takipte olması gerekir. Yoksa, dil kendini değiştirerek hayatiyetini devam ettirir ve sözlükleri yavaş yavaş öldürür. 

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.