YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kalbimdeki balık su istiyor
05 Aralık 2014 08:00

Kalbimin yerini bulunca ne yapacağımı biliyorum. İçine girmeye çalışacağım. Etrafa göz atacağım. Orada bir balık bulacağımı sanıyorum. Bir balık. Canlı olduğunu hissediyorum. Suyu azalmış olabilir. Irmağa ulaşacak yolu kaybetmiş olabilir. Belki sadece nefes alacak kadar suyu kalmıştır. Ama canlı. Ölmüş olsaydı, bu yazıyı yazamazdım. Bu yazı onun ölmemiş olduğunun en büyük delili. Aklıma düştüğüne göre, var ve yaşıyor. Ölmüş olsaydı ona ilişkin hiç bir şey düşünemezdim. Bu yazı, bir haberdir. O balıktan bir haber. Bana da, balığa da. Ne ki önce kalbimin yerini bulmalıyım. Kalbimin yerini bulmak için de....

 Önce gövdemi ve uzuvlarımı tanımalıyım. Sonra kalbin yerini aramaya başlayabilirim. Fazla uzakta olacağını sanmam. Diğerlerinin yanında bir yerlere koymuş olmalılar.

Kimsesiz bir ada gibi gövdem. Oraya giden yolun tarifini de sadece bana vermişler. Onu tanıyorum. Nefesimde hissediyorum. Uzuvlarıma çarçabuk alışıyorum. Sanki bin yıldır iç içeyiz. Hiç bir yabancılık yok. Hiç bir ergonomik uyumsuzluk da yok. Tam bana göre. Ellerim, kollarım, kafam, kaşım, gözüm, kulaklarım, burnum benimle mesutlar. İyi de, gövdesiyle insan nereye kadar gidebilir ki! Gövdenin ilerisinde de bir yerler olmalı. Balık, belki de oradadır. İleride, uçta, gövdenin bittiği yerde.

Oraya ulaşmaya çalışacağım demek ki; ileriye, uca, gövdenin bittiği yere.

Peki, nereden ve nasıl gideceğim oraya? Sanıyorum, gövdenin dışına çıkılabilecek tek yol kalbin içinden geçiyor. Kalpten, o uca, o ileriye bir ip uzatmış olmalılar. Eğer durum böyleyse yine aynı yere gitmiş olacağım: Kalpten kalbe. Ama bu nasıl olabilir ki! İleriye, uca, gövdenin bittiği yere gitmek için yine gövdenin içinde saklanmış bir uzuvdan geçmek gerekiyor! İşin tuhaf yanı, bu gidiş biçimiyle nereye gitmiş olursam olayım yine o uzvun sınırları içinde kalmış olacağım. Çünkü mutlak anlamda gövdemin dışına çıkmam imkansız. Gövdemin dışına çıktığımda karşılaşacağım tek bir gerçeklik var: Ölüm. Eğer bu gerçekliğe kavuşursam zaten balığa gerek kalmayacak. Dahası, o balığa su vermem için bütün nedenlerim ortadan kalkacak. Demek ki ilginç bir durumla karşı karşıyayım: Hem gitmiş olacağım, hem de hiç bir yere kımıldamamış olacağım. Sanki, bir miraç. Çünkü peygamber efendimiz, miraç hadisesinde, hem bir yere gitmiş, hem de hiç yerinden kıpırdamamış gibiydi. Demek ki benim de bir tür miraç anı yaşamam gerekiyor, eğer kalbimin içindeki balığa su vermek istiyorsam.

Gövdeme tekrar dönüp baksam iyi olacak. Kalbimin yerini belki uzaktan daha iyi görebilirim. Ama uzak neresi ki! Kendime baktığım yer yine kendi merdivenlerim. Elimde bir tek yerin adresi var: Gövdemin. İşte oraya da gelmiş durumdayım. Kalbin adresi nere ki  acaba?

Belki de kalp diye bir yer yoktur. Gövdenin içinde olan bir şey değil de, gövdenin tamamına birden kalp diyor olabiliriz. Yani kendi varlığımıza, kendi bilincimize, kendi bulunduğumuz duruma kalp adı vermiş olabiliriz. Eğer böyle ise o kalbin içindeki balık ne oluyor? Ben nasıl oluyor da orada bir balık olduğunu düşünebiliyorum?

Balık, kalbimin bir anlamı olduğunun en büyük habercisi olsa gerek. Orada bir canlılık olduğunu hissettiren tek şey. Eğer bir balık yaşadığı düşüncesine sahip olmazsam, kalbim diye bir şeyden de bahsedemem. Balık, bendeki 'âlem' olsa gerek. Yani hakikatin bende tecelli eden formları. Onlarla aslında her an gövdem vasıtasıyla karşılaşıyorum. Bir hakikat olarak ayırdına varabildiklerim oluyor, ayırdına varamadıklarım oluyor. Ayırdına varabildiğim kadarıyla balığa su taşıyorumdur.

 

5.11.2014

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.