YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hırçın Dalga
30 Ocak 2015 07:30

M. Akif İnan.

İlk şiir kitabı Hicret'i 34 yaşında, ikinci şiir kitabı Tenha Sözler'i ise 51 yaşında yayınlamış. İnce ince kitaplar. Hicret 60 sayfa, Tenha Sözler ise 49 sayfa. Hicret'in ikinci baskısı 1993 yılında yapılmış. Bu ikinci baskı var elimde şimdi. İmzalı: "Sevgili Mustafa Aydoğan Kardeşime. 16.5.1993". Demek ki tam da ikinci baskısının yapıldığı günlermiş, ziyaretine vardığımız gün. Masasının bir tarafında üste üste dizilmiş kitaplar duruyordu, onlardan birini aldı ve bana imzaladı. İkincisini Ramazan Dikmen'e imzaladı. Dikmen orada değildi, götürmem için bana emanet etti. Unutmuşum. Ramazan Dikmen 1997 yılında vefat edince, emaneti teslim edebilmem imkansız hale geldi. Hâlâ kitaplığımda durur.

*

Akif İnan, az yazan şairler grubundandır. 

Yedi Güzel Adam'dan biri olarak edebiyat iklimine bir serinlik, bir buğu, bir ışık huzmesi bıraktı. Onun ruh ikliminde bir sökülüşün hışırtısını duyarız. Öfkelidir, vakurdur, çelebidir. Kelimeyi ovarak pütürlü yerlerini bulur ve onu bu şekliyle orta yere bırakır. Onda kelime, Rus ressam Ayvazovsky'nin resimlerindeki hırçın deniz dalgalarına benzer. Hırçın ve pütürlü. Yaratıcının "cemal" sıfatı değil de, sanki "celal" sıfatı yansır.

 

Bu çılgın duvarlar boğmasın seni

Gün olur giderim çığlıklarımla

 

Akif İnan şiiri, geniş bir okur kesiminin ilgisine muhatap olmuş, hafızalara kazınmış, sıradan insanın belleğinde taze damarlar açmış bir şiir olmadı. Uzaktan gelen bir ses gibi değdi kulaklara. Onun şiiri bir burgu makinesidir belki de. Alta, derine, dibe doğru dar bir geçiş aralığı bulmaya çalıştı. Bu dar alanda kendini görünür kılmayı başardı. Göz ardı edilen, itiraz edilen, görmezden gelinen bir şair olmadı hiç bir zaman. Belki az konuşuldu, belki hakkında az yazıldı ama her zaman kendini belirgin kılacak bir talihe sahip oldu. Bu talihli durumu iki ana neden bağlayabiliriz diye düşünüyorum.

Birincisi; Mavera dergisinin ve bu dergiyi çıkaran ekibin ürünlerinin edebiyat ve düşünce dünyamızda geniş yankı bulmuş olmasıdır. Bu yankıda herkes kendi payına düşeni aldı. Kimi az, kimi çok. Her zaman birbirlerinin ürünlerini yorumladılar ve birbirlerinin ürünleri ve şahsiyetleri hakkındaki en dikkate değer tespitleri yine kendileri yaptılar. Bu, talihli bir durumdur. İyi olan bir şiirin iyiliğinin anlaşılması için her zaman salt iyi olması yetmez; onun kalplere ve gönüllere hakkınca çarpması için doğru insanların doğru açıklamalarına ve açımlamalarına da ihtiyaç vardır.

İkincisi; Akif İnan'ın şiirlerindeki üslup, kelime seçimi ve duyarlık formu tamamen şahsidir ve bu şahsilik kendini hemen belli eder. Bir edebi eser, kendi hakikatine,  ancak özgün ve şahsi noktalardan ulaşır. Diyebiliriz ki, Akif İnan, şairlik adına bir 'şahsiyet inşası' gerçekleştirmiştir. Onun şiirlerindeki mizaç, biricik olmanın bütün şartlarına sahiptir. Belki de Akif İnan'ı göz ardı edilemez bir şair konumuna yükselten ana nedenlerden biri (veya birincisi) budur. Sanatın en önemli özelliği, niteliği mizaç aracılığıyla inşa ediyor olmasıdır. İşte Akif İnan, bunu gerçekleştirmiştir. Hemen hemen hiç bir noktadan bir özenme bulaşığına ya da bir ses benzerliğine veya  çağrışım kılçığına kapılmamış olduğunu söyleyebiliriz.

*

Akif İnan'ın, yaşamayı seçtiğini söyler Rasim Özdenören. Mesaisini tamamıyla şiire, edebiyata vermediği, başka alanlardaki uğraşlarının daha fazla yazmasını engellemiş olduğu sonucu da çıkabilir buradan, ama asıl anlamamız gereken şey, ezele ve ebede yönelik uğraşlar bütünüdür belki de. Bir inanç adamı olduğunu söylemek gerek Akif İnan'ın. Çabasının gerisinde hep bir inanç coşkusu oldu. Sendika kurdu, televizyon programları yaptı, konferanslar verdi, dergiler çıkardı. Ayakta, hareketli ve dingindi. İlkeli bir heyecan, sanatçı bir tutum ve mü'min bir dirilik görüyoruz onda. Dostlukları derin, sıcak ve umut vericiydi. Onunla vakit geçirmiş, mesai harcamış insanların, ona ilişkin kanaatleri dikkate değerdir. Hepimiz, yanımızdakinin yankısıyız. Hiç bir büyük adam yanındakinin değerini küçümsemez ve azaltmaz. Aksine o değeri açığa çıkarır, aydınlatır, görünür kılar. Akif İnan'ın da böyle yaptığını anlıyoruz. Onun yanı, huzurlu ve aydınlık bir alan olmuştur.

*

Edebiyatın metafizik sancılarının iptal edilmek istendiği karanlık bir dönem yaşandığını biliyoruz ülkemizde. '80'lere kadar böyleydi. Daha sonra da azalarak devam etti bu süreç. Ülkemiz için bir talihsizlikti elbette. İşte bu dönemde, karanlığa bir mumla girmeye çalışan kişilerden biridir Akif İnan. Dönemlerin bir ruhu vardır. O ruha dokunan, ebedi yankıya bir ses tınısı ekler. Akif İnan da bunu yaptı. Onun şiirini de, hayatını da, tercihlerini de elindeki o mumu görmeden değerlendiremeyiz. O mum, sadece karanlığı aydınlatmadı, Akif İnan'ı da yaptı ve onardı.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.