YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hayır! Bu biriciktir
07 Kasım 2015 10:11

Yaman Dede bir na’atında şöyle diyor:

“Gül açmaz çağlayan akmaz İlâhî nûrun olmazsa”

Gülün açması ve çağlayanın akması öylesine sıradan olaylardır ki, hayret duygularıyla dopdolu olduğumuz bir muhteşem anımızda bile bu duygumuzda neredeyse bir tüyü bile kımıldatamaz. Öylesine doğal bir olay olarak karşılarız ki, gülün açmamasının veya çağlayanın akmamasının mümkün olamayacağını, onun bu göreve mecbur olduğunu, başka bir şansı bulunmadığını kabul ederiz.

Bu sıradanlığı, şahit olduğumuz hemen bütün olaylara hatta kendi eylemlerimize de uygulayabiliriz. Mesela, bir insanın yürüyor olması hiç kimseye şaşırtıcı gelmez. Aynı şekilde, gülüyor veya ağlıyor veya öfkeleniyor olmanın da hiçbir olağanüstü tarafı olmadığı konusunda kendiliğinden ikna olmuş durumdayızdır. Aynı şekilde, güneşin her gün belirli saatte dağların arkasından çıkıp gelmesini, yağmurun yağmasını, toprağın bitkileri yemyeşil yüzeye fırlatmasını serinlik ve doğallık içinde karşılarız ve hiçbir şaşırma ve hayret etme emaresi göstermeyiz.

Örnekler çoğaltılabilir ama mesele şudur galiba; varolan her şeyin bir varoluş üslubuna sahip olduğunu ve bunun bir değişmezlik içinde mutlak surette devam edeceğini ve en küçük bir farklılığın veya değişikliğin sözkonusu dahi olamayacağını kendiliğinden kabul etmişizdir.

Yaman Dede’nin en sıradan hadiseye bile bir sebep veya olağanüstülük atfetmesi elbette bir şairane durum olarak değerlendirilemez. Şairaneliğin özünde, abartı veya olağanüstüleştirme vardır. Hatta zaman zaman bu abartının, gerçekliği büsbütün kırıp absürdün sınırlarına bulaştığı da olur. Ne ki Yaman Dede’nin mısrasında bir abartı serazatlığı veya olağanüstülük sarhoşluğu göremiyoruz. O her şeyin “ilâhî nur”un bir yansıması şeklinde mevcut olduğunu veya en basit hadisenin bile bir rahmet sonucunda şekillendiğini ifade etmeye çalışıyor. Bu ifadesini de hiçbir şairane kaygı duymaksızın veya kelime avcılığı yapmaksızın yapıyor. Ama sonuçta ifadeyi hem şairane bir berraklığa ve yüksekliğe taşıyor hem de ince bir tını eşliğinde bize bir şeyler fısıldamaya çalışıyor. Fısıltı diyoruz çünkü dile getirilen ifadede bir şiirsel uçuculuk var. Eğer dikkatlerimizi mü’min bir duygu ile sivriltmezsek elimizde geriye bir kelebek gubarından başka bir şey kalmayabilir.

Yaman Dede, bir irfan ehlidir. İrfan ehlinin hakikat üzere konuşmasında da şaşılacak bir durum görmeyiz. İrfan ehli, her daim hakkı işaret eder ve biz bunu da normal karşılarız, hiçbir hayret emaresi göstermeyiz. Yani İrfan ehlinin her an irfan üzere bulunmasını da şaşılacak bir durum olarak telakki etmeyiz. Tıpkı gülün açması veya çağlayanın akması gibi…

İnsan, unutkan bir varlıktır. Bu unutkanlık genellikle “alışmak” eylemiyle iç içe gerçekleşir ve “alıştığımız” her durumu derhal “normal” şartlar olarak kabul etmeye başlarız. Bu “normal”lik git gide tehlikeli bir sonuca yol açmaya başlar: Normalleştirdiğimiz her durumun hakikatle bağını yavaş yavaş koparırız. “Normallik sınırları” git gide “hakikatten arındırılmış sınırlar” olarak varlık bulmaya çalışır. “Zaten o öyledir” demeye başlarız. “Zaten öyle olan”ın gerisinde hakikat yerine beşeri akıl veya hurafe parlamaya başlar.

Aslında hiçbir şey “zaten öyle” değildir. Her şey her an bir yaratılış ahengi içerisinde ve biricik olarak var olur ve mü’min idrak bu biriciklik karşısında hayret durumuna geçer. İrfan ehli, aklın kapılarını kolay açar ama onu dünyaya karşı temkinli, dikkatli ve gözü açık kılan şey sahip olduğu “hayret” makamıdır. O, her şeyin “biricikliğini” fark eder ve hiçbir durumu “normalleştirmez”. Tıpkı dervişlerinin “bize bir keramet göster” dedikleri velî gibi. Dervişlerini kıramamış ve ayağa kalkıp yürümeye başlamış ve şöyle demiş ”İşte size keramet!”.

Gülün açmayabileceği veya çağlayanın akmayabileceği ihtimalini hesaba katan insan, varlığın gerisindeki yaratıcının ve onun yaratma lütfunun bilincinde olan insandır. “Zaten o öyledir” diyen, fark etmeden geçer gider; “hayır! bu biriciktir” diyen  ise sıradan olanın içindeki hakikat dekoru karşısında hayrette kalır ve kalbine döner.

Yazarın Önceki Yazıları
Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Acıklı olan, acıma ve gerçek 07.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.