YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Gerçeğin kırıldığı noktalar
20 Kasım 2014 10:20

Gerçeğin kırıldığı noktalar vardır. Bir de hakikatin yapıldığı noktalar vardır. Gerçek, yani realite. Hakikat, yani işin aslı, macerası, kader örgüsü. Gerçeğe dokunmanın bir tınısı vardır. İnsan, bir gerçeğe tutunmadan işin hakikatine bakamaz, o yüksekliğe boyu yetişmez. İnsanın kulağı ve kalbi gerçeğin yani realitenin vurduğu gongla harekete geçer. Çünkü her şeye bir beden içerisinden bakarız.

Beden, bizi gerçeğe bağlayan ve gerçeğe alışmamızı sağlayan yanımızdır. Ruhumuz ise hakikate dönüktür. Beden tınıyı duyar, ruh onun manasını kavrar. Gerçek, hakikatin yanına varınca kırılır, dağılır, mecazen söylersek ona secde eder. Sanatçının varlık nedeni, gerçek ile hakikat arasındaki yolu açmak, görünür kılmaktır. Şair, bunu şiiriyle yapar. Romancı, romanıyla. Deneme yazarı da, yazısıyla. Hepsine varlık kazandıran ise dildir. Dilin şahsiyet kazanmasıdır. Şair, dile kendi başına bir şahsiyet kazandırır. Şiirden sonra şairin yok olması bundadır. Şiir, şairini unutturur ve geride sadece kendisi kalır. Yazı için de geçerlidir bu.

İyi yazı, yazarını unutturur ve bizi kendisinin bağımsız bir şahsiyeti olduğuna ikna eder. Ele aldığı herhangi bir konuyu, kendi zenginliğine kavuşturur. Sıradan bir olayı, hakikat yurdunun ebedi bir şehrine dönüştürür. Gerçeği kırdığı noktada bir hakikat perdesi açılır.
Şairlerin yazı dili üzerinde incelemeler yapılsa yeridir. Onların her bir kelimesi, her bir cümlesi bir şiir fişeği gibi ruhumuza saplanıveriyor. Birçok şair vardır yazı dilini şiir dilinin uçuculuğuna yaklaştırmış ve oradan okurun ruhuna ilham üflemiş olan.

Belki her şair için bunu söyleyemeyiz veya söylememiz de gerekmez ama yazıya kalemini sivriltmiş bir çok şairin yazıyı bir büyü sancağına çevirdiğini biliyoruz. Cemal Süreya bunlardan biridir mesela. Alaeddin Özdenören, bir diğeri. Cahit Zarifoğlu bir başkasıdır. Sezai Karakoç'un yazıları gürül gürül akan bir ırmak gibidir. Turgut Uyar'ın yazıları, sadece şiir üzerine ilginç ve aydınlatıcı sözler söylemekle kalmaz, aynı zamanda bir tadı da armağan eder okura.  Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yazıları ise Türk edebiyatının şaheserleridir desek yeridir. Ebubekir Eroğlu'nun yazıları da yine ince örülmüş yazılardır. Batı'dan da bir çok örnek vardır bu hususta. Mesela, Alman şair Rilke'nin yazılarındaki muhteşem akıcılık ve yalınlık ayrıca ve özellikle anılmalıdır.

Yazı da tıpkı şiir gibi bir ilham ürünü olmalı. İlhamdan payını almamış yazı, kuru ve gevrek oluyor. Kalbin kıvrımlarındaki yolculuğunu tamamlamadan kalemin ucuna düşmüş kelime belki zihnimizle bir bağ kuruyor ama gönlümüze ve ruhumuza asla dokunamıyor. İçimize bir kıpırtı düşüremiyor. İlhama kapılarını açık tutmuş her yazı, şiirsel bir devinim ve ürperti ile bizi kendine doğru çekiyor, kalbimizi derin bir kaba boşaltıyor.

 

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.