YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Evde kimse yok
06 Kasım 2014 09:44

Eve dönmeliyim. Evde kimsecikler bulunmadığını bilsem de eve dönmem gerekiyor. Odaların ve salonun boşluktan çınlayan sesini dinlemeliyim. Kendime aynada bakmalıyım. Kimseler olmadan da kendime aynada bakabilmeliyim.

Sessizliği tanıyorum.

Yalnızlığa tahammül edebilirim.

İsimler olmadan çağırabilirim

Kelimesiz anlayabilirim.

Kıpırtısız boşluğa katlanabilirim.

Eve dönmeliyim. Gidenleri orada beklemeliyim. Ufak gezmelerde kaybolmak diye bir şey yoktur. Dünya ufak bir yer. Ve her noktasında işaretler vardır. Gerçi insan, işareti içinde taşır. Vücudu ile ruhunun kesiştiği yerde. Kaybolması pek mümkün değildir bu nedenle.

Gelecekler. Kaybolanlar bile gelecek. Bir bekleyen bulunsun yeter ki! Bir bekleyeni olduğu duygusunu taşısınlar yeter ki!

İlk insanın evini kimsenin merak ettiğini sanmıyorum. Nasıl bir evde oturduğunu bilen var mı? Kimseden ses gelmediğine göre demek ki yok. Kelimeler henüz ilk anlamlarıyla ulaşıyorlardı ilk insana ve onu sadece bir kişiye kullanması gerekiyordu. Karısına. Her kullanışta kelimeler ağzında şekilleniyordu. Her şey tazeydi çünkü. İlkti. Açıktı. Netti.

Ben de ilk insan gibi dönmeliyim evime. Her kelimenin üzerinde yeniden düşünmeliyim. Onları ilk defa ben kullanıyormuşum gibi. İlk defa bana gelmişler gibi. İnsan, kelimesiz anlayabilir ama kelimesiz düşünemez.

Evde kimsenin olmayışını düşünme fırsatı olarak kullanmalıyım. Ben düşündükçe, evden gitmiş olanlar benim evde olduğumu hissedecekler. Ben düşündükçe, evde olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayacaklar. Ben düşündükçe, evin neresi olduğunu yeniden bulacaklar. Ben düşündükçe, evde bir insanın düşünmekte olduğunu hissedecekler. Giderek, diğer evleri ve diğer insanları, eşyayı, bitkiyi, hayvanları, toprağı, güneşi, ayı, geceyi, gündüzü ve ilanihaye bütün bunların var olma nedenlerini düşünecekler.

İbn-i Sina üstat da benim gibi düşünmüş olabilir. Yani, her şeyin insanın düşünce dünyasında başlayıp bittiğini söylemiş olabilir. Mesela, eşyayı var kılan asıl nedenin, insanın, eşyanın varlığını düşünmüş olması olduğunu söylemiş olabilir.

Belki Almanların büyük zekası Heidegger bile benim gibi düşünmüştür. Şöyle demiş olabilir mesela; eğer bir mekandan dışarı çıkmak istiyorsam, önce kendimi o mekanın dışına çıkmış olarak düşünmem gerekir. Yani, dışarı çıkma eylemim, benim bunu düşünüyor olmamın sonucudur.

Neyse. En azından ben böyle düşünüyorum

Ben düşündükçe herkesin düşünmesi de mümkün hale gelecek. Ve düşünceler yeni düşüncelere, onlar da başka yeni düşüncelere yol açacak ve böylece bir düşünme döngüsü kurulacak. Sonuçta buradan bir hareket, bir bereket, bir merhamet doğacak.

Ama bütün bunlar benim eve dönmemle başlayacak. Böyle düşünüyorum nedense. Öyleyse, önce evi bulmalıyım. Eve varmalıyım. Evin çınlayan boşluğunu duymalıyım.

İyi de, benim bir evim var mı?

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.