YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Düşünürü olmayan bir siyaset
05 Ocak 2015 08:30

Türkiye'nin siyasi tarihi, bir kafa karışıklığı tarihidir. Tanzimat ile birlikte başlayan kafa karışıklığı hâlâ devam ediyor. Böyle giderse, devam edecek gibi de görünüyor. 1839'da ağır yara alan Müslüman vücut, bilincini henüz toparlayabilmiş değil.

Kafa karışıklığının temelinde düşünce üretmeyen, kafa yormayan, çalışmayan, heyecanını bir eserin inşasına zerk etmeyen bir yarı açık bilinç durumu var.

İlim şevkini daha gözlerini açmadan öldürmeye dayalı bir seri katil düzeni içinde yaşıyoruz sanki.

Bu toprakların derdine derman olacak her türlü çareyi imha etmek için elinden geleni yapacak olan bir dünya düzeni olduğunu biliyoruz. Kabullerimizi ve retlerimizi bu düzenin belirlediğini de biliyoruz. Her teşebbüsümüzü kesintiye uğratan, gözümüzün içine baka baka kanımızı emen bir vampir ile birlikte yaşadığımızı da biliyoruz.

Bizim ihtiyacımız olan tek şey var: Düşünmek.

Kalbimizi, vaktimizi, sermayemizi bu uğurda harcamaktan başka şansımız yok. Bize ihanet eden komşumuz, kanımızı emen vampir, yolumuza çıkan eşkıya bir tek kaynaktan besleniyor: Düşünce tembelliği.

1839'da özgürlük ve eşitlik ilkesinden yola çıkarak bize hükmetmeye çalışanların aslında tek amacı vardı: Düşünce imkanımızı elimizden almak. Bu imkanı nihayet I. Dünya Savaşı ile aldılar. Kafamızı karıştırdılar, kalbimizi kirlettiler, aramızı açtılar, yolumuzu kapattılar. O günden beri siyasetimiz bir düzen tutmadı.

Bütün mesele 1839'da neyi kaybettiğimizi unutmamak. Bunu yeterince hatırlarsak, ne yapacağımızı da bilebiliriz.

Siyaset, düşünce üretmek için bütün kanalları açmak, ülkedeki atmosferi düşünce üretmeye uygun hale getirmek, düşünce üretme yeteneği olanlara sonuna kadar imkan  sağlamak  ve gerektiğinde her türlü itiraz ve eleştirilere de katlanmak zorundadır.

Her siyasetçinin övünmesi gereken en önemli şey, sanırım, kendi döneminde kaç düşünür, kaç şair, kaç sanatçı, kaç ilim adamı yetiştiği hususu olmalıdır. Düşünürlerinin kıymetini bilmeyen siyasetçiye başka felaket gerekmez. Şairleriyle gurur duymayan siyasetçiye başka keder gerekmez. Sanatçısıyla övünmeyen siyasetçiye başka bela gerekmez.

Yol uzun, kavga büyük, zaman dar, sermaye kıt.

Bir zamanlar bir kahvehane duvarındaki tabelada alt alta yazılmış şu üç cümleyi okumuştum:

Paranı kaybetmek, hiç bir şey.

Şerefini kaybetmek, çok şey.

Ümidini kaybetmek, her şey.

Ümidimizi hep ayakta tutarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Bilinçle, inançla ve heyecanla... Her zaferin başı ve sonu aşktır. Aşkla düşünmek, aşkla yaşamak ve aşkla inanmak gerekiyor.

1839'da biz aşkımızı kaybettik. Müslüman düşünce kuru bir dala dönüştü. Şimdi ona yeniden bir rahmet ve bereket gelmesi gerekiyor. Bunun yolu düşüncenin önünü açmaktan geçiyor. Siyaset, düşünce adamına yüzünü dönmeli. Sanatçıya, imkan ve iklim vermeli.

Okullardaki müfredat değişmeli.

Üniversiteler, diriltilmeli.

Düşüncenin önündeki engeller kaldırılmalı.

Düşünen insana iltifat edilmeli. Onun eserine sahip çıkılmalı.

Müslüman ülkelerle sanat ve düşünce alış verişi yapılması için kurumlar oluşturulmalı ve bu durum küçümsenmemeli.

Siyasetçinin geride bıraktıkları arasında övüneceği tek şey vardır: Kelimeden ve düşünceden inşa edilmiş bir iklim. Diğer bütün inşalar kaybolur, o kalır.

 

05.01.2015

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.