YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve kültürel atılım için 3 küçük öneri
30 Ekim 2014 08:03

Cumhurbaşkanı, yeni mekânında ilk resepsiyonunu verecekti ama olmadı. Karaman'daki kömür ocağı felaketi dolayısıyla resepsiyon iptal edildi. Her şeyde bir hayır vardır, demiş büyüklerimiz. Ne kadar doğru! Bu felaketin de şöyle bir sonucu oldu: Cumhurbaşkanı'nın ve Devlet'in artık yeni hassasiyetlere sahip olduğu bir kere daha görüldü. Artık Devlet'i yönetenler, bir felaketi felaket olarak görme ve insan hayatını önceleme yetisine sahip olduklarını gösterdiler. Bu, önemli bir göstergedir. Lâkin, bunun da ötesinde başka bir hayır ve güzellik daha oldu ki biz bundan bahsedeceğiz.

Yeni mekânda yapılacak resepsiyonun iptali Devlet için bir şans doğmasına vesile oldu. Nedir bu şans?

Cumhurbaşkanı'nın yeni mekânına Cumhurbaşkanlığı Sarayı adı verildiği anlaşılıyor. Hayırlı olsun. Cumhurbaşkanlarının önceki mekânı olan Çankaya Köşkü, kapılarında sadece askerleri görebildiğimiz, duvarlarla çevrili bir mekândı. Çankaya Köşkü, halk için uzun ve yüksek duvarlar demekti. Kapalı ve sessiz bir kutu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı ise, öyle değil. Ankara'nın hemen her yerinden görülebilecek, yumuşak bir yüksekliğe sahip bir tepe üzerinde, geleneksel mimariden izler taşıyan, sağlam ama mütevazı, geniş bir alan üzerinde, gözlere ve gönüllere şenlik verecek şekilde inşa edilmiş. Açık, şeffaf, yalın ve vakur.

'Tebdil-i mekânda ferahlık var', demişler. Yani, mekân değişikliğinin, kalpleri ve gönülleri rahatlatmaya vesile olabileceği buyurulmuş. Mekân önemlidir. Mekân değişince, sadece mekân değişmiş olmaz; insan da değişir, mantık da değişir, bakış da değişir. Cumhurbaşkanlığı mekânının değişmiş olmasının Devlet'in mantığını değiştirip değiştirmediği zamanla daha iyi görülecektir. Ben, değiştireceğini sanıyorum. Artık, duvarlarla çevrili mekânlar gitti, yerine açık, aydınlık mekânlar geldi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın böyle sembolik bir anlamı olduğunu söyleyebiliriz.

Lâkin, bu sembolik açıklığın ve aydınlığın başka bir sembolle kesişmesi zorunluluğu vardır.

Yeni Türkiye'nin inşasında çok  önemli atılımlar yapıldığını, sadece Türk toplumunun değil, bütün Müslüman toplumların kalplerinin rahatlatıldığını söylemek gerek. Hem ekonomik anlamda, hem de moral anlamda üst üste yenilikler yapıldı, toplumun önü açıldı. Buraya kadar iyi. Ama iyi gitmeyen bir şey vardı ki, bu, bütün yapılıp edilenlerin harcı olabilecek, yapıyı ayakta tutacak asıl unsurdu. Bu unsur unutuldu, gözden kaçırıldı. Ekonomi taşını, siyaset taşını, yapı taşını, imar taşını, yaşam taşını vs. bir arada tutacak, onları kaynaştıracak ve bir medeniyet inşasına yol açacak asıl unsurdan bahsediyoruz: Kültür Harcı'ndan. Kültür harcını karmaya kimse niyetlenmedi.

Yakın zamanlarda bu konuda da bir takım çalışmaların başladığını söylememiz gerekiyor. Mesela, Ekim ayı içerisinde iki önemli faaliyet gerçekleştirildi. Birincisi, yerel yönetimlerin kültürel anlamda neler yapabileceğinin tartışıldığı bir çalıştaydı. Diğeri, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeniden yayın faaliyetine başlaması ve satış büroları açılması konusundaki çalıştaydı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayıncılık faaliyetinin sona erdirilmesi vahim bir hataydı zaten. Şükür ki, bu hatadan dönüleceği yönündeki işaretler gelmeye başladı. Ne var ki, bu çalışmalar hem yavaş gidiyor hem de yeterli değil.

Bir kere, şuna karar verildiğinin apaçık gösterilmesi lazım: Kültürel Atılım Zaruridir. Buna tam anlamıyla karar verildiğine ilişkin işaretler göremiyoruz.

Bu vesileyle, bir kaç öneride bulunmak istiyorum, takdir uygulayıcılarındır:

1. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ilk resepsiyon şair, yazar, ilim ve sanat adamlarına verilmelidir ki, bunun sembolik anlamı çok önemlidir. Yeni mekânın, yeni anlayışa sahip olduğu böylece apaçık görülecektir. Tercihin, bir medeniyet inşasına doğru olduğu da böylece açık bir şekilde ifade edilmiş olacaktır.

2. Liselerin Edebiyat ve Felsefe kitapları, hem içerik hem de görsel olarak öğrencilerin severek okuyabileceği, gerçek düşünce ve edebiyat tarihimizi görebilecekleri şekilde yeniden dizayn edilmelidir.

3. Lise (hatta ortaokul) öğrencilerine belirli periyotlarla okullarda sohbet programları hazırlanmalı ve şair, sanatçı, ilim ve irfan adamlarının bilgisel olmayan ama gönüllerine hitap edecek şekilde sohbet etmeleri sağlanmalıdır. Bu sohbet programları, Yerel Yönetimlerin sponsorluğunda ve Milli Eğitim ile işbirliği halinde kolayca uygulanabilir. 'Din, nasihattir'.  Sohbet kültürünü küçümsememek gerek. Genç kuşakların, okuldan aldıklarından daha fazlasını, ayda bir, yarım saat-kırk beş dakika sürecek bu sohbetlerden alabileceklerini hesaba katmakta fayda var.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.