25 Ocak 2017 Çarşamba
  • Altın147,005
  • BIST84.208
  • Dolar3,7769
  • Euro4,0596
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7314
  • İstanbul6 °C
  • Ankara-2 °C
  • İzmir7 °C
  • Konya-2 °C
  • Adana12 °C
  • Antalya7 °C
  • Diyarbakır1 °C
  • Bursa4 °C
  • Kayseri-2 °C
  • Kocaeli1 °C
  • Şanlıurfa2 °C
  • Gaziantep5 °C
  • İçel11 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ceplerinizde taş mı var, iyi bakın!
30 Mart 2015 09:56

Maraş'ta, bizim mahallede bir deli vardı. Kimseye zararı yoktu. Ara sıra görünür, sonra kaybolur, tekrar görünür; sürekli gezerdi. Bu delinin bir özelliği vardı: Ceplerine taş koyardı. Bütün cepleri taş doluydu ve bazı ceplerinin ağzını, sanırım yeterince doldurduğunu düşündüğü ceplerinin ağzını dikerdi. Biraz yakınına vardığınızda bu dikişleri görmeniz mümkün olurdu. Bu nedenle elbisesinin her tarafında bir kabarıklık olurdu ve taşların ağırlığını umursamadan gezerdi. Bu ağırlıktan şikayetçi olduğuna ya da bu ağırlığın ona zahmet verdiğine ilişkin bir  emare gördüğümüzü hatırlamıyorum.

Bir adı (ya da lakabı) da vardı ama unutmuşum.

Ceplerindeki taşları çıkardığını, kullandığını ya da birine fırlattığını hiç görmedik ve duymadık. Ne ki bir delinin, cebinde taş taşıyor olmasının kendi başına korkuya sebep olacağını düşünebiliriz. Öyleydi de. Ya o taşları tutup bize fırlatırsa, diye düşündüğümüz olmuştur. Bu nedenle yanına pek yaklaşmazdık veya onu sinirlendirecek bir eylemde bulunmaktan kaçınırdık.

Bir delinin eyleminin mantıkî bir izahını yapmak güçtür. Hatta imkansızdır. İzah, akl etmenin sonucu olduğunu düşündüğümüz eylem ya da durumlar için geçerlidir; aklın sınırları içine girmeyen her durum, yorum imkanımızı ortadan kaldırır.  O taşları niçin taşırdı, ya da neden başka şey değil de illâ da ceplerine taş koyardı, bilmek güç. Belki de o taşlara kendince bir anlam yüklüyordu; veya aklını kaybetmesine sebep olan (eğer anadan doğma deli değilse, ki bunu bilen yoktu) hadisenin taşla bir bağı vardı da diğer bütün bağları unutup sadece taş ile ilgili bağa takılıp kalmış olabilirdi. Bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, ceplerini taşla doldurması ve o taşları özenle saklamasıydı.

Taş, özellikle şehirleşmenin, betonlaşmanın pek yaygın olmadığı o yıllarda her an el altında olabilen, istenildiği anda emre hazır vaziyette bulunan bir nesneydi. Şehrin biraz dışına çıktığımızda durum hâlâ böyledir. Taş, tıpkı toprak gibi, insanın her an emrinde olan bir şeydir ve bir taşa sahip olabilmek için en küçük bir zahmete bile gerek yoktur. Sadece elinizi ayaklarınızın hizasına indirmeniz yeter; orada ya da birazcık ötede bir taş bulmanız işten bile değildir. Böyledir ama bahsi geçen dostumuzun (yukarıda anlattığımız üzere) ona şaşılacak derecede ilgisi vardı ve hatta sahip olduğu taşı saklamak için özel bir gayret sarf ediyordu; ceplerinin ağzını dikiyordu...

Deli olmanın da kendine özgü bir maverası vardır mutlaka. Deli, insanın azaltılarak en uç noktaya bırakılmış hali olsa gerek. Bu nokta, beşer olmanın nihai noktasıdır. Çünkü, ne kadar deli olduğunu (akıldan yoksun olduğunu) kabul etsek de karşımızda bir insanoğlu durmaktadır. Dolayısıyla, onun da beşere özgü bir maverası olduğunu ileri sürebiliriz. 

Bu kişinin, taşa büyük bir anlam yüklemiş olduğunu görüyoruz. Eğer böyle olmasaydı, taşın yanında başka nesnelere de yer vermesi gerekirdi. Mesela, bir odun parçasını veya bir teneke kutuyu yahut bir metal eşyayı da ceplerine koyması gerekirdi. Böyle yapmıyordu, o sadece taşlara ilgi duyuyor ve taşlarla birlikte olmayı tercih ediyordu. İlgili olduğu en önemli nesne taşlardı yani. Yükü, taştan ibaretti.

Eğer deli olduğunu düşündüğümüz kişi zararlı değilse, ilginçtir; bizi ilginçliği ile eylemleri üzerinde düşünmeye itebilir. Zararlı ise, sadece ilginç olmakla kalmaz, korkumuzu harekete geçirmesi dolayısıyla zihin dünyamızda da bariz bir yer edinir. Bizim bahsettiğimiz deli, zararsızdı ve dolayısıyla sadece ilginçti. İlginçliğinin simgesi ise, bir tek nesneyle, yani taş ile özel bir ilişki kurmuş olmasıydı. Yani, her yerde, her an bulunabilen ve insanlar nezdinde maddi hiç bir kıymeti olmayan bir nesneye itibar ediyor olmasıydı.

Delilerin, hayata bir renk kattığını kabul etmek gerekir.

Kendisinden bolca bulunan akıl nimetinden hiç nasip almadan dünyaya gelen bir insanoğlunun, kendisinden bolca bulunan başka bir şeye (taşa) kıymet vererek tuhaf bir tezatlık oluşturmasının belki de tek izahı şudur: "Hayatın her duruma hakkı vardır." (Cahit Zarifoğlu)

Deliliğin bir tarihi var mıdır, bilmiyorum; ama deliler üzerinden bir tarih yazılabilir belki. Ne ki bu tarihin, delilerin hiç bir işine yarayacağını sanmam.

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.