YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Aşığın kanı siyah akar
15 Ekim 2014 08:16

Harakâni Hz.lerinin âşığı tanımlayan sözleri, insanın biyolojik fonksiyonuna ilişkin algımızı değiştiriyor. Şöyle diyor: "Canlılar kırmızı kana sahiptir ama âşıkların kanı siyah ve mavidir."

Kalbini Allah'ın sevgisiyle doldurmuş olanlar, diğer kalplerden geçenlerden habersiz olamazlar. Manevî tecrübeleri vardır. Kanın yöneticisi olan kalbin, kana da hükmedebileceğini tecrübe etmişlerdir.

Bir sarhoşun omzundan bakan, her şeyin sallandığını sanır, ama bir peygamberin omzundan bakan, tıpkı Hz. Ali gibi, perdelerin aradan kalktığını ve varlığın bir vahdet halinde olduğunu görür.

Vahdet hâlinde, her şey hakikatin rengini ve üslûbunu alır. Siyah, Allah'ın zâtını,  aynı zamanda da asla dönüşü sembolize eder. Mavi de, kelime-i tevhidin nuruna işaret eder. Vahdet hâlinde kırmızı, siyaha ve maviye boyun eğer ve onlara teslim olur.

Harakâni Hz.leri, insanın aşk hâlindeyken damarlarındaki kanın bile bu hâle uyum sağlayacağını ima ediyor. Salt biyolojik bir durumdan bahsedip bahsetmediğini bilmiyoruz. Velev ki biyolojik durumdan bahsediyor olsa bile, bu sözde bir yanlışlık olduğunu söyleyemeyiz.

Kanın rengi değişir mi?

Niçin olmasın? İnsanın değişeceğine inanıyoruz da, kanın renginin değişeceğine neden inanmayalım? Zor olan, insanın iç âleminde hâlden hâle geçmesidir. İnsanın değişebilmesinin mümkün olduğu dünyada, başka imkânsız aramaya hiç gerek yok.

Kimse, âşık olarak doğmaz. Her doğan, Kays olarak doğar. Mecnun olabilmek, bir irfan ve nasip meselesidir. Kays, Mecnun'a dönüşebiliyorsa, eğer bunun mümkün olacağına aklımız yatıyorsa, aynı akıl, kanın renginin değişebileceğine de inanabilir. Eğer imkânsızlıktan bahsedeceksek, Kays'ın Mecnun'a evrilmesi hadisesi, kanın renginin kırmızından maviye veya siyaha evrilmesinden daha imkânsızdır. 

*

Mevlâna Celaledin-i Rumi, Mesnevi'sinde, Bayezid-i Bestami'nin kendisinden doksan sekiz yıl sonra doğacak olan Harakân'i bebeğinin kokusunu aldığını anlatır. Bestami Hz.lerinin koku almasını, Peygamberimizin Veysel Karani'nin kokusunu almasına benzetir. Yemen'den kalkıp Peygamberimizi görmek arzusuyla Medine'ye gelen Veysel Karani,  Tebük Seferi'nde olduğu için Peygamberimizi göremeden geri döner. Peygamberimizi göremese de, evine uğramış ve Hz. Aişe'yle muhatap olma şerefine erişmiştir. Peygamberimiz seferden dönünce, Veysel Karani'nin kokusunu alır ve şöyle sorar: “- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?"

Abdulkadir Geylâni, İlahi Armağan adıyla Türkçeye çevrilen kitabında şöyle der: "Allahü Teâlâ'nın velî kulları, iyi edep sahibi olurlarsa Peygamber vasfına bürünürler" (Bedir Y, 2000, Sh.439) Bayezid-i Bestami, iyi edep sahibi olmalı ki, peygamberin duyduğu kokuya benzer bir kokuyu duyabiliyor. Gönül kokusunu duyabiliyor. Hacı Bayram Veli'nin "Bakıcak didar görünür" diye ifade ettiği, Allah dostlarının kutlu kalp şehrinin kokusunu duyabiliyor.

Ebu'l Hasan Harakâni Hz.leri de, Veysel Karani Hz.leri de, her ikisi de Allah'a giden yola aşkla baş koymuşlardır. Veysel Karanî Hz.lerini, Medine'ye taşıyan neden, kalbindeki derin Peygamber aşkıdır. Tarih, böyle naklediliyor. Harakâni Hz.leri de "Allah gönlüme nazar eder ki, orada kendisinden başkasını görmez." diyor. (Harakâni'de Sultan Divani'ye Nur Damlaları, Kars Belediyesi Y. İzmir, 2012, Sh. 130) İşte aşk, budur. İkisi de, harflerden ve kağıt üzerindeki izlerden bir yol bulmuş değil. Onların terbiye edilmeleri, ilham yoluyla olmuştur. İlahi Armağan'da şöyle bir ifade daha var: "Allahü Teâlâ, sevdiği kullarını ilham yoluyla ıslah eder." (age, Sh.39)

Şems-i Tebrîzi, ""Büyük Er" diye tanımlar Harakâni Hz.lerini. Mevlâna da, “Bu öğretileri Harakâni’nin ilminden aldım.” der.

Tarih ve hakikat, andığımız bu isimlerin hepsini birer aşk portresi olarak çizer bize. Söyledikleri sözler de, Allah'ın ilham yoluyla onlara öğrettiği hikmetten saçılan altın parçacıklarıdır.

*

Hak âşığı Fuzuli, Leyla ile Mecnun mesnevisinin önsözünde Allah'a şöyle yalvarır: "Leylâ vasıtasıyla senin sıfatlarını söylemeye başlasam ve Mecnun’un dili ile sana olan ihtiyacımı ortaya koyup yalvarsam…"

Fuzuli'nin Leyla tanımlaması, Müslüman aşkın muhatabının tanımlanmasıdır. Leyla'ya tutulmak,  Allah'ın sıfatlarının tecelli edişini fark edip, bu tecelli karşısında duyulan heyecan ve coşkuyla teni unutmaktır. Ten, dünyevî olandır.

Harakâni Hz.lerinin kokusu ile Veysel Karâni Hz.lerinin kokusu, Leyla’nın kokusudur. Bu kokuyu, ancak âşıklar duyabilir. Bu koku, Allah’ın huzurunda bulunmanın kokusudur. Onun sevgisinin kokusudur.

Allah, dostlarının kanını kendi boyasıyla boyar. Onların tenini de kendi kokusuyla tütsüler. Bunda, Allah için bir zorluk yoktur.

 

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.