YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Mustafa Aydoğan
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ahlaksızlığın kışkırtıcı felsefesi
08 Ekim 2014 12:21

Ahlak da ahlaksızlık da bilince dayalı eylemlerdir ve insanın yapıp etmelerine yön veriler. Ahlaksızın kendini gerçekleştirme ve tanımlama biçiminin çoğunlukla kaidelerden bağımsız olduğu düşünülür ve ahlaksızlıkla “kaidesizlik” eş durumlar olarak algılanır. Oysa kaideler bütünü insanın beşeri durumuyla ilgilidir. Yani insan, insan olmaklığıyla kendiliğinden kaideler skalasına sahiptir. Mesele, kaidelerin varlığı ya da yokluğu meselesi değildir aslında.

Asıl sorun, insanın beşeri doğasında meknuz bulunan kaideler bütününün hangi anlayış çerçevesi içerisinde açığa çıkacağı ya da çıkarılacağıdır. “Kaidesizlik”le eş tutulan ahlaksızlık tanımı, kişilerde devamlı halde mevcut olan bir duruma işaret etmez. Bu haliyle kültürel bir kavramlaştırmadır ve görecelidir. Çünkü insanların kahir ekseriyeti, hayatını ahlaksızlık ilkesi üzerinden götürmez.

Ahlaksızlık üzere sebat, tıpkı ahlaklılık üzere sebat gibi ve hatta daha fazla bir eğitimi, bir donanımı, bir ısrarı ve dikkati gerektirir. İnsan kendiliğinden ve bir ilkeler bütününe sahip olmaksızın “kesintisiz bir ahlaksızlık” üzere olamaz. Bu noktada “ahlaksızın” nasıl biri olduğu hususu bir soru olarak karşımıza çıkıyor.

Ahlaksızlık, aslında, temel bir mizaç değildir. Varoluşunu ahlaksızlık üzere kuran kişilikler istisnai kişiliklerdir ve bazıları tarihi bir iz bırakırlar. Ahlaksızlık üzere “daim olmak” bir cesaret ve donanım işidir. Ahlaksız, kendi ilkelerini ve felsefeni de oluşturur. Marquis De Sade, bunun en tipik örneklerinden biridir. Ahlaksız, ahlaksızlığın ilkelerinden taviz vermez ve vur-kaç taktiği de uygulamaz. Onu, kendi ilkeleri ve donanımı çerçevesinde tekin ve cesur olarak buluruz. Bu cesaretin en temel göstergesi, kendini gizleme gereği duymamasıdır.

Ahlaksız korkak değildir. Korkak, gerçek anlamda ahlaksız olamaz. Korkağın mizacı, sinik bir mizaçtır ve kendini gerçekleştirmesine asla izin vermez. Korkunun gerçek muhatabı kahramanlardır. Sadece kahramanlara rastladığında gerçek yurduna kavuşmuş sayılır. Korkak, korkunun nesnesi değil, korkulacak olanın muhatabı da değil, kendi kişiliğine ulaşamamış olmanın yoksunluğunu çeken bir muzdariptir.

Korkağın yüzündeki iz, kimseye bir şey ifade etmez. Sadece onu aşağılama hissimizi tetikler. Bunun nedeni korkağın korkma durumunun bir bilince dayanmıyor oluşudur. Eğer bilince dayanmış olsaydı o izde trajik bir dehşet bulurduk. Kahramanın korkusu, bu korkuya şahit olanın bilincini de harekete geçirir ve her şeyi geriye doğru yeniden dizayn eder. Gelecekteki durumlardan da bir iz taşır. Kahramanın korkusu düşündürücüdür, oysa korkağın korkusu en fazla acıma duygusuna neden olur. 

Ahlaksızı toplum için zararlı hale getiren temel durum, yapıp etmelerini gösterme ve yayma arzusuna olan düşkünlüğüdür. Bunu gerçekleştirmek için korkusuz olmak gerektiğini bilir ve bir kahraman gibi hareket eder. Felsefini kurmuş ahlaksız ile kahraman arasında benzerlikler vardır. Bir kere ikisi de cesurdur. İlkelerinden taviz vermezler. Bedeli neyse ödemeye hazırdırlar.

Ayrıca, her ikisi de kitleleri hedeflerler. Yaptıkları işe sonuna kadar inanmışlardır ve kendileri açısından samimidirler. Kahraman gerçekte kahraman olmak için yola çıkmaz. Ahlaksız da ahlaksız olmak için yola çıkmaz. İkisi de kendi gerçeklerinin doğruluğuna inanmışlardır ve ikisi de yaptıkları işin “mümini”dirler. Her ikisi de yaptıkları işe özen gösterirler ve kurallar içinde hareket ederler.

Böyledir ama sanırım aralarındaki temel farklardan birisi şudur: Ahlaksız, kendi halindeyken, kendi başınayken hiçbir şeydir ve böyle kalmaktansa yok olmayı ya da ölmeyi tercih eder. Oysa kahraman önceki haline dönmekten ve sıradan biri olmaktan asla çekinmez.

Kahraman, görevini bitirdiğinde herhangi biri olmanın bütün gereklerine uyum sağlar. Hatta buna arzu duyar. Kahramanlık, kahraman için kahramanlığa konu eylemle başlar ve onun sona ermesiyle biter. Ahlaksız için durum farklıdır. O, yapmakta olduğu eylemi hayatıyla birleştirir ve son nefesine kadar bir milim dahi geri adım atmaz. Sürekli deneyiş ve hareket halindedir. Ahlaksızlığın estetiğini kurmak için keşif üstüne keşif yapar. Kendini hep yeniler. Bir anlık sükût bile onun için tahammül edilemez hale dönüşebilir. Kahraman, yaptığı işin estetik olup olmadığıyla ilgilenmez. Görevinin doğruluğu ve yerindeliği ile yetinmesini bilir.

Affetmeye her zaman hazırdır. Ahlaksız ise, yaptığı işin estetiğine özen gösterir. Doğruluğu ve yerindeliği estetik uğruna feda etmeye her an hazırdır. Çünkü görsel bir şova dönüşmeyen her eylem onun için eksik bir eylemdir ve bu sadece onun tatminsizliğini artırır. Ayrıca, ahlaksız, imha etmenin “yaratıcı” gücüne inanır. “Yok ediş”in verdiği haz onun hayalini tetikler ve düşsel bir evren kurmasına neden olur. Affetmekse, inkâr etmektir.

 

Yazarın Önceki Yazıları
Hayır! Bu biriciktir 07.11.2015Duygu ve Kader 28.10.2015Kıyıya vuranlar 04.09.2015Kültür, Duygu bütünlüğü ve Türkiye'nin sorunu 23.08.2015Masal 13.08.2015Yaz günleri 03.08.2015Tarih ve Zaman 27.07.2015Yunus'un aşk yolculuğu 18.07.2015Oruç geceleri 13.07.2015TV, dizi, program vs. 29.06.2015Güneş donanması 22.06.2015Siyasetin ve siyasetçinin dili 15.06.2015Yaza/bilmek 09.06.2015Okumak, bir aşk işidir 29.05.2015Noktanın sırrı 13.05.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.