YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Zulmün olduğu yerde tarafsızlık, onursuzluktur
16 Şubat 2015 10:52

Sadece insanların değil, insanlığın öldüğü İslam âleminde (Gazze'de, Irak'da, Suriye'de, Afganistan'da, Çeçenistan'da ve ve ve ucu bucağı yok, saymayla bitmez bu zulümler, katliamlar, ölümler) tarafsızlık martavalını sayıklayanlar en hafif tabiriyle onursuzdur.

Bu ülkenin Müslüman evlatlarına, her gün beddua seanslarında yarışanlara. Müslümanlığı kimseye kaptırmayıp, sıra güneydeki çok sevdikleri ülkenin Filistin'deki devlet terörüyle çocukları katletmesine gelince, bedduadan geçtik bir GIK bile diyemeyenlere.

Her fırsatta tarafsızlık yalanını tekrarlayanlara. Milletin değerlerinden kopuk yaşayanlara. Zalimlerin karşısında dut ağacındaki bülbül tavrı takınanlara. En hafif anlatımla, yuh olsun yuuh.

Sosyalist zırvalarını, bulundukları her yerde şımarık şımarık söyleyenlere. Öldürülen yâ da zulme uğrayanlar gayrimüslim ya da dinsiz olduğunda halkların kardeşliği diyenlere. Katledilen Müslüman olunca suspus olanlara.

Kahrolsun Amerika, kahrolsun emperyalizm naraları atıp konu Ortadoğu'daki Arap Müslüman katliamı olunca ölülerimiz üzerinden faşistlik yapanlara. İslam milletinin şehitlerinin üzerinden pirim arayanlara. Yuh bile fazla.

Allah’ın bir de Kahhar sıfatı var

Bu insanımsı kılıklılarla, hayvan bile olmayanlarla yaşanacak bu dünya. Çok şey yapmak düşüyor biz insan evladı olanlara ve hakiki Müslümanlara.

Zulme ve zalime rıza göstermeyeceğiz. Her zalime ve zulme imkânlarımızı gözetmeden sırf ALLAH için müdahale edeceğiz. Biz millet olarak dilsiz şeytanlardan olmadık olmayacağız.

ABD, İNGİLTERE, İSRAİL VE BATI'nın ürettiği tüm şerli zalimler başlarına bela olacak. İsrail’e ve Batı’ya rahat yok bundan sonra. Ektiklerini biçecekler bölgede ve dünyada.

Bu Siyonist ve haçlı azgınlar bu kadar masumun kanını döküp sonrada kurtulacaklarını mı sandılar, elbette o günahsızların kanlarında boğulacaklar. Rahman ve rahim olan Allah’ın, bir de Kahhar sıfatı var.

Onun için de İslam dünyasında yıllardır gerçekleştirdikleri zulümlerin ve katliamların sonuçlarına katlanacaklar. Bunun çok iyi farkındalar. Bunun için eksilmiyor kan kokusu almış çakal gibi saldırmaları.

Vatan sevdalılarına düşen evvela kendine inanmak. Yapabileceğine inanmak, atalarının yaptıklarına bakarak. Bu millete güvenenler kazanacak. İnanmak yarı yarıya başarmak, diğer yarısı da çok çalışmak.

Tarafsızlık ve onursuzluktan bahsetmişken gündeme dair bir öneri

Masum Özgecan kızımızı katleden şerefsiz vahşileri Münevver Karabulut'u parçalayarak öldüren yahudi Cem Garipoğlu'nun avukatlığını yapan, (CHP'li ünlü avukat)  Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu savunsun.

Metin Feyzioğlu'nun alışık olduğu bir durum nasıl olsa. Her ikisi de insanlıktan nasibini alamamışlar. Biri öldürdü parçaladı, birisi öldürdü yaktı. Vahşet aynı vahşet, yöntem farklı. Niye değişsin ki avukatları. Bu memlekette Garipoğlu canisinin savunma hakkı varsa bunların niye olmasın.

Gerçi bunların hem milliyeti hem zilliyeti Feyzioğlu'na uymaz ya olsun yeterli parayı bulurlarsa neden olmasın. Şeytanın avukatı olmak herkesin işi olamaz değil mi?

Gündemle alakalı bir soru; neden bu ülkede cani bir siyonist bir Müslümanı lime lime parçalasa da gündem oluşmazken diğer caniler bu kadar haber değeri taşırlar.

Sonuç; Zalimin dini, cinsiyeti, milleti olmayacağı gibi mazlumun da yoktur. Küfür tek millettir. Zulme rıza gösteren o zulmü yapan gibidir. Yaşasın zalimler için cehennem.

Batı Medeniyet’inin Katliam Tarihinden:

İspanyol ve Amerikalıların Filipin Katliamları

1500'lü yılların ortasından itibaren, İspanyol kralı II. Felipe'nın adından mülhem olarak “Las Islas Filipinas” adını olacak olan adalar topluluğu, 7.107 adet adacıktan oluşuyordu. Ancak ülkeyi oluşturan üç ana coğrafi kara parçası mevcuttu: Luzon, Visayas ve Mindanao.

13. yüzyılda Müslüman tebliğcilerin adalara gelmesiyle Filipinler de, bilhassa Mindanao adasında İslamiyet hızla yayılmaya başladı. Diğer adalarda yerli dinler hâkimdi.

Daha sonra, 1521'de adaları işgal etmeye başlayan İspanyollar, ilk saldırılarını, Seyyid Abdulkadir tarafından 1450 yıllarında kurulan Müslüman devletine yönelttiler. 26 yıl süren çetin savaşlardan sonra Müslümanlar İspanyolların deniz kuvvetlerine dayanamayıp başkentleri Manila’dan çekilmek zorunda kaldılar. Hıristiyanlaşmaya direnen Moro ve Mindanao adasında yaşayan Müslümanlara yönelik İspanyol katliamları 300 yıl boyu devam etti. Müslümanlar dışında kalan Filipin halklarının % 85’i misyonerler eliyle Hıristiyanlaştırıldı.

Yeni sömürgeci ABD’ye karşı yaptığı savaşı kaybeden İspanya, 10 Ağustos 1898'de imzalanan Paris Antlaşması'yla Filipinler üzerindeki egemenlik hakkını 10 milyon $ karşılığında ABD'ye devretti. ABD Başkanı William McKinley, Filipinleri ele geçirme sebeplerini, Filipinlere medeniyet götürmek ve Hıristiyanlaştırmak olarak açıklamıştı.

19. yüzyılın son yıllarında, Filipin Halk Uyanış Hareketi’nin hızlı bir şekilde genişlemesiyle, ilk Filipin Cumhuriyeti kuruldu. Ancak, ABD Başkanı William McKinley, Filipin’in kendi cumhuriyetinin yaşamasına izin vermedi. Filipinliler, İspanyolların yerine Amerikan sömürgesi olmaya zorlandılar. 5 Şubat 1899’da Filipin Başkanı Emilio Aguinaldo, halkını işgale karşı savaşmaya çağırdı. ABD ordusu, ayaklanmayı bastırmak için köyleri, ekinleri ve evleri yaktı, yok etti. ABD ordusu için adam öldürme, tecavüz ve diğer baskı yöntemleri normal bir yöntem haline gelmişti. Mayıs 1901’de yani henüz savaş ikinci yılında iken ABD’li General Bell, Luzon şehrinde öldürülen 600.000 Filipinlinin ancak 20.000’inin asker olduğunu söylüyordu. Tüm Filipin nüfusu “koruma bölgeleri” denilen bölgelere hapsedildi ve on binlerce kişi burada açlık, açıkta yaşamak ve hastalıktan öldü. 1902’de sona eren bu savaşta ABD, 8 milyonluk Filipin nüfusunun %10-15’i olan 800.000- 1.000.000 kişiyi öldürmüştü.

ABD,1902 yılında Filipinler’de resmen sömürge yönetimi kurduğunu ilan etti. ABD, binlerce Hıristiyan’ı Müslüman bölgelerine yerleştirerek, demografik dengeyi bozdu ve Müslümanların verimli topraklarını Hıristiyanlara ve ABD ticaret şirketlerine vererek iki toplum arasında yıllar süren yeni gerginliklerin tohumunu attı. ABD işgali öncesinde bölgedeki Müslüman nüfusu %85 civarında iken, zorunlu göç ve katliamlarla bu oran %15-20’lere kadar düşürüldü.

Amerikalılar sömürge yönetimi kurduktan sonra, kendilerine hizmet etmesi için Filipin Polis Kuvveti’ni ve Ordusunu kurdular. Böylece, “düşük yoğunluklu çatışma” stratejisi çerçevesinde, halkın hak arayış mücadelelerini paralı Filipinli askerlerle bastırmaya başladılar. Bu güç 20. yüzyıl boyunca tüm isyanları bastırmada etkin olarak kullanıldı. Sadece 100.000 Müslüman, Mindanao’da 1903-1913 yılları arasındaki direnişte öldürüldü.

İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın işgaline uğrayan Filipinler, savaş sonrası tekrar ABD hâkimiyetine girdi. 4 Temmuz 1946 yılında ABD Filipinleri bağımsız bir devlet olarak kabul etti. Müslüman halkın reddetmesine rağmen, Mindanau ve Sulu bölgesinde yaşayan Moro (Bangsamoro) halkını Filipinler Cumhuriyeti topraklarına bağladı. Müslüman Bangsamoro (Moro) halkı 1946 yılında kurulan Filipinler Cumhuriyeti devletinde azınlık olarak yaşamaya başladı.

1968 yılında, 68 Müslüman gencin Filipinli askerler tarafından öldürülmesi üzerine, Müslümanlar yönetim karşıtı protestolara başladılar. Filipin Devleti, 1972 yılında Müslümanlara karşı şiddetli bir katliam hareketine yöneldi. İbadet yerleri, camiler, medreseler, mescidler ve yerleşim merkezleri her taraftan karadan ve havadan bombalandı. Bunun üzerine Müslümanlar siyasi direnişten silahlı mücadeleye geçtiler. 1972 yılından bugüne kadar geçen zaman zarfında tarafsız kaynaklara göre 50.000 Müslüman şehit edildi (bazı kaynaklara göre şehid sayısı 135 bindir). 2000 yılına gelindiğinde, verilen şehitler dışındaki çatışmanın insani bilançosu 2 milyon mülteci, yıkılmış 200 bin ev, tahrip edilmiş 535 cami ve 200 okul, tamamen harap edilmiş 35 şehir ve köydü.

Yazarın Önceki Yazıları
Hibrit savaş terörsüz olmaz 21.03.2017Ümmet Olarak Hibrit Savaş İle Karşı Karşıyayız 15.03.2017Fırat kalkanı kutsal mızrağı parçaladı! Bırak anlamsız hayır’ı 05.03.2017Haçlı ve Siyonist teröre cevabımız Fırat Kalkanı'dır 22.02.2017İslam dünyasının en anlamlı cevabı; İslam Ordusu 09.02.2017Bir oradan bir buradan anlayana kitabın ortasından 27.01.2017Profesyonel Propagandistlere Karşı Aklımızı Kullanalım... 16.01.2017Her şeyi çok bilen klavyetörler 06.01.2017Osmanlı ruhu Yeni Türkiye ile beden buluyor 02.01.2017Din-ü Devlet Mülk-ü Millet. Devlet-i Ebed Müddet 23.12.2016Yeni Türkiye yarına bırakır amma yanınıza bırakmaz 15.12.2016Düş mü, rüya mı? Ya da kimin için düş, kimin için rüya? 02.12.2016Emri bi'l ma'ruf, nehyi an'il münker ve cihad bilinçli... 16.11.2016Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser 04.11.2016Dost bî-pervâ, felek bî-rahm ü, devran bî-sükûn 27.10.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.