YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Referansım Allah'dır
26 Şubat 2015 07:44

Bir bürokratımızın yaşanmış bu muhteşem hikayesini çok sevdiğim değerli bir ağabeyim gönderdi, ben de sizlerle paylaşmak istedim. Altına üstüne eklenecek çok şeyler geliyor insanın aklına ama kıyamıyorsunuz bu masumluğa ve saflığa.

İşte muhteşem hikayemiz

Birkaç yıl önce, bir vilayetimizde, bir bakanlığın il müdürüydüm. Bağlı bulunduğumuz genel müdürlük, başka üç ilin de il müdürüyle birlikte beni, diğer bir ilimizde personel almak üzere görevlendirdi. Biz dört arkadaş birleşerek sözünü ettiğim ile gittik. Önceden bizim için ayrılan misafirhaneye yerleştik, şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Zaten ben ve arkadaşlarım bu ile ilk defa geliyorduk. Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.

Arkadaşlar olarak hepimizin kanaati aynıydı, hak edeni kazandırmak.

Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve herkes, maalesef bir referansla, bizi rahatsız edecekti. Bunun için çok dikkatli olmalıydık.

Şehre  ikindi vakti vardık. Kimseye görünmeden şehrin biraz dışındaki kenar bir mahallede, tarihi bir camiye gittik. İkindi namazı kılınmış, caminin avlusu boştu. Osmanlı'dan kalma, mimarisi insanda manevi duygular uyandıran şirin bir caminin avlusundayız. Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyor çevreye. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu. Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim.

Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz yirmi beş yaşlarında bir gençle göz göze geldim. Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle;

"Ben buraları bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, namaz kılana hizmet etmek, Allah'ın rızasını kazandırır. Allah kabul etsin!" dedi.

Gencin tebessümü, davranışı, kibarlığı, her şeyden önce içten davranışı hepimizi çok etkiledi. Sordum:

"Sen kimsin?, Adın nedir?"

"Adım Bilal, bu mahallede oturuyorum."

Bir an abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.

"Ne iş yapıyorsun Bilal?"

Biraz durakladı; ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevaplandırdı:

"Şimdi işim yok; ama inşallah yakında işe gireceğim"

O kadar inanarak söylüyordu ki bunu,

"Nasıl olacak o, Bilal?" dedim.

Müthiş mütevekkil ve huzurlu bir yüzle:

"Üç gün sonra" dedi, " … Müdürlüğü’nde sınavla personel alınacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inşallah!" demez mi?

Ben bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. İşe alacak olan bizdik. Arkadaşlarım da artık, Bilal ile aramızda geçen konuşmalara dikkat kesilmişlerdi.

"Peki, Bilal" dedim, "Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor! Senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?"

Bilal o mütevekkil ve mütebessim halini kuşanarak (ki bu halini hiç unutamıyorum), hepimizin üzerinde bomba tesiri bırakacak sözü söyleyiverdi:

"Bir yetimin referansı kim olur? Benim referansım Allah Celle Celaluhu'dur. Ne güzel vekildir O. Dün gece O'na teheccüd namazından sonra dilekçemi sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?"

Ya Rabbi! Ne işe tutulmuştuk? Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Gözlerimin buğulandığını ona göstermemeliydim. Musluktan avucuma su alıp yüzüme serptim.

"Bilal, baban yok mu?"

"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anneciğim büyüttü beni".

Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu o kadar meydanda idi ki kalbi adeta yüzüne vurmuştu.

"Askerliğini yaptın mı Bilal?"

"Yaptım ya, hem de çavuş olarak".

Artık Bilal'ı daha yakından tanımalıydım; çünkü o tanınmayı çoktan hak etmişti.

"Evli misin Bilal?"

Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hali üzerindeydi. Utanarak sözünü sürdürdü; "He ya, evli değil de sözlüyüm. İnşallah, işe girer girmez düğünümü yapacağım".

Yine o kadar kesin konuşuyordu ki!

"Ama Bilal, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin!"

Sustu. Başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikti hemen cevap vermedi, daldı. Yüzünün rengi bir beyazlaşıyor, bir sararıyordu. Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:

"Ben Rabbimi çok seviyorum, inanıyorum ki o da beni seviyor. Seven seveni korumaz, ona yardım etmez mi? Seven seveni hiç yüz üstü bıraktığı görülmüş müdür?”

Ona söyleyecek laf bulamıyordum. Bilal öylesine bir kalp taşıyordu ki, Allah bizi kocaman kocaman müdürleri, Bilal kuluna hizmet ettirmek için ayağına göndermişti.

Kim müdürdü, kim işçi olacaktı? Bilal dilekçesini en büyük makama sununca melekler harekete geçtiler; daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte Bilal kulun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emir büyük makamdandı. Allah'a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devam ettim, içim titreyerek:

"Bilal, sözlünü nasıl buldun? Bu zamanda hem yetim, hem işsize kim kız verir ki?"

Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;

"Zor nişanlandım ya, Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, ‘sözde Müslüman’ değil, hakiki mümin. ‘Bu zamanda namazında niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah'tır’ dedi ve kızını bana verdi. Rabbim rızkımızı verir inşallah."

“Bilal, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hale getiren bir sır olsa gerek.”

“ Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anneciğim bana hiç haram lokma yedirmediğini söyler.”

Bilal lise mezunuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi. Şimdi mülakata girecekti.

Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenara koyarak Bilal'ın referansını en öne aldık!

Mülakat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu. Mülakat günü geldi çattı. Tüm arkadaşlar merak ediyorduk, bizi karşısında görünce acaba nasıl tepki verecekti?

Adı okundu, içeri girdi. Heyecandan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyafetlerimiz de değişmişti. Biz susmuştuk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize baktı.

Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü, sessizliği bozdum;

"Bilal, bizi tanımadın mı?"

"Evet".

"Peki, ne diyeceksin şimdi?"

Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu. Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk. Sabah makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. Oda öylesine bir havaya bürünmüştü ki bazı manevi şeylere elle dokunmak mümkündü, adeta. Bilal ellerini Rabbine kaldırdı ve:

"Ey Rabbim! Ben halimi sana sunmuştum, içimi sana açmıştım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi istedim. Beni yalnız Sana muhtaç eyle Allah'ım” dedi.

Bir an bir sessizlik oldu. Arkasından hüzün dolu bir sesle;

"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi.

"Peki, Bilal" dedik, "Güle güle git. Allah işini, aşını, eşini mübarek kılsın!"

Allah'tan isteyenler muratlarına erdiler de, O’ndan başkasından isteyenler helak oldular. Allah dilerse bütün dünyayı Bilal'lere hizmetçi yapar (Bizi yapmadı mı?)

Fakat Bilal yüreğine ve saflığına ulaşmak gerek.

Allah (cc) tüm gönül dostlarımıza böylesi gönül saflığı versin!

Ey günde beş vakit ibadet ederken bile bu millete ve değerlerine beddua edenler, Allah dan istemek yerine İsrail den ABD den isteyenler, kendilerinden başka herkesi münafık ilan edenler, Rabbimin izniyle topunuza bir BİLAL yeter.

      RUYALARDAKİ PİR-İ FANİNİN GÜNDEME DAİR UYARILARI

                     ••• Şah Fırat operasyonunun amacı•••

Genel Seçim öncesi Süleyman şah türbesine MOSSAD-CIA – EL MUHARABAT ortak bir operasyon düzenleyip orada bulunan 42 Türk askerini hunharca katledeceklerdi.

Bunu da IŞID in üzerine atmak suretiyle Türkiye'yi, Hükümet'i, TSK ve MIT i zorda bırakacak böylece seçim öncesi Türkiye'yi Suriye'de IŞID a karşı bir operasyona zorlayacaklardı.

Türkiye Esed' e, Nusayriler’e savaş ilan etti diyerek de içerideki Alevi vatandaşları bilhassa Hatay, Adana, Mersinde yaşayanları kışkırtmak suretiyle  ülkemizi kaos ortamına sürükleyeceklerdi.

Türbe ve emanetler Türkiye'ye getirilerek güvene alınmış oldu. Ayrıca Suriye'deki ortam düzene girdiğinde inşaa edilmek üzere, daha Mühim ve Güvenli bir bölgede kontrol altına alınarak Türk bayrağı yeniden dikildi.

Türk devletinin Suriye içerisinde yaşanan güçler savaşı'nda daha rahat hareket etmesine imkan sağlanmış oldu..

Bu operasyonun diğer etkilerini de zamanla göreceğiz İnşaallah.

 

DEVLET TÜM KURUM VE KURULUŞLARIYLA DİMDİK AYAKDA

                                                                                                 UMRAN HAN

SAKIN HA HİÇ KİMSE DALALETE KAPILMASIN

ASLININ NESLİNİ UNUTMASIN

BİLALLER DURMAK YOK DİYOR

MİLLET VE ÜMMET İÇİN ÇALIŞIYOR

                                                                                                    HAMMADUN

Yazarın Önceki Yazıları
Profesyonel Propagandistlere Karşı Aklımızı Kullanalım... 16.01.2017Her şeyi çok bilen klavyetörler 06.01.2017Osmanlı ruhu Yeni Türkiye ile beden buluyor 02.01.2017Din-ü Devlet Mülk-ü Millet. Devlet-i Ebed Müddet 23.12.2016Yeni Türkiye yarına bırakır amma yanınıza bırakmaz 15.12.2016Düş mü, rüya mı? Ya da kimin için düş, kimin için rüya? 02.12.2016Emri bi'l ma'ruf, nehyi an'il münker ve cihad bilinçli... 16.11.2016Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser 04.11.2016Dost bî-pervâ, felek bî-rahm ü, devran bî-sükûn 27.10.201615 Temmuzda İlk üç günün samimiyeti ve havası bir başkaydı 07.10.2016İşler siyasette başka, sahada başka yürüyor; ABD batıyor 23.09.2016Şimdi her şey yeni başlıyor saflar netleşiyor 25.08.2016Müslüman olmanıza gerek yok. Sonuçta hepimiz cennete gireceğiz 16.08.2016La galibe İllallah 05.08.2016Demokrasi görünümlü azınlık diktatörlüğü 22.06.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
 // Emir sırlıbaş
Selamaleykum çok etkilendim allah razî olsun...
30 Ekim 2016 21:53
11:44
 // 67
Bilal olabilmek iste bu topraklardan hep parelel ceteler cikmiyor ne vatan evlatlarida cikabiliyor kahraman ordumuz gibi allahim sayilarini artir selam ve dua ile...
27 Şubat 2015 11:44
Rabbim neylerse güzel eyler
 // kadir cenkış
Rabbim bizlere böyle evlatlar nasip etsin referansimiz ALlah celle celalu olanlardan oluruz insallah...
26 Şubat 2015 08:20