YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Taliban ve İran.. Mansur’un öldürülmesi ve Afganistan’ın geleceği...
27 Mayıs 2016 15:05

Kamuoyumuz Türkiye’deki çok önemli gelişmelere kilitlenmişken geçtiğimiz günlerde bölgemizde iki önemli hadise yaşandı. Bu gelişmeler, Afganistan Taliban Hareketi lideri Molla Ahtar Mansur’un ve Hizbul...  örgütünün ikinci adamı ve askeri kanat sorumlusu Mustafa Bedreddin’in öldürülmesidir. Bedreddin’in Şam’da askeri üste öldürülmesi ve örgüt lideri Nasrallah’ın tutumu hakkındaki değerlendirmemiz bilahare okuyucularımızla paylaşılacaktır.

İran’dan dönen Taliban lideri,  21 Mayıs’ta Pakistan’ın Belucistan Eyaletindeki Ahmedval’da ABD insansız hava aracı tarafından arabasına düzenlenen roket saldırısıyla ortadan kaldırılmıştır.
Saldırı sonrasında ABD’li yetkiler tarafından yapılan açıklamalarda bu hadisenin aşırı unsurlara açık bir mesaj olduğu, adıgeçenin ABD ve Batılı askeri unsurlara karşı yapılan saldırların sorumlusu olduğu ve Afganistan’la yapılan barış görüşmelerine Mansur’un engel teşkil ettiği belirtilmiştir.

Üzerinde dikkatle durulması gereken esas nokta, kendisini dünyaya “ Tekfircilere, el-Kaide, Taliban ve DEAŞ gibi aşırı unsurlara karşı olduğunu” ve bunlarla savaştığını ilan eden İran’ın Taliban lideriyle bağlantısıdır. İran’ın hiç bir zaman bu unsurlarla ciddi bir mücadele içinde olmadığı, bilakis bu unsurları kullanarak kendi hükümranlık sahasını genişletip, Batı desteğini de yanına çekerek Sünnileri Şiileştirmeğe çalıştığı bir hakikattir.

Nitekim daha önce el-Kaide kurucusu Bin Ladin’in İranla ilişkileri hakkında bir yazı bu sutunda yayınlanmıştır.

http://www.kanalahaber.com/yazar/mehmet-seckin/iran-el-kaide-iliskileri-ve-bin-ladinden-turkiyeye-tehditler-27756/

Mansur’un öldürülmesi ise İran’ın Taliban’ı nasıl kullandığı ve zamanı geldiğinde bu örgüt için ABD ile her türlü işbirliğinde bulunmaktan çekinmeyeceğini izhar eden mühim bir vakıadır.

Afganistan 1979’daki Rus işgalinden itibaren devamlı savaş halinde olup, uluslarararası güçlerin kozları paylaştığı bir arenaya dönmüştür. Bu meşum işgalden beri milyonlarca insan katledilmiş, yaralanmış, sakat kalmış ve mülteci durumuna düşmüştür. Ülkedeki iç savaş ve olumsuz koşullardan ötürü halen insanlar ülkelerini terk etmektedirler. 

Bazı yorumlara göre, Rus işgalinden sonra Mücahitlerin eline geçen askeri mühimmat ve gücü (binlerce tank, yüzlerce uçak vs.) eritmek için belli çevrelerce kurdurulan Taliban Hareketi Kandahar’da 1994’de faaliyete başlamasının ardından 1996’da Kabil’i ele geçirip ülke hakimiyetini elde etmiştir. Nitekim şu anda Afganistan’ın askeri gücü çok zayıf olup, eski işgalci Rusya’dan siah ve mühimmat ister hale gelmiştir.

Taliban Devletini Pakistan, S.Arabistan ve B.A.E. resmen tanımıştır. Taliban Hareketi sığ ve dar yorumuyla dini gündelik hayatta uygulamaya çalışmış, lakin insan fıtratına ters gelen ve aslında dinimizce de tasvip edilmeyen zorlama usulü mehaz kabul ettiğinden, son derece dindar olan Afgan halkından dahi gerekli destek ve kabulu almamıştır.

Örneğin bu dönemde erkeklere sakal, kadınlara burka zorunlu hale getirilmiştir. Taliban “Emir”i Molla Ömer, DEAŞ’ı daha köktenci ve aşırı bulup eleştirmiş, kendisini halife ilan eden el-Bağdadî’yi “sahte halife” diye adlandırmaktan çekinmemiştir. 

11 Eylül hadisesi akabinde el-Kaide lideri Usame Bin Ladin’in kendisine verilmemesi bahanesiyle ABD, uluslararası güç yedeğinde Ekim 2001’de Afganistan’a müdahale edip Taliban’ı yönetimden uzaklaştırınca, bu hareket mensupları en büyük hamilerinden biri olan Pakistan’a çekilmiştir.

Taliban Hareketi, görünmekten hiç hoşlanmayan liderleri Molla Ömer ve bulunduğu şehirden müsemma Kueyta Şurası aracılığıyla (23 -46 kişi arasında tahmin edilen Şura, Molla Ömer tarafından 2002’de kurulmuştur) şartlar muvacehesinde bu ülkeden faaliyetlerini idame etmiştir.

Afganistan Hükümet Sözcüsünün 2015 Temmuz’unda Molla Ömer’in 2013’te öldüğünün ilan edilmesiyle bu hareketi fialiyatta yöneten Molla Ehter Mansur yeni “Emir” olarak seçilmiştir. Bu seçime İran’ın destek verdiği Molla Resul gibi bazı komutanlar karşı çıkmıştır.

Molla Mansur, liderliğini pekiştirmek ve bu coğrafyada da ortaya çıkan DEAŞ’a alan kaptırmamak amacıyla Afganistan’daki faaliyetlere ivme kazandırınca, daha önce pek görünmediği ülkenin kuzeyinde de (burası umumiyetle Özbek, Türkmen, Karluk ve Kırgız Türk kavimlerinden müteşekkil) alan hakimiyetini kazanmış, kısa süreliğine de olsa Kunduz kentini ele geçirmiştir. Molla Mansur riyasetindeki Taliban hareketi, 2001’deki gücüne neredeyse ulaşarak, şehir merkezleri dışındaki kırsal alan hakimiyetini tamamiyle ele geçirmiştir. 

Yapılan değişik değerlendirmelerde Mansur’un öldürülmesinde Pakistan İstihbarat servisi ISI’nın da zımni desteğinin bulunduğunu belirtmekte fayda vardır. Önceki lidere göre daha faal, cevval ve hareket halinde bulunan (zira bölge ülkelerini ziyaret etmiş) Mansur’un “bağımsız hareket etme isteğinin” böyle bir sonuç vermiş olabileceği de bir ihtimaldir.

Bu coğrafyadaki silahlı unsurlar, istihbarat örgütlerinin muradları dışında bir şey yapamayacaklarını bazen unutuyorlar. 

Molla Mansur öldürüldüğünde başka bir isimle adına tanzim edilen Pakistan pasaportunda BAE, Bahreyn ve İran vizelerinin bulunması dikkat çekicidir. İran Taliban içerisinde bölünmeleri teşvik ederken diğer taraftan Molla Mansur’a da yatırım yapmaktan geri adım atmamış ve adıgeçenin ailesini ülkesinde barındırmıştır. 

Keza Afganistan eski İstihbarat Başkanı Tacik asıllı Emrullah Salih, kişisel Facebook sayfasında İran’ın bu suikastın gerçekleşmesinde parmağı ve desteğinin açık olduğunu yazmıştır.

ABD’li ve bazı Afgan yetkililerin bu sikastın ardından yaptığı açıklamalarda “barış ve istikrara karşı çıkacak olan Taliban liderlerinin aynı akibetle karşılaşacağı” uyarısının yapılması, bu ülkedeki savaş ve buhran ortamının daha da ağırlaşacağının emarelerini vermektedir.

ABD ve Batılı güçler “barış ve istikrar” söylemiyle Irak’ı işgal etmeden önce, coğrafyamızda Şii – Sünni çatışması var mıydı? Bu güçlerin ihtilafları körükleyerek coğrafyamızın her türlü maden ve kaynaklarını özgürce talan edip beşeri varlığımızın tükenmesinden keyif aldıkları saklanamayan bir hakikattir. Bu buhran ortamında rahatça Irak ve Libya petrolleri talan edilmekte, başta uranyum ve altın olmak üzere Libya ve Afganistan’daki madenler çalınmaktadır.

Bilinçli olarak çıkartılan buhran ortamları aslında insanlığın geleceği için bir felakettir. Mesela ABD’nin Afganistan’ı işgalinden önce bu ülkedeki afyon ve uyuşturucu madde ekimi şu andaki seviyede değildi. Günümüzde dünya üretiminin büyük kısmı buradan elde edilmektedir.

Aslında buna benzer yöntemler daha önce de uygulanmıştır. İngilizler Hindistan’ı XVIII’nci asırda işgal edince, daha önce kendi kendine yetebilen bu ülkedeki tarımsal siyasette sınırlandırmalar yapmış, pirinci yasaklatıp afyon ektirerek elde edilen uyuşturucuyu Çin’e gönderip halkı uyuşturucu müptelası haline getirmiştir.

Buna itiraz eden Çin ve Hindistan halkına her türlü cezayı vermekten imtina etmemiş ve meşhur Afyon savaşlarını yapmıştır. Hindistan halkı açlığa ve safelete mahkum edilirken, Çin halkı da uyuşturucu bağımlısı olmuş, insanlığın üretme yeteneği ellerinden alınıp kendilerine bağımlı hale geririlmiştir. Bu siyasetten ötürü halen Hindistan halkının büyük kısmı sefaletten ve yoksuluktan kurtulamamıştır.     

Uslarararası bir konsorsiyumla desteklendiği apaşikar olan DEAŞ’ın Afganistan’da faaliyetlerini arttırması, İran’ın bu ülkedeki Şii unsurları Suriye’ye götürüp Esed rejimi yanında savaştırması, burada edinilen savaş eğitimlerinin önümüzdeki dönemde Afganistan’da sergilenmesine hazırlık yapılması emarelerinin ortaya çıkması, Asyanın kalbini teşkil eden bu coğrafyada ülkemiz için de tehlike sinyalleri vermektedir.

İmamı Azam’ın vatanı sayılan bu coğrafya, İran’ın kaşımasıyla önümüzdeki süreçte Şii-Sünni çatışmalarına ABD ve Batılı güçlerin desteğiyle çekilmek isteniyor. 

Acem siyaseti böyle bir şey olsa gerek. Bir yandan Şiilerin aşırı Sünniler tarafından baskı altında tutulduğunu söyleyip, başta ABD olmak üzere Batı ve Rusya’dan destek alacaksın, diğer taraftan el-Kaide, Taliban ve DEAŞ gibi bu aşırı Sünni unsurlara her türlü yardımı yapacaksın... Akan Müslüman kanı, her türlü tarihi, manevi ve maddi kaynakları talan edilen Müslüman coğrafyası kimin umurunda... Yeterki Asya’dan Afrika’ya kadar Pers İmparatorluğu yeniden inşa edilsin.  

Yazarın Önceki Yazıları
Bilişim Çağının Yeni Evresi: Kuantum İnterneti 2030’da... 02.10.2017Savaşa Çekilmek İstenen Türkiye ve Şeytanlaştırılan Barzani 22.09.2017Türkiye’nin PKK/PYD, ABD, İran ve Irak’la Mücadelesi 26.04.2017DEAŞ-PKK-FETÖ ve İsrail Medya Okuması 05.01.2017İran: Açılan Şehitlik Kapısı ve Düşmana Vatanında Saldırmak 17.12.2016Halep’in Düşmesi ve Çeçen Kuvvetleri Suriye’de 14.12.2016Kerbela Bir Kıyam Değil Can Güvenliği Hadisesidir 08.12.2016Kerbela Hadisesi, Şiiliğin dönüşümü ve günümüze yansımaları 15.10.2016Perez: Filistinliler onu hep tartıştı... 10.10.2016İsrail Ordusunun Strateji Belgesi 09.09.2016FETÖ’cü 15 Temmuz Darbe Kalkışması ve dünya basını... 20.07.2016Suriyelilere vatandaşlık... 14.07.2016Avrupa’da Sağın Yükselişi ve İslam Düşmanlığı 23.06.2016Humeyni – ABD İlişkileri..Mergber Amerika mı? Beri Gel Amerika mı? 11.06.2016Ramazan Ayı ve Namazın Hatırlattıkları 06.06.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.