YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Suriyelilere vatandaşlık...
14 Temmuz 2016 13:03

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemizde beş yıldır misafir olan Suriyeli kardeşlerimize talepte bulunmaları halinde vatandaşlık verilebileceğini açıklaması son yıllarda başta Batı olmak üzere dünyada gittikçe güçlenen aşırı sağ ve ulusalcı faşist eğilimleri Türkiye’de de günyüzüne çıkardı. Burada dikkati çeken önemli nokta Türk Milliyetçisi MHP’nin, ideolojik Kürtçü DHP ve sosyal demokrat iddiasındaki ulusalcı ve dar kapsamlı ideolojik CHP’nin Suriyelilere karşı söz ve eylem birliğinde buluşmuş olmalardır. Dini ve bir hizmet hareketi olduğunu ileri süren Fetö’cü kesim ise daha ilginç. Vatandaşlık verilmesine muarız cepheye yakıt yetiştiren bu kesim, herhalde Suriyelileri kendi dininden veya hizmete layık insan zümresinden addetmiyor. Aslında tek başına bu itiraz bile,terörist  Fetö’cülerin ne kadar gayr-i milli ve  dış güçlere göbek bağıyla bağlı olduklarını ortaya koymaktadır.

Erdoğan’ın siyaseti muhalif kesimlerin bütününü aynı çizgide buluşturma olanağını bir kez daha göstermiş oldu. Bu siyasi bir ustalık olduğu gibi, muhaliflerin öngörüsüzlüğünün de işaretidir.

Üzerinde yaşadığımız Türkiye toprakları tarih boyunca umutsuzlara, mazlumlara, mağdurlara ve kendi topraklarında hayat hakkı bulamayan envai çeşit din ve ırk mensuplarına yuva olmuş, Anadolu yüzyıllardır bir ana duyarlılığıyla şefkat kollarını hep açmıştır... ve açacaktır.

Bu topraklar ve insanımız Hindistan’dan Polonya’ya, Çin’den İspanya’ya, Rusya’dan İran’a, Afganistan’dan Arnavutlu’ğa, Bosna’dan Afrika’ya kadar bütün alt grupları ve mezhepleriyle beraber Hıristiyan, Yahudi, Bahai ve Müslüman toplulukları sinesine ve bağrına alabilme feraset ve faziletini gösterebilmiştir. Göç ve iltica hareketleri gerçekleşirken devletimiz bazen günümüzdeki kadar güçlü ve halkımız da zengin değildi. Mesela XIX ve XX’nci asırlarda neredyse nüfusumuzun yarısına tekabül edecek boyuttaki devasa kitlesel göç hareketlerinde bile insanımız ekmeğini bölüşmüş ve mazlumlara barınak olmuştur.

Küçüklüğümde çevremde “muhacir” tanımını duymuştum. Bu sıfatın Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve mübarek sahabelerden ilhamla göç etmek zorunda kalanlara verildiğini büyüdüğümde anlamış ve insanımızın ferasetine olan hayranlığım artmıştı.

Şu noktayı açıkça belirtmek ve vurgulamak gerekir ki, dünyada ülkemiz ve coğrafyamız kadar bütün mazlumlara kollarını açan, bu insanları sorunsuz biçimde suhuletle bünyesine katıp, çatısını paylaşabilen başka bir ülke mevcut değildir. Bilakis dışarıdan gelen bu insanlar ve değerlerle güçlenmiş, yüce Mevlanın koruma ve yardımına mazhar olarak büyük felaketleri olabildiğince az zarar ve sorunla geçiştirebilmiştir. Bu insanlar hiç bir zaman dışlanmamış, bilakis vatanımızdaki en güzel mekanlar onlara tahsis edilmiştir. Arnavutköy, Polonezköy, Trakya ve Marmara Bölgesi, Adana, Tarsus vs...Bugün Pakistan’da kuruluş sırasında buraya Hindistan’dan göç edenlerle Sinde ve Pencağp yerlileri arasında sıkıntılar mevcut. İran’a göç eden Afganlılar horlanmakta, on yıllardır burada yaşayan ve toplumla bütünleşmelerine imkan verilmeyen bu insanlar uyuşturucu bağımlısı haline getirilmekle yetinilmemekte, Suriye rejiminin saflarında çarpıştırılarak can kaybına uğramalarına neden olunmakatdır. Bu ayrımılık öyle bir raddeye gelmiştir ki devrimin ilk başlarında Cumhurbaşkanlığına aday olan Ayetullah Taleqani Afgan asıllı nolması hasebiyle adaylığı reddedilmiştir. İran’ın Müslüman kardeşliği bu kadar. Avrupa ve ABD’deki Müslüman ve mülteci düşmanlığından bahsetmeye gerek yok.

Bugün dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardımı yapan ülkemiz, tek başına milyonlarca Suriyeli, Iraklı, Afganlı ve Afrikalıyı yıllardır ağırlarken, Avrupa ülkeleri on bin civarındaki göçmeni reddederek kurdukları birliğin ne kadar işlevsiz ve bencil olduğunu izhar ettiler. Dünyadaki beyin göçünü yıllardır çeken ABD bile, yükselen faşizmin değirmenine su taşıyarak Müslümanları ülkesine almama tehdidini başkan adayı Trump’un ağzından ifade etti.

Başbakan Binali Yıldırım’ın Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına yönelik eleştirilerde kullanılan dili milletimize ve tarihimize yakıştıramadığı açıklaması son derece yerindedir. Bu dilin ve hareketin, Almanya’da vatandaşlarımızı yakan zihniyetle, Avrupanın her ülkesinde gittikçe güçlenen aşırı sağ partilerin “Müslümanlar / Türkler / Yabancılar Evlerinize dönün” söylemi ile benzeşme yok mu? Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Demirtaş ve Fetö’nün Donald Trump’tan ne farkı var?

Dünya göçleri engellemek ve çözmek istiyorsa buna yol açan hadiseleri ortadan kaldırmak ve kaos politikasından vazgeçmek zorundadır. Aslında Türkiye’nin yaptığı, göç sorununun Suriye cephesine bir katkıdır.

Yazarın Önceki Yazıları
Bilişim Çağının Yeni Evresi: Kuantum İnterneti 2030’da... 02.10.2017Savaşa Çekilmek İstenen Türkiye ve Şeytanlaştırılan Barzani 22.09.2017Türkiye’nin PKK/PYD, ABD, İran ve Irak’la Mücadelesi 26.04.2017DEAŞ-PKK-FETÖ ve İsrail Medya Okuması 05.01.2017İran: Açılan Şehitlik Kapısı ve Düşmana Vatanında Saldırmak 17.12.2016Halep’in Düşmesi ve Çeçen Kuvvetleri Suriye’de 14.12.2016Kerbela Bir Kıyam Değil Can Güvenliği Hadisesidir 08.12.2016Kerbela Hadisesi, Şiiliğin dönüşümü ve günümüze yansımaları 15.10.2016Perez: Filistinliler onu hep tartıştı... 10.10.2016İsrail Ordusunun Strateji Belgesi 09.09.2016FETÖ’cü 15 Temmuz Darbe Kalkışması ve dünya basını... 20.07.2016Avrupa’da Sağın Yükselişi ve İslam Düşmanlığı 23.06.2016Humeyni – ABD İlişkileri..Mergber Amerika mı? Beri Gel Amerika mı? 11.06.2016Ramazan Ayı ve Namazın Hatırlattıkları 06.06.2016Taliban ve İran.. Mansur’un öldürülmesi ve Afganistan’ın geleceği... 27.05.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.