27 Temmuz 2017 Perşembe
  • Altın143,552
  • BIST108.392
  • Dolar3,5328
  • Euro4,1224
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6289
  • İstanbul22 °C
  • Ankara30 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya31 °C
  • Adana30 °C
  • Antalya28 °C
  • Diyarbakır34 °C
  • Bursa25 °C
  • Kayseri30 °C
  • Kocaeli24 °C
  • Şanlıurfa38 °C
  • Gaziantep32 °C
  • İçel31 °C
"MÜBAREK BELDELERİMİZİ KORUMAK İMAN MESELESİDİR"
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Sünni - Şii ihtilafında İngilizlerin parmağı
14 Ocak 2016 14:26

Şii-Sünni gerginliğini kışkırtmak maksadıyla İngilizlerin Tahran’da sergilediği oyuna ilişkin Ayetullah Muntazari’nin  hatıratında geçen bölüm, konunun hassasiyetine binaen aynen tercüme edilip aşağıda sunulmuştur:

Osmanlı Sefaretinde Yanında Mersiye / Sinezen (Rovza Hanî) Okuma

Doğruluğu gerçek olan bir başka  hadiseyi de çok işitmiştim.  Hadise şu idi: Güçlü, muktedir ve önemli bir devlet olan Osmanlı döneminde, İngilizler bu devleti yıkmak istiyorlardı. Sonunda I. Dünya Savaşı'nda bunu gerçekleştirdi.

Tahran’daki Osmanlı Sefareti (Türkiye Büyükelçiliği) yanında, Büyükelçilik mensuplarının her gün sabah namazlarında gittiği bir Sünni camisi vardı. Bir hoca her gün sabahleyin bu camide  Hz. Zehra (A.S) için mersiye okurdu. Mersiyede İkinci Halifenin kapıyı Hz. Zehra’nın sırtına çarptığı vs... hikaye edilirdi (ağıt yakılırdı). Bir gün adamın biri, “bu molla her gün burada mersiye /ağıt yakıyor, bunun sebebi olmalı” diye düşünür ve gelip o mollaya “Ey hocam, her gün sabahleyin aynı ağıtı yakıyorsun.  Bildiğin başka mersiye yok mu?” der. Molla neden dedi? Adam da niçin her gün aynı mersiyeyi okuyorsun diye sual eder. Molla, bir hayırseverin  bu mersiyeyi, camide okuması için kendisine beş riyal verdiğini ve kendisinin de bunu okuduğunu belirtti. Ona “peki bu hayırseveri benimle tanıştırır mısın?” dediğinde molla  talebi kabul etti. Bu kişinin aynı caddede bir dükkanı vardı. Söz konusu şahıs dükkan sahibinin yanına gider ve ona “sen nasıl oluyor da bu camide her gün Hz. Zehra (A.S.) için mersiye okutuyorsun?” diye sorar. O kişi de, başka birisinin bu camide her gün Hz. Zehra adına sinezen / mersiye yapılması için günde iki Tümen verdiğini, bu paradan 15 Riyalı kendisinin aldığını, beş Riyali de mersiyeciye verdiğini açıklar. Bu zat, mersiyenin baniliğini üstlenen kişiyi takip eder. Bu  kişinin her gün Osmanlı Sefaretinin dibindeki camide Hz. Zehra (A.S.) için mersiyenin sabahları okunması ve böylece Şii – Sünni gerginliğinin / ihtilafının günbegün kızışması maksadıyla İngiliz Sefaretinden 25 Tümen para aldığını tespit eder.

Bu nedenle dikkat etmemiz ve uyanık olmamız gerekir ki Amerika ve İngiltere sömürgeciliği henüz ölmemiştir.  Bunlar her gün değişik bir usul ve tarzda başımıza yeni külahlar geçirmenin peşindedirler. Beyler yazılarınıza ve sözlerinize dikkat etmelisiniz. Birisi gelip size bir laf söyledi mi, hemen o söze  göre hareket edilmemelidir. Söylenenler, yazılanlar, veyahut yazmak istenilen şeyler, öyle bir tarz ve üslup ile yazılmalı ve ifade edilmeli ki hiç kimseye dokunmasın ve darbe vurmasın.. Veyahut suistimale açık olmasın. "

Öngörülü davranıp gerekli uyarıyı yapan Ayetullah Muntazari, kendi ülkesinde de kurucularından  olduğu rejim ve liderleriyle fikir ayrılığına girip, ömrünün son yıllarında ev hapsine tabi tutulmaktan kurtulamaz.

Şia fıkhında yeni bir yorum ve usul olan Velayet-i Fakih düşüncesini anayasaya koyanlardan olan Muntazari, Humeyni’nin yardımcılığına getirilmiş,   bilahare Humeyni tarafından gerçekleştirilen siyasi idamlara ve İran-Irak Savaşında Amerikalılarla gizili görüşmelere karşı çıktığından bu görevinden alınmış, medresesi ve takipçileri saldırılara maruz kalmış, Velayet-i Fakih için dört ciltlik Arapça eser yazmış olan adı geçen sön dönemlerinde bu düşüncenin şirk mesabesinde olduğu fetvasını vermiştir.

Şia ve Vehhabilik (maalesef bu hareket bütün Sünnilere teşmiş edilmek isteniyor) içerisindeki aşırı unsurların bilinçsiz ve sorumsuz davranışları nedeniyle Ümmet ve İslam medeniyeti büyük bir tehlike ile karşı karşıya gelmiştir. Son yıllarda Müslüman coğrafyasındaki hadiseler ve ahiren İran – Suudi Arabistan gerginliği bunun müşahhas kanıtıdır.

Batı basınında yer alan değerlendirmelerde, Avrupa kıtasında 1618-1648 yılları arasında yaşanan mezhep savaşları benzeri çatışmaların Müslümanlar arasında doğacağı kehaneti şehvetle anlatılmaktadır.

Siyonist dünya basını ve İsrail medyasında çıkan yorum ve yazılarda ise, İsrail’in ve “Yahudilerin tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar rahat, özgür ve güvende” olduğundan bahsedilerek, artık kaygılanılmaması gerektiği belirtilmektedir. İslam coğrafyasında özgürce yaşayıp, iş hayatında ve devlet yönetiminde yer almalarına olanak sağlayan ortamı, siyonist ideolojik yaklaşımla bir çırpıda inkar edilmesi  ne acıdır. Osmanlı ve Endülüs iklimi unutulduğu gibi, Balkanların Kudüs’ü denilen Saraybosna örneği de hatırlanmıyor.

Mezhep tassubu, kıyım ve felaketten  kurtulmanın şu andaki yegane yolu Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın işaret ettiği gibi “Ne Sünniyim, ne Şiiyim, önce Müslümanım” şiarının benimsenmesinden geçiyor.    

     

Yazarın Önceki Yazıları
Türkiye’nin PKK/PYD, ABD, İran ve Irak’la Mücadelesi 26.04.2017DEAŞ-PKK-FETÖ ve İsrail Medya Okuması 05.01.2017İran: Açılan Şehitlik Kapısı ve Düşmana Vatanında Saldırmak 17.12.2016Halep’in Düşmesi ve Çeçen Kuvvetleri Suriye’de 14.12.2016Kerbela Bir Kıyam Değil Can Güvenliği Hadisesidir 08.12.2016Kerbela Hadisesi, Şiiliğin dönüşümü ve günümüze yansımaları 15.10.2016Perez: Filistinliler onu hep tartıştı... 10.10.2016İsrail Ordusunun Strateji Belgesi 09.09.2016FETÖ’cü 15 Temmuz Darbe Kalkışması ve dünya basını... 20.07.2016Suriyelilere vatandaşlık... 14.07.2016Avrupa’da Sağın Yükselişi ve İslam Düşmanlığı 23.06.2016Humeyni – ABD İlişkileri..Mergber Amerika mı? Beri Gel Amerika mı? 11.06.2016Ramazan Ayı ve Namazın Hatırlattıkları 06.06.2016Taliban ve İran.. Mansur’un öldürülmesi ve Afganistan’ın geleceği... 27.05.2016Erdoğan, Davutoğlu ve İmam Maverdî 07.05.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.