YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İsrail DEAŞ’ı Batı Şeria’da Güçleniyor
16 Şubat 2016 15:04

Batı Şeria’da ağırlıklı olarak faaliyet gösteren, kendileri gibi düşünmeyen bütün inaç kesimleri ve gruplara karşı terörist saldırılardan kaçınmayan, modern devlet ve kurumlarını reddeden, binlerce yıl önceki dini emirlerin tahayyülüne geri dönmeyi talep eden aşırı köktenci, terörist ve şiddeti savunan “Tepe Gençliği / No’ar HaGva’ot / Hilltop Youth” Yahudi hareketinin DEAŞ’la farkı nedir acaba?

Hasidik görünümlü bu harekete mensup olmanın şartı, öncelikle İsrail’in bütün  kurumlarıyla bağları kopartmak, Batı Şeria’nın ıssız tepelerine ilk önce karavanlar içinde kadınlı-erkekli gidip yerleşmek, gerektiğinde TIR veya mağaralarda bile yaşamak biçiminde özetlenmektedir. İsrail devletinin hiç bir kurumuyla bağının olmadığını belirten şiddet yanlısı bu hareket, kendilerini İsrail Toprağına bağlı addetmektedir. Bu nedenle İsrail’deki bazı kesimler bunlara “Yahudi DEAŞ’ı” sıfatını takmıştır. Bağdadi’nin takipçileriyle Tepe Gençliği arasında güçlü benzerlik ve benzeşmeler mevcuttur. Aralarındaki yegane fark, Tepe Gençliğinin DEAŞ gibi geniş katılımlı bir hareket olmaması ve Yahudiliğin kılıçla yayılacağına inanmamalarıdır. 

Tepe Gençliği adı, aslında evli 20’li yaşların ortasındaki insanların kendilerine koyduğu bir isimdir. Bu kelimenin kökeni, Netanyahu’nun Filistin Özerk Bölgesiyle 16.1.1998’de Wye River anlaşmasını imzalamasından sonra, İsrail Savunma Bakanı ve Başbakanlarından  olan Ariel Şaron’un yerleşimcilere “tepeleri ele geçirin” çağrısından gelmektedir. Bu akım, “İsrail halkını tehdit eden herkesin  yok edilmesini, sürülmesini ve intikam almasını“ amaçlayan Kahanist ideolojiden beslenmektedir.

DEAŞ nasıl çağdaş yaklaşımları reddedip sadece Selef dönemine vurgu yaparak, “İslam dininin kılıçla hakim olduğunu” iddia ediyorsa, bu Yahudi hareketi de İsrail’in güneyinde Ölüdeniz civarında M.Ö. IX veya VIII. yüzyıl ile M.Ö.586 yılları arasında hüküm sürmüş bulunan Yahuda Krallığının otantik yaşam biçimi ve kurallarını mensuplarına vaat etmektedir. İsrail basınındaki  yorumlarda bu Yahudi hareketinin DEAŞ gibi, modern İsrail devletini tahrip etmeyi amaçladığı kaydedilmektedir. Öteyandan Arap dünyasındaki sosyal medyada dolaşan bir paylaşımda, neden İsrail’e karşı savaşmıyorsunuz sorusu DEAŞ’a sorulduğunda, “Müslüman olmalarını bekliyoruz” cevabının alındığının kaydedilmesi istihzaya yol açmaktadır.

Batı Şeriada Filistin nüfusunun kalabalık olduğu şehir, ilçe ve köylerin çevresindeki  tepeleri işgal eden bu hareket,  “hakiki ve gerçek Yahudi” yolunu takip ettiklerini, İsrail toprağında pür Yahudi varlığının ikamesi, Yahudi olmayanların buradan uzaklaştırılması ve  “Arap terörizminden öç almak” için üyelerini şiddete teşvik etmektedir. İsrail devletini şer, devlete destek veren cemaat ve grupları da “sapkın” olarak gören Tepe Gençliği, bu insanlara ve devlete Erev Rav sıfatını yapıştırıyorlar. Bu deyim Kabala terminolojisinde, görünüşü Yahudi, içi ise Yahudi olmayanlara teşmiş edilir.  

Bir kısım gözlemcinin bu tür hareketlere mensup olan gençleri, “çılgın”, “maceraperest”, “meczup” ve “kanı kaynayan” biçimnde  nitelendirmesi, öğretileriyle şiddet ve terörü teşvik eden, köktenci düşünceleri öğreten kişiler  nedeniyle bu  gençlerin böyle bir dönüşüm yaşadığı gerçeğini gizlememektedir. Bu liderlerden birisi Şabad (Chabad) hareketinin üyelerinden  Haham Yitzchak Gingsburg’tur. Tepe Gençliği mensuplarından çoğu, Yitzhar Yahudi yerleşim yerindeki  Od Yoseh Şay dini okulunun (Yeşiva) başkanı olan adıgeçenin dinsel toplantıları ve derslerine katılmaktadır. Sözkonusu şahıs İsrail’in başta Gazze olmak üzere bir kısım yerleşim birimlerinden çekilmesine “kabuk ve meyve” gibi Kabala ve Yahudi mistisizminde kullanılan ifadeleri istimal edip bu girişimlere karşı şiddetle kaşı çıkmıştır. O, Yahudi ulusunun çevresindeki “kabukların” kırılması metaforunu dile getirmiştir. Buna  göre, İsrail halkı bir kabuklu yemişe benzemektedir. Bu yemişin üç kabuğu vardır. Bu kabuklar Siyonizm, yargı kararlarının tanınmaması ve gerçek Yahudi rejimi gelinceye kadar her hükümete karşı çıkmak diye tadat edilmiştir.

Tepe Gençliği hareketi mensupları “karşılıklı sorumluluk / arvut hadatit” da  dedikleri “Fiyat Etiketi / Tag Mahir / Price Tag” terörist saldırılarına başladılar. Bu kişiler, yapılan saldırıların intikamını almak gerekçesi veya sadece kin ve zarar vermek maksadıyla Filistinlilerin okullarını, bahçelerini,  tarlalarını ve camilerini yakıyor, canlı hayvan sürüleri ile hasatlarını çalıyorlar. Nitekim Haham Mordehay Eliyahu, Havat Gilad yerleşim biriminin civarındaki bir tepeye çıkıp şu fetvayı vermiştir: “Yahudi halkının mirası topraklarda yetiştirilen ağaçlar, meyveleri ve ekilen hasat onların değildir.” Bu dini ruhsattan hareketle  tepeye yerleşip çevredeki arazi, bağ, bahçe ve tarlaya el koyan Tepe Gençliği üyeleri, varlıklarını korumak için gelen  Filistinlilere ateş açmaktadırlar. Herne kadar geçmişte Savunma Bakanı Ehud Barak bu kişilere “ev yapımı / dahili terör, Yahudi terörü” demişse de, maalesef bu vandalizme bugüne kadar herhangi bir ceza verilmemiş ve bir yaptırım uygulanmamıştır. İsrail’deki organik tarımın büyük kısmı, işgal edilen bu topraklardan elde edilmektedir.

Bu hareketin lider kadrosunda Amerikan Yahudisi, aşırı/köktenci Siyonist hareketin kurucusu ve günümüz militan Yahudiliğin ve aşırı sağ siyasetinin babası sayılan Haham Meir Kahane’nın (adı geçen İsrail parlamentosunda da görev yapmış, ABD’de Yahudi Savunma Birliği ile İsrail’de Kah Partisini kurmuş, bu hareket ırkçı söylemlerinden ötürü yasaklanmış ve kendisi 5 Kasım 1990’da New York’ta bir Arap tarafından öldürülmüştür.)  torunu Meir Ettinger, Kudüs’teki Har Homar ve Ateret Kohanim  Yeşivaları (dini okulları) hahamı Mordehay Ettinger bu hareketin liderleridir. Haham Ettinger, Kiliselerin inşasına karşı çıkarak, “İsrail hükümetinin Tevrat kanunlarına ve dini emirlere saygılı davranmadığı” açıklamasını yapmıştır. Adıgeçen Filistinlilerin evlerini yakmaktan dolayı Mart 2015’te göz altına alınmış, sonra serbest bırakılmıştır. 

Filistinlilere yönelik bu terör saldırılarının en acımasızlarından birisi Temmuz 2015’te Duma köyünde Devabişe ailesine yapılan hücumdur. Adıgeçen ailenin evi geceleyin yakılmış, 18 aylık Ali bebek ile, anne ve babası Riham ve Sa’d yanarak can vermişlerdir. Bu hadisenin failleri olarak yakalananlardan Amiram Ben Uliel (21 yaşında) Haham Etinger’in yakın arkadaşıdır. Yakalanan bu kişiler, aralarında Kudüs’teki Abbey Kilisesinin ateşe verilmesi, Kochav Hashar’da Filistinli bir çobana saldırı, Filistinli taksicinin Kfar Yusuf’ta yakılması, Akraba’da depoların ateşe verilmesi ve Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait onlarca otoya zarar verilmesi eylemlerine karıştıkları tesbit edilmiştir. Uliel’in yayınlanan fotoğrafı ile DEAŞ militanlarının fotoğrafları arasındaki kıyafet ve saç tipinin benzerliği keza dikkate şayandır. Yakalananlardan Mordehay Meir’in serbest bırakılması, diğerlerine ciddi bir cezanın verilmeyeceğinin ip uçlarını vermektedir.

Bu saldırılar sadece Müslümanlara karşı değil, Hıristiyanlara ve insan hakları savunucuları solcu/laik Yahudilere karşı da yapılmaktadır. Nitekim Beyt Şemeş’teki Katolik manastırı üç yıldan az bir sürede  ikinci defa saldırıya maruz kalmış ve Beyt Cemal’deki  mezarlığın haçları tahrip edilmiştir. Beyt Şemeş’teki Deyr Rafat manastırının duvarına İbranice Hz. Meryem (A.S.) ve Hz. İsa (A.S.) hakkında Tag Price imzasıyla burada kaleme alamıyacağım küfür ve lakaplar kullanılmıştır. Benzer ifadeler Kudüs’teki kiliselerin duvarlarına da 2014 yılında yazılmıştır. Öte yandan Tiberya Gölü kıyısında bulunan ve Hz. İsa’nın üç mucizesine şahitlik eden (balık ve somun ekmeğinin bereketlenmesi ile deniz üzerinde yürümesi) Tabagh Kilisesi yine bu hareket mensuplarınca 18 Haziran 2015’te ateşe verilmiş ve duvarlarına İbranice “putperestler” yazılmıştır. Batı basını ne hikmetse bu saldırılara yeterince yer vermemiş ve gündemde tutmamıştır.

Ayrıca Kudüs’teki ünlü İsrail insan hakları derneği B’Etselem binasında bir kaç gün önce (11 Ocak 2016) çıkan yangın, herne kadar itfaiye tarafından “yangının elektrik kontağından çıkmış olabileceği ihtimalinin yüksek olduğunun”  açıklanmış olmasına rağmen kuşkuları gidermemiştir.     

“Price Tag” saldırıları ABD’nin 2013 yılı terör raporunda terörizm olarak nitelendirilirken, İsrail Başbakanı Netanyahu bu suçlamları reddetmiş, güvenlik kabinesi ise bu mütecaviz saldırıları “yasal olmayan oluşum” diye adlandırmıştır. BM verilerine dayandırılan 2013 ABD Ülke Terör raporunda, aşırı görüşlü İsrailli yerleşimcilerinin Filistinlilere 399 saldırı yaptığı, Filistinlilerin yaralandığı, Kudüs ve Batı Yakası’nda beş cami ve üç kilisenin tahrip edildiği kaydedilmiştir. Keza 1967’den beri 800 bin zeytin ağacı yok edilmiş ve bundan 80 bin Filistinli aile olumsuz biçimde etkilenmiştir. Ne yazık ki Filistin köylüsünü bu silahlı teröristlerden koruyacak bir organ ve kesim bulunmamaktadır. Ne İsrail, ne de varlığı ile yokluğu belli olmayan Filistin Özerk Yönetimi güvenlik güçlerinin önleyici bir faaliyeti yoktur. Nitekim İsrail iç güvenlik örgütü Şin Bet’in eski başkanı 8 Ağustos 2015’te Yediot Ahronot’ta çıkan demecinde, “İsrail hükümetinin Yahudi terörüyle mücadele etmekten kaçındığını” açıklamıştır.

İsrail’in 1967’de işgal ettiği Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki 247 Yahudi yerleşim biriminde şu anda takriben 600 bin dolayında yerleşimci iskan etmektedir. 

Yahudilik, Hıristiyanlık ve Budizm de dahil olmak üzere bütün inanç kesimlerinde  maalesef aşırı unsurlar ve teröre meyyal gruplar bulunmasına rağmen medya, dünyada güçsüz ve etkisiz olan Müslüman coğrafyanın muktedirsizliğinden bilistifade, “terörizm ve terörist” denilince giriştiği algı operasyonuyla sadece Müslümanları gündeme getirmekte ve sürekli bu husus işlenmektedir. Yazılı, görsel ve internet medyası çifte standart uygulayarak başka din mensuplarından ve oluşumlardan bahsetmemektedir. Mesela 22 Temmuz 2011’de Oslo’da hükümet binasına bombalı minibüsle saldıran Anders Behring Breivik’in bu saldırısı, hadisenin üzerinden daha bir kaç saniye geçmeden “Müslüman / Arap terörist” işi diye uluslararası medyada hemen dillendirilmiş, bu olayın hemen akabinde Utoya adasında 69 genç kız ve delikanlıyı öldürüp 319 tanesini yaralamasının ardından aşırı sağ görüşlü Norveçli bir Hıristiyan olduğu anlaşılınca, tedavüle konulmuş bulunan “terörist” kavramı hemen “meczup ve psikolojik rahatsızlığı bulunan” şahıs terimi ile değiştirilmiştir. Bu iki yüzlü yaklaşım ise, gücü elinde bulunduran kesimlerin hakikatleri ne denli eğip büktüğünün somut bir kanıtıdır.                

Yazarın Önceki Yazıları
DEAŞ-PKK-FETÖ ve İsrail Medya Okuması 05.01.2017İran: Açılan Şehitlik Kapısı ve Düşmana Vatanında Saldırmak 17.12.2016Halep’in Düşmesi ve Çeçen Kuvvetleri Suriye’de 14.12.2016Kerbela Bir Kıyam Değil Can Güvenliği Hadisesidir 08.12.2016Kerbela Hadisesi, Şiiliğin dönüşümü ve günümüze yansımaları 15.10.2016Perez: Filistinliler onu hep tartıştı... 10.10.2016İsrail Ordusunun Strateji Belgesi 09.09.2016FETÖ’cü 15 Temmuz Darbe Kalkışması ve dünya basını... 20.07.2016Suriyelilere vatandaşlık... 14.07.2016Avrupa’da Sağın Yükselişi ve İslam Düşmanlığı 23.06.2016Humeyni – ABD İlişkileri..Mergber Amerika mı? Beri Gel Amerika mı? 11.06.2016Ramazan Ayı ve Namazın Hatırlattıkları 06.06.2016Taliban ve İran.. Mansur’un öldürülmesi ve Afganistan’ın geleceği... 27.05.2016Erdoğan, Davutoğlu ve İmam Maverdî 07.05.2016Irak Hızlıca Acemleşiyor... 18.04.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.