YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İran - El-Kaide ilişkileri ve Bin Ladin’den Türkiye’ye tehditler
10 Mart 2016 09:24

ABD tarafından 2011’de öldürülen el-Kaide lideri Usame Bin Ladin’in Batı basınında neşredilmeye başlanan ve Pakistan’daki evinde bulunan mektuplarının birinde, örgütünden Türkiye’deki faaliyetlerini sürdürmelerini, ancak,  el-Kaide'ye sunduğu yardımlar ve kolaylıklar nedeniyle İran’a saldırmaması talimatını verdiği ortaya çıkmıştır.

Bin Ladin, Kerim adındaki yardımcısına gönderdiği 18.10.2007 tarihli mektubunda (http://www.documentcloud.org/documents/2729596-Letter-to-Karim.html),  adı geçenin kendi başına aldığı kararla İran’ı tehdit etmesini ve rehine almaya kalkışmasına karşı çıkıp, adeta yardımcısını haşlamış,  “bu eyleminden dolayı çok şaşırdığını, bir daha bu tür eylemlere yeltenmemesi” uyarısında bulunup el-Kaide ile İran arasındaki ilişkilere vurgu yapmıştır:

“İran’a tehditler meselesinde bazı mülahazalarım var. Siz ve dava arkadaşlarımızın aşağıdaki uyarıları dikkate almanızı umuyorum.

Hepimizin çıkarına halel getirecek böyle bir tehlikeli konuda neden bizimle istişare etmedin. Bu önemli meselede bizimle istişare etmenizi beklerdik.  Malumunuz olduğu üzere İran, rehineler meselesine ilaveten maddi yardımlar, insan kaynağı ve iletişim açısından ana damarımızdır.”

Bin Ladin yardımcısının İran’a yönelik tehditleri niçin savurduğunu anlamadığını, yerine getirmeyeceği söz ve vaatlerde bulunmamasını, aksi halde inandırıcılığının kalmayacağını, kendisinin İran’ı tehdit etmeye karşı olduğunu belirterek mektubuna şöyle devam eder:

“Sana saldırılmadığı ve büyük zarar verilmediği sürece İran’la savaşmaya gerek yok. İranlılara saldırma. Bütün gücünü ve kuvvetini Haçlılarla ve mürtedlerle savaşa ayır. Lübnan ve başka yerlerdeki cephelerde de görüşüm bu yöndedir” diyerek İranlılarla müzakareler içinde bulunmanın daha yararlı olacağı ikazında bulunur.

İran ile el-Kaide arasındaki ilişkiler yıllardır dile getirilmektedir. Söz konusu bağlantı bu defa Bin Ladin’in mektuplarıyla da teyit edildi. Muhtelif Avrupa ülkelerinde terörist saldırılar yapmak üzereyken yakalanan ve 2012’de Almanya’da mahkemesi yapılan Afgan asıllı Alman vatandaşı Ahmad Wali Siddiqi, İran’ın kendilerine nasıl yardımcı olduğunu, Sünni Sistan ve Belucistan Eyaletinin başkenti Zahidan’da el-Kaide ve Özbekistan İslami Hareketi kamplarının bulunduğunu, İran’ın bu kentte el-Kaide’nin Afganistan ve Pakistan’da savaşacak militanlarını eğittiğini itiraf etmiştir. ABD Hazine Bakanlığı da 2011 yılında İran ve el-Kaide arasında para trafiği varlığını ortaya koymuştur. (http://www.weeklystandard.com/print/al-qaedas-network-in-iran/article/634428)

İran yıllardır barındırdığı Bin Ladin’in damadı Süleyman el-Gays’ı 2013 yılında ülkesinden atınca bu kişinin Türkiye’ye geldiği tesbit edilmesi üzerine ülkemizden gönderilmiş ve ABD onu Ürdün’de yakalamıştır. 

Keza Kanada, yolcu trenine saldırı yapma girişimi nedeniyle 2013’te yakaladığı iki kişi ile İran’daki el-Kaide arasında bağlantılar bulunduğunu beyan etmiştir. İran bunu herzamanki gibi yalanlamıştır. http://www.bbc.com/news/world-us-canada-22263325

El-Kaide’nin İran’da bulunan yetkililerinden Saleh al-Qarawi yönetiminde 2007 yılından beri Körfez ülkelerindeki ABD hedeflerine saldırılar yaptırdığı basında yer almıştır. (http://english.aawsat.com/2015/02/article55341746/iran-coordinating-with-al-qaeda-since-2007-to-target-us-interests-in-kingdom-dubai-sources)

Wikileaks belgelerinde de İran – el-Kaide bağlantıları açıkça izhar edilmiştir. (http://www.weeklystandard.com/article/488268;  http://www.weeklystandard.com/wikileaks-the-iran-al-qaeda-connection/article/520538)

El-Kaide’nin İran’la ilişkileri Bin Ladin sonrasında günümüzde de devam etmektedir. DEAŞ sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani, “Eymen Zevahiri’nin el-Kaide mensuplarına İran’la savaşmaktan kaçınmaları” emrini verdiğini, DEAŞ’ın el-Kaide ve “cihat önderlerinin” tavsiye ve yönlendirmeleri nedeniyle İran’ı kan gölü haline getirip onunla savaşa muktedir olduğu halde buna yeltenmediğini, “İran’daki Rafizileri” kendi hallerine bıraktığı itirafında bulunmuştur. (http://www.longwarjournal.org/archives/2014/05/iran_owes_al_qaeda_invaluably.php#ixzz31bHwcWH9%20target= )

Bin Ladin’in yukarıda mevzubahis mektubunda Türkiye’ye tehditler de savurmuştur. Adıgeçen, “Türkiye meselesine gelince, Türkiye’deki çalışmalarımız bizim faaliyetlerimizle bağlı olmamalı, ancak yarar (kazanım/leh) ve zarar (aleyhte/kayıp) temeline dayanmalıdır. Dolayısıyla benim önerim Yahudilere ve Haçlılara karşı büyük bir eylem imkanı bulununcaya, leh ve aleyhimiz hanesini iyice tartıncaya  kadar faaliyetlerimizi askıya almaktır. Ve sanırım onlarla Kürdistan arasındaki gerilimler sizin çıkarınızadır” talimatını verir. Bin Ladin’in PKK’dan yarar umması ilginç bir gelişmedir. Terör örgütlerinin birbirinden beslendiği ve değirmenlerine su taşıdığının tipik bir örneğidir. Günümüzde Suriye’de DEAŞ ve PYD/YPG arasında  benzer karşılıklı rol dağıtmalara şahit olmaktayız.

Hatırlanacağı üzere el-Kaide terör örgütü, 15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da dört ayrı bombalı araçla iki sinegog, HSBC Bankası ile İngiltere Başkonsolosluğunu hedef almış ve 57 kişiyi öldürmüştür.  

Aslında bu şaşırtıcı bir durum değildir. Ülkemiz iç ve dış siyasetinde, şeffaf davranıp gizli ajanda yürütmediğinden mütemadiyen içeride ve dışarıda etnik, ideolojik ve din kisveli terör örgütlerinin hedefi haline gelmiştir.

Halbuki “takiyye” ruhu hücrelerinin bütününe sinen İran, devlet yapılanması ve kuruluş felsefesi gereği zahirde ve batında hep ikili oynamıştır. İran 1979 Devrimini birlikte yaptığı çeşitli sol, etnik, muhafazakar hareketleri, devrimin akabinde ezmiş ve sadece Halkın Mücahitleri örgütünden ses getiren eylemlere maruz kalmıtır. Bilahare ABD’nin Irak’ı işgali  ve dolayısıyla o ülkenin çabalarıyla bu örgütten de kurtulmanın fırsatını yakalamıştır. Mesela İran Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Dr. Abdurrahman Kassımlu “İran’daki Kürt meselesinin çözüme kavuşturulması” konusunda görüşmeler yapmak vaadiyle bir araya geldiği İran devlet görevlileri tarafından 13.7.1989’da Viyana’da öldürülmüştür. Keza 1979 devriminden beri “Amerikaya Ölüm, İsral’e Ölüm” sloganlarını namütenahi halkına tekrarlatan ve beslediği basın yayın organları üzerinden dünyada kamuoyu oluşturmaya çalışan İran’ın, bu güne kadar bu iki ülke aleyhine gerçekleştirdiği ve yaptığı hiç bir eylemi bulunmamaktadır. Bilakis bu iki ülkeyle sürekli gizli görüşmeler gerçekleştirdiği, bunlardan silah aldığı (1985-1987’deki İrangate/Albay Oliver North skandalı / İran-Kontagate) ve bu üç ülkenin yaptıkları faaliyetlerle devamlı birbirilerine zemin ve güç kazandırdıkları bir vakıadır.

İran, ayrıca İsrail düşmanlığını istismar edip İslam dünyasında zemin kazanmış ve askeri gücünü arttırmıştır. Ne hikmetse bugüne kadar tek bir vatandaşını bile bu uğurda kaybetmemiş, insani yardım faaliyetlerine katılmamış ve İsrail’e yönelik doğrudan bir hareket içerisinde yer almamıştır. Proxy war (dolaylı / aracılı / taşeronlu savaş) yoluyla Lübnan’daki Hizbul.. örgütü eliyle İsrail’le mücadele yoluna girmiş, lakin bu mücadeleyi de hemen kendi lehine devşirip bu ülkeyi adeta içten içe ele geçirmiştir. Halbuki İsrail devleti ve Yahudi halkına karşı olmayıp Siyonist aşırı görüşlere duyarlı olan Türkiye, dokuz vatandaşını Gazze’ye insani yardım maksadıyla giden Mavi Marmara Gemisi hadisesinde (31.5.2010) şehit vermiştir.  Geçen ay Hamas Lideri Halit Meş’al İran’ın İsrail’e ilişkin bu iki yüzlü siyasetini eleştirmiş ve İran’ın kendilerine yardım yaptığı yolunda dünyayı kandırdığını, bu hususta çok mübalağa ettiğini ve bu ülkeden son yıllarda hiç bir yardım almadıklarını açıklamıştır.  

Sözün hülasası İran, yine Acem oyunlarıyla yeni yeni kurgular kurmaktan çekinmemektedir. Bu kurgular şu anda Batılı ülkeler ve Rusya’nın çıkarlarına yaradığından fütursuzca davranmaktadır. Müslüman coğrafya birbiriyle kavga ederken, Yaradanın bahşettiği yer altı ve yer üstü kaynaklarını maalesef başkaları sömürmekten ve talan etmekten geri durmamaktadır.

Bu ülkeye karşı duyarlı ve dikkatli olmak gerekir. Türkiye el-Kaide ve DEAŞ terörüne kurbanlar vermesine rağmen, DEAŞ kurucusu Zerkavi’nin İran aracılığıyla Irak’a geldiği bilinmesine karşın bu ülke, Paralel Örgütün bilinçli biçimde kurguladığı ve yaydığı “Türkiye’nin DEAŞ’ı desteklediği” iftiralarını kendi basınında ve etkili olduğu diğer ülkelerdeki medya organlarında yer vermekten imtina etmemektedir. Bu iftiraları Batı basını da tekralamaktan geri durmamakta ve bütün bu bağlantılara rağmen İran’a hoşgörü ve müsamaha gösterilmektedir. Bir Acem palavrası olan “İran’ın aşırı radikal dini örgütlere karşı olduğu” savı altan alta  desteklenmektedir.

Yazarın Önceki Yazıları
Bilişim Çağının Yeni Evresi: Kuantum İnterneti 2030’da... 02.10.2017Savaşa Çekilmek İstenen Türkiye ve Şeytanlaştırılan Barzani 22.09.2017Türkiye’nin PKK/PYD, ABD, İran ve Irak’la Mücadelesi 26.04.2017DEAŞ-PKK-FETÖ ve İsrail Medya Okuması 05.01.2017İran: Açılan Şehitlik Kapısı ve Düşmana Vatanında Saldırmak 17.12.2016Halep’in Düşmesi ve Çeçen Kuvvetleri Suriye’de 14.12.2016Kerbela Bir Kıyam Değil Can Güvenliği Hadisesidir 08.12.2016Kerbela Hadisesi, Şiiliğin dönüşümü ve günümüze yansımaları 15.10.2016Perez: Filistinliler onu hep tartıştı... 10.10.2016İsrail Ordusunun Strateji Belgesi 09.09.2016FETÖ’cü 15 Temmuz Darbe Kalkışması ve dünya basını... 20.07.2016Suriyelilere vatandaşlık... 14.07.2016Avrupa’da Sağın Yükselişi ve İslam Düşmanlığı 23.06.2016Humeyni – ABD İlişkileri..Mergber Amerika mı? Beri Gel Amerika mı? 11.06.2016Ramazan Ayı ve Namazın Hatırlattıkları 06.06.2016Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.