YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Kobani saldırılarının perde arkası
25 Haziran 2015 22:00

Türkiye, Meclis Başkanlığı seçimlerine hazırlanırken, Kobani olarak bildiğimiz Suriye’nin Ayn-el Arap kentine IŞİD tarafından yapılan intihar saldırıları gündeme bomba gibi düştü...

Terörün her koşulda hukuk dışı ve kabul edilemez olduğunu belirtip, saldırıların perde arkasında yatan ve dolaylı olarak Türkiye’yi hedef alan oyunu deşifre edelim...

Saldırılardan hemen sonra, Batı basınında IŞİD’in bölgeye, güneybatıdan ve kuzeyden sızdığı haberleri servis edilirken, aslı astarı olmayan bu iddia Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından derhal yalanlanıp, Türkiye’yi aklayacak kanıt niteliğinde görüntüler olduğu vurgulanmıştır...

Aklanmak, diyoruz... İşte işin özü de bu noktadan anlaşılıyor. Basit bir tersten okumayla, aklanmak istiyorsak “suçlandığımızı”  fark etmemiz gerekir...

Küresel kirli odaklar, Türkiye’yi terör örgütü IŞİD ile ilişkilendirip, Kobani saldırılarını bahane ederek ülkeyi hedef tahtasına oturtmak için planlar yapmışlardır... Ne ile suçlandığımızın cevabı işte budur...

Bu süreçte yapılacak eleştiriler, alınacak tavırlar, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı olacaktır. Milli unsurlarımız bu bağlamda atacaklara adımlara çok dikkat etmelidirler...

Kobani’de yaşananları, Türkiye ve Suriye tarafı olmak üzere çift yönlü analiz etmek gerekir, Ortadoğu’da oynanan satranç oyununda küresel güçler bir taşla iki kuş vurmak istemektedirler...

Birincisi; Türkiye’de iç siyaseti, AK Parti ve devletin kurumlarını terörle ilişkilendirmek suretiyle karıştırmak, uluslararası toplumun gözündeki prestijini yıpratmaktır.

İkincisi ise, IŞİD’i Suriye’nin kuzeyinde danışıklı dövüş aracı olarak PYD’ye karşı kullanmak ve bölgede PYD’yi “meşru resmi muhatap” haline getirmektir.

Türkiye’nin kendini aklama konusunda bir sıkıntısı yoktur. Nihayetinde, izlediği politikalar dürüst ve etik dış politika kuralları çerçevesindedir. Uluslararası basının algı operasyonu, devletimizin kurumları tarafından çökertilecektir, bundan kimsenin şüphesi olmasın...

Daha tehlikleli olan ise, Suriye’de ÖSO’nun, yani iç savaşın ilk yıllarındaki meşru resmi muhalif unsurun Rejim güçleri – PYD – ABD tarafından anlaşmalı bir şekilde saf dışı bırakılması sürecidir. MİT’in yardımlarının Türkiye içindeki vatan hainleri tarafından sabote edilmesinden sonra, ÖSO’nun bölgedeki mücadele gücü zayıflamıştır...

ÖSO’nun bölgede zayıflaması ve yalnızlaştırılması, Suriye’de istkrar tesis edilirken kuzey bölgeler için muhatap alınacak gücün PYD haline gelmesine sebebiyet vermektedir...

Bu durum aynı zamanda, yakın gelecekte Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesinin de tanınması anlamına gelecektir ki; bu Türkiye için istenmeyen  ve uzun vadeli menfi etkilere sahip  bir sonuçtur...

Esad’ın sözde meşruiyeti olduğunu söylediği kendi(!) ülkesinde yaşananlara seyirci kalması ise Suriye’nin, ABD ve Rusya’nın menfaatlari doğrultusunda bölüneceğini kanıksamış olmasındandır...

Küresel güçlerin hayalini kurdukları Suriye, kuzeyinde Kürt bölgesi, güneybatısında Esad hakimiyetinde Lazkiye bölgesi, ve güneydoğusunda da IŞİD’e terkedilmiş bölgelerden ibarettir...

Türkiye bu oyunu görüp, oyunu bozacak hamleler yapmalıdır. Oyunu bozacak hamlelerin iki ayağı vardır...

Birincisi diplomatik ayaktır;

ÖSO’yu yeniden diplomatik çabalarla Suriye’de “resmi meşru muhalefet” konumuna yükseltmektir. Kuzey Irak’ta Kürt Bölgesi’ne meşruiyet kazandırılırken yapılan hatalar tekrarlanmamalıdır...

İkincisi ise askeri ayaktır;

Yapılacak olası askeri müdahalelerde, Küresel güçlerin eline koz vermemek adına gerekli tüm uluslararası kanallara başvurulmalı, yetersiz kaldığı durumda ÖSO ile ortak harekatlar düşünülmeli  ve uygulanmalıdır.

Kuzey Suriye’de Kürt Bölgesi kurulmasının Türkiye açısından kabul edilemez olduğu, herşeyden önce bu bölgedeki Kürt varlığının çoğunluk haline getirilmesinin suni yollardan tesis edilmeye çalışıldığı, asla akıllardan çıkarılmamalıdır...

En önemlisi ise atılacak adımların ve alınacak önlemlerin gecikmeden bir an önce gerçekleşmesidir ki; bu nokta, illa bir koalisyon olacaksa Türkiye’nin bölgedeki menfaatleri doğrultusunda hızlı ve doğru kararlar alabilecek tek koalisyonun AK – Milli koalisyon olduğunu bize kanıtlamaktadır...

Fatih DEMİRCİOĞLU

25.06.2015

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.