YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İttihat ve Terakki Mirası: CHP'nin Dış Politikası
09 Temmuz 2015 16:32

Osmanlı’da siyasi partiler bilindiği gibi Jön Türkler döneminde ve I. Mebusan Meclisi’nin açılmasıyla birlikte Türk Siyasal Hayatı’na entegre olmuşlardır...

Sultan II. Abdülhamit’e karşı birleşen ve 1885’ten sonra gizli bir cemiyet olarak ortaya çıkan şer odakları İttihat ve Terakki çatısı altında faaliyetlerine başlıyordu... Çoğunluğu asker kökenli olan, sözde aydınlar ve dış mihraklar tarafından desteklenen bu yapı, Sultan II. Abdülhamit’in Osmanlılık ve İslam’ı öne çıkararak İmparatorluğu yeniden ayağa kaldırması fikrine tahammül edemiyorlardı...

Bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne mensup subaylar ayaklandı. Enver Paşa’nın ardından tarihimizde bolca görülen beceriksiz cuntacı - komitacılardan birisi olan Kolağası Resneli Niyazi Bey de ayaklanıp dağa çıktı. Tek dertleri Abdülhamit’i devirmekti. Geleceğe ilişkin bir projeleri ve teklifleri yoktu. “Abdülhamit gidecek, her şey yoluna girecek” diyorlardı. Aynı bugün, CHP’nin başını çektiği, Recep Tayyip Erdoğan düşmanı  muhalefet gibi...

Enver Paşa ile birlikte, Ortadoğu ve Balkanlar’ın bu kadar istikrarsız bir coğrafya olmasının müsebbibi Resneli Niyazi, aslında kendi ordusuna ve devletine isyan etmiş bir vatan haininden başka bir şey değildi. 1908 yılında, 160 haramiden oluşan çetesiyle beraber dağa çıkarken devletin silah, cephane, mühimmatını çalarak, bu yetmezmiş gibi bir de idaresi altındaki kışlanın 550 altın lirasını da zimmetine geçirmişti. Sonrasında köyleri basmış, kasabalarda harekâtlar düzenlemiş, bu para ve cephaneyi kendi dindaşlarını, vatandaşlarını vurmakta kullanmıştır.

Ahaliden kendi uydurduğu vergileri toplamış, ardından paralarını ve mallarını gasp ettiği köylülere sözde “acımış”, kendince çok ince bir davranış sergileyerek arkasından ola ki; “bir de devletin vergi memurları gelir, utanmadan vergi toplamaya kalkarlar” diye, bir emir imzalayıp bırakmış: “Benden sonra kimse vergi alamaz” diye...

Günümüz Makedonya topraklarında, düpedüz devlet içinde devlet oluşturan bu vatan hainini dönemin muhalif medyası, sırf Abdülhamit’e muhalefet ettiği için “Hürriyet Kahramanı” ilan etmiştir...

Sultan II. Abdülhamit nihayet II. Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldıktan sonra Enver Paşa da, Resneli Niyazi de dağdan indiler. Şöhretin kaymağını bir süre yiyen Resneli, zaman ilerledikçe kullanıldıktan sonra bir kenara atıldığını gördü. Nihayetinde de kim vurduya gitti ve öldü...

Bu hainlerin insafına kalan İmparatorluk da bir süre sonra ölecekti...

1908 darbesinden sonra “halkın istemediği inkılâp meşrutiyet”in yeniden tesis edilmesiyle faaliyetlerine siyasi bir parti olarak devam eden İttihat ve Terakki, 1913’ten 1918’e kadar tek başına iktidar olmuştu... Dış politikada hayati önem arz eden konularda yanlış adımlar atılması yıkımı da beraberinde getirecekti...

İttihat ve Terakki’nin sebep olduğu kayıpların başında Filistin ve Ortadoğu gelmektedir. Abdülhamit’in Filistin topraklarına geçişleri “kırmızı tezkere” denilen izne tabi kılması ve sadece kısıtlı bir süreyle bölgede kalınabilmesine müsade etmesi, Yahudiler’in o topraklarda bir devlet kurma planlarının önüne geçmişti...

Ancak daha sonra İttihat ve Terakki kırmızı tezkereyi kaldırarak Yahudiler’in Filistin’e yerleşmesine müsade etmiş ve bölgede Arap - Yahudi çatışmasının önünü açarak Osmanlı’nın zor dönemlerinde daha da zayıflamasına sebep olmuştur...

Diğer bir kayıp ise Balkanlar’daki toprak kayıplarıdır. Burada da İttihat ve Terakki boş durmamıştır. Önce Abdülhamit’in bölgedeki anlaşmazlıkarı kullanarak coğrafyayı daha kolay kontrol etmesini sağlayan Kiliseler Meselesi’ni halledip Yunan ve Bulgar tehdidini Osmanlı’ya çevirmiş oldu. Sonra da Balkanlarda milliyetçi politikalar uygulayarak zulüm ve baskı ile oradaki ayrılıkçı hareketleri körükledi. Ardından Balkan Savaşları geldi ve sonuçta Balkanlar kaybedildi...

İttihat ve Terakki, mevcut düzeni değiştirme adı altında aslında padişahı devirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de dış güçlerden, hem fikri hem de maddi yardımlar almıştır. Yani bir nevi devleti satmıştır. Balkanlar’ın kaybedilmesinin yanında izlenilen politikalar Kurtuluş Savaşı’nın da uzayıp daha çok can kaybedilmesine sebebiyet vermiştir...

İmparatorluğun felaketi olan bu oluşum daha sonra şekil değiştirerek Cumhuriyet Halk Fırkası adı altında varlığını devam ettirecek, “elitizm – militarist ırkçılık – laiklik”, başa bela bu partinin temel taşlarını oluşturacaktı...

Geçmişte sözde halkın refahı ve mutluluğu icin düzene karşı olarak gördüğümüz zihniyet, cumhuriyet döneminde CHP adı altında halkın kendi özgür iradesiyle seçtiği Adnan Menderes’i idam ediyordu.. Ardından, CHP düşman olarak karşısına milliyetçileri alıyor, ülkeyi her zamanki gibi çatışmaya sürükleyecek ortamı yaratmayı tekrardan başarıyordu. Sonuçta kendi kendilerine yarattığı ve büyümesini sağladığı olayları bahane edip bir kez daha ordu ile el ele darbe yapıyordu. 1990’lı yıllara geldiğimizde kavga etmeden, ülkede belli kesimleri düşman olarak gormeden siyaset yapmayı beceremeyen CHP zihniyeti bu yıllarda  kendilerine düşman olarak inançlı insanları seçmişlerdi. Kurmaca planlarla inançlı insanları milletin gözünde küçük düşürüyor ve çamur at izi kalsın mantığıyla türlü iftiralar atıyorlardı.. Sahte şeyh ve tarikatlarla halkın gözünde tarikatları cumhuriyet düşmanı olarak etiketliyorlardı..

Her konuşmasında AK Parti ve Erdoğan’a “halkı kutuplaştırıyorsunuz, ayrıştırıyorsunuz” diye saldıran CHP’nin kendi tarihine dönüp bakması gerekir. CHP, kendi ürettiği çeşitli kutuplaşmalar ile ülkenin iç siyasetini tahakküm altına almış tarihsel bir beladır...

Cumhuriyet tarihi boyunca izlediğimiz CHP’nin dış politikadaki yeteneksizliği ise İttihat ve Terakki’yi mumla aratır cinstendir...

İmparatorluk yıkıldıktan sonra, Ortadoğu’yu ve Balkanlar’ı kaybetmemize rağmen, elimizde bu bölgeler üzerinde hala etkinliğimizi ve nüfuzumuzu devam ettirecek güçler bulunuyordu... Birincisi Halifelik’ti... Ümmet halifeye derin bir gönül bağı ile bağlı ve gücüne itibar ediyordu. CHP’nin ilk icraatların biri devrim adı altında, bu makamı kaldırmak oldu. Bir diğeri ise Ortadoğu ve Balkanlar’ı manevi bir bağ ile Anadolu’ya bağlayan Tekke ve Zaviyeler’di. CHP’nin 1925’te bir kanunla Tekke ve Zaviye’leri de kapatması ümmetle ve dolayısıyla İmparatorluk coğrafyasıyla bağları tamamen koparmış oluyordu...

Lozan Görüşmeleri’nde Musul, Kerkük ve Adalar, İnönü’nün dış politikadan anlamazlığı ve İngiliz yardakçılığı yüzünden kaybediliyor, adeta Sevr’in amacına ulaştığının kanıtı olan Lozan, büyük bir zafer gibi lanse ediliyordu...

Musul’u vermeye razı olan İngilizler’in, I. Dünya Savaşı sonra iç politikada düştüğü kaotik durumdan avantaj elde etmek yerine, meselenin İngiltere’nin etkisindeki Milletler Cemiyeti’ne götürmeye razı oluyor ve buraların kaybedildiğinin kabullenildiğini tescil ettiriyordu...

Devri yapılmamış ve uluslararası anlaşmalarla Osmanlı’ya ait olduğu bilinen adaları, halefi olmasına rağmen, meşruiyet kaygısıyla egemenliği altına almayan İnönü, II. Dünya Savaşı sonrasında On İki Ada’nın Türkiye’ye devri için yapılan teklifi  “Bizim On İki Ada’yla bir ilgimiz yoktur” diyerek reddetmişti. Hatta bu adaların coğrafi olarak yanıbaşımızda bulunduğundan bile bihaber olduğu sonradan ortaya çıkmıştı...

İnönü ve CHP, Hatay’ın topraklarımıza katılmasına da karşı çıkmıştır. Gerekçesi sorulduğunda ise cevap olarak “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi gösterilecekti...

Yakın geçmişe ve günümüze baktığımızda da CHP’nin dış politika yeteneksizliğinde bir değişim olmadığını rahatlıkla görebiliriz...

1 Mart Tezkeresi’nin meclisten geçmemesini sağlayan CHP, dolayısıyla Irak’ta güvenli bölge oluşturarak bölgede Türkiye’nin nüfuzunun arttırılmasına engel olmuştur...

Suriye özelinde Ortadoğu’da, Türkiye’nin zalimlerden değil mazlum halktan yana tavır sergilemesini “Ne işin var senin Mısır’da, Suriye’de?” diyerek eleştiren CHP, son dönemde Türkmenler’e yapılan silah ve mühimmat yardımını engelleyen “MİT Tırları Operasyonu”‘na da açıktan destek vermiştir...

Şu anda ise Türkiye Suriye’ye müdahale etmek istiyor, fakat yine CHP karşı çıkıyor. Amaç her zaman ki gibi destek değil köstek olmak... Değişen dengelerle birlikte, Türkiye’nin Ortadoğu ve Balkanlar’da ortaya çıkan istikrarsızlıkları lehine çevirebileceği fırsatları iyi bir şekilde değerlendiremesine engel olmak için çabalıyorlar...

İttihat ve Terakki koskoca bir İmparatorluğu yağmaladı... CHP ise Yükselen Türkiye’yi yağmalamaya çalışıyor...

İslam Ümmeti ve Türk Milleti olarak, geçmişte bu zihniyet yüzünden “neler katbettik, bugün bize neleri kaybettirmeye çalışıyorlar?” farkında mıyız acaba?

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.