YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Hakk dava ve sağlam duruş
18 Haziran 2015 12:17

İnsanlık tarihinin utanç anlarını tozlu raflardan okurken, ister istemez “film gibi” gelir insana anlatılanlar, bilimsel – teknolojik devrim ile dünyanın cebimize girecek kadar küçüldüğü bu çağda ise insanlığın utanç verici kararlara imza atışına gözlerimizle şahit oluyoruz. Şahit oldukça “şok olmaktayız”.

Mısır’da, Mursi ve seçilmişlerin idam cezasına çarptırılmalarını tarih asırlarca insanlığın utanç anları arasında yazacak. Akıbet ne olursa olsun, savunulan “Hakk dava”’nın nihayete ulaşması engellenemeyecektir. Hakk’ın karşısında yer alan Firavun’lar yüce Allah’ın(c.c.) kendileri için verdiği vaade elbette kavuşacaklardır.

Mısır’da yaşananlara dair hislerimizi kalplerimizde yanan kordan ateşe emanet ederek, Türkiye gündemini meşgul eden gelişmelere dönelim...

7 Haziran sonrası ortaya çıkan tablo, olası bir erken seçimden en kârlı çıkacak partinin AK Parti olacağını şeksiz şüphesiz gösterse de, AK Parti’nin devletin bekasını düşünerek samimi bir biçimde koalisyon kurma girişimlerinde bulunuyor...

AK Parti’nin alışılagelmiş siyasi partilerin kimlik tanımlamalarına uymayan, adeta milli menfaatlere adanmış, “toplumsal hareket” karakterinde bir hizmet oluşumu olduğunu mütemadiyen müşahade ediyoruz.

İç-dış düşmanlar ise topyekün kalkıştıkları bu taarruzdan yenik ayrılmayı içlerine sindirememiş, hin planlarını kurmaya devam ediyorlar.

Toplumsal genlerimize en uygun koalisyonun AK Parti – MHP koalisyonu olduğunu gören düşmanlar, AK Parti’nin taban desteğini sarsacak bir koalisyon seçeneği olan AK Parti – CHP koalisyonunun içine çekmek için her türlü planı ve kişiyi kullanmaktalar...

Fitne sever, Ahmet Sever’in yazmış olduğu kitap ve ardından yaşanan gelişmeler de bu hin planların bir parçası...

Abdullah Gül’ün, kitabın raflarda yerini almasından sonra uzunca süre sessiz kalışı ve yaptığı açıklamanın “çürük duruşu” AK Parti’nin kritik bir sürece girdiğinin işaretlerini de vermekte...

Sevindirici olan ise AK Parti tabanının kenetlenmiş ve “sağlam duruş” gösteriyor olması... Abdullah Gül üzerinden yürütülecek AK Parti’yi bölme girişimi, muhtemelen 11. Cumhurbaşkanını ikinci Abdüllatif Şener haline getirecektir.

Abdullah Gül’ün geçmişte vermiş olduğu demeçlere bakarak aktif siyaseti “çok seven” bir karakteri olduğunu anlamak zor olmaz, yine de yaşanan gelişmelerde ortaya koyduğu  “temkinli” tavır ve “kaçamak” ifadeler, Abdüllatif Şener konumuna düşmeyecek kadar zeki ve siyasetten anladığını da gösteriyor...

Neticede AK Parti’nin tabanı dışardan “gaz vermekle” çatırdayacak bir taban değildir. Gül mevzusu da bu açıdan büyütülmeye değmeyecek bir konu olacaktır.

7 Haziran tablosunun kısa vadeli zararlarını tez elden yaşamaya başladık yaşıyoruz. Uzun vadeli sonuçları olabilecek iki önemli olay olan, üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı inşalarının durdurulması, meselelerine dikkat çekerek herkesi tefekküre davet etmek ise elzem...

Türkiye gündemi böyle yoğun bir mesaiyle meşgulken, Süleyman Demirel, geçmiş siciline yaraşır bir şekilde, fakat bu sefer siyasi salvolarıyla değil, ölümü ile gündemi bir nebzede olsa değiştirmeyi başardı...

Politikacı kelimesini, gerçek devlet ve millet adamlarını hariç tutararak etimolojik anlamıyla kullanacak olursak, Eski Türkiye’nin kayda değer iki politikacısından biri İsmet İnönü, diğeri Süleyman Demirel’dir. Politika (Yalanlar) tarihi kitaplarına adlarını altın harflerle yazdırmayı başaran bu iki isim gerçekten de dünya standartlarında birer politikacı (y.......) idiler.

“Dil ile ikrar, kalp ile tasdik” şiarı gereğince zahirlerine bakarak ne yazık ki arkalarından “Allah rahmet eylesin” demek mümkün değil. Yine de kalplerinde ne olduğunu bilemediğimiz için bu konuda daha fazla birşey söylemeyi de doğru bulmuyoruz...

Gündemi meşgul eden bir diğer gelişme ise DAEŞ güçlerinin hiçbir çatışmaya girmeksizin Tel Abyad’ı PYD’ye teslim etmesi sonrası ortaya çıkan “Kürt bölgesi koridoru” sorunu...

İç-dış düşmanların, bu gelişmeleri “Kürt kahramanların, DAEŞ güçlerini ağır yenilgiye uğratması” olarak nitelendirererek algı manipülasyonu oluşturma çabalarını gözden kaçırmamak gerek...

Bu gelişme üzerine geleceğini Yeni Türkiye ile bütünleşmekte gören ve tarihsel olarak Kürt siyasal hareketinin gerçek temsilcisi konumundaki Barzani’nin, PYD ile tüm ilişkilerini kestiğini açıklaması, yaşananların Kürt halkının çıkarlarıyla ve Kürt siyasal hareketiyle de ilgisi olmadığını kanıtlar mahiyette olduğu için önemlidir.

Bu konuda lafı fazla dolandırmadan söylenecek şey kısa, açık ve nettir: Ankara’nın istemediği hiçbir gelişme bölgede kalıcı olamaz. Türkiye’nin tarihsel hinterlandında söz hakkı vardır, milli çıkarlarına tehdit olarak gördüğü bir durumda bölgeye müdahale etme hakkını saklı tutar ve gerektiğinde kullanır.

Ankara bu konuda kendinden emindir, devlete zeval getirecek bir durum söz konusu değildir.

Son söz: Kimsenin endişesi olmasın, yürüyüş devam ediyor. “Sağlam duruş” sürüyor, Hakk dava nihayetine doğru ilerliyor.

Fatih DEMİRCİOĞLU

17.06.2015

Yazarın Önceki Yazıları
Batı, Türkiye için dost hüviyetini kaybetme riski ile karşı karşıya 18.02.2016Papa ve Rus Patriği görüşmesi 16.02.2016Vakit varken 13.02.2016Düşman baharı göremeyecek 11.02.2016Savaş Sürüyor 05.02.2016Terörün Son Kozları ve Asıl Mesele 03.02.2016Yeni Türkiye'nin Kuruluş Savaşı 01.02.2016Mücadele Her Alanda Sürüyor 29.01.2016Sinsi Yılan İran 27.01.2016Diktatör Kime Denir? 26.01.2016İnsanlık İçin İslam Kardeşliği 24.01.2016Hayalet Şehirler" Planı Nasıl Suya Düştü 23.01.2016Hain Akıllar Yargılanmalı 21.01.2016Millet Yetkilendirdi, İhanet Gönderecek" 20.01.2016Beceriksiz Bölgesel Güç 01.12.2015Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.